TOHUM
Burhan Halit KOŞAN
İnkâr etme! Senin de gördüğünü biliyorum.
Bu modern çağın, bu sapık çağın paradigmalarının mürtedi olmak, hayatta olmanın, nefes alıyor olmanın, inançlı olmanın alâmetifarikasıdır. Hani demem o ki, Kapitalizmin mürtedi olmak, Siyonizm’in mürtedi olmak, Liberalizmin mürtedi olmak, insan olarak kalabilmenin mücadelesini verenler ile hakikati arayanların şiarıdır. Müktesebatı ve muhtevası ile insanı İslâm dışı anlayışa sürükleyen milliyetçiliğin mürtedi olmak veya mukaddes dinimizi bu sapkın çağın parametrelerine göre değerlendiren aforizmaların mürtedi olmak da insan olarak kalabilmenin mücadelesini verenler ile hakikati arayanların şiarıdır.
Dinî terminolojiye ait “mürtet” ifadesi her ne kadar bir dinden ayrılmak, bir dini terk etmek ve vazgeçme anlamına gelse de, mukaddes dinimize aykırı olan, İlâhî geleneğe aykırı olan, örfümüze aykırı olan her bir görüşten ayrılmak, vazgeçmek mânâsında kullandığımı fark etmişsinizdir. Algoritmasını, ekonomisini, politikasını, paradigmasını, yerel ve küresel görüş ekolleri ile anlayışını, altıgen suratlı Yahudi canilerin inşa ettiği bu modern çağın, bu iğrenç çağın her bir batıl teklifine “L” diyen, reddeden ve batıl görüşlerin mürtedi olan her bir insan güzeldir. Evet, bu modern çağın, bu iğrenç çağın mürtedi olmak güzel, bu modern çağın anlayışına ait her bir teklifi ilga etmek için mücadele etmek çok çok daha güzeldir.
Cumhuriyet ile yönetilen bir ülkede adalet olabilir mi?
Müesses nizâm, kaosu, karmaşayı, karışıklığı, kavgayı, gürültüyü, patırtıyı, yeknesaklığı, puta tapmayı doğallaştırıyor. Kirli müfredatıyla pirüpak çocukları zehirleyen, yetişkinleri ise feminizm, erotizm, nihilizm gibi nifak virüsleriyle kısırlaştıran putperest rejim, ahalimizin her birini atlıkarıncaya binen bir korkuluk, duygusuz bir ucubeye dönüştürmek için durmadan yalan uyduruyor ve safsatalarını fısıldıyor. Adi ve bayağı propagandanın yoluyla yalanlarını gerçeğe dönüştürüyor. Hakikati inkâr eden, üstünü örtemediği gerçekleri reddeden rejimin “inkâr ve reddetme” ilkesi, satranç masasındaki acizliğini ve kalibresi düşük politikalarını örtbas etmesinin kılıfıdır. Duygularını körleştirdiği ahalimiz ile ahalimiz adına akıl yürütme yeteneğine sahip olduğunu varsaydığı aydınları ile yol almaya çabalayan rejimin kendisi bile can çekiştiğinin farkında… Akdeniz’in kan ile köpürdüğünü görüyorum.
Yolsuzluk olmadan lüks yaşam ve şatafatlı bir hayat olabilir mi?
Güzel vatanımın çirkin aydınları bakıyorlar ama göremiyorlar, dinliyorlar ama işitmiyorlar, okuyor ama anlamıyorlar, anlıyor ama idrak edemiyorlar. Biz, bilgi ve dezenformasyonun ayırt edilmesinin zorlaştığı bu modern çağın karbon kâğıdı değil, saf bilginin hem zarfı hem mazrufu hem de ritmiyiz. Güzel vatanımın çirkinleri, yani düşünme melekesini kaybetmiş, muhakeme yapamayan, iki benzeyen arasındaki nüans farkını yakalayamayan, iki karşıtı değerlendiremeyen ve sorgulayamayan çürük aydınlar ile akademisyenler, çoklu krizlerin müsebbibi oldukları gibi, çoklu krizlerin tetiklediği istikrarsızlıklarında sanıklarıdır.
Düzenin bekçileri, ecel saatiniz işlemiyor mu?
Varlıklarıyla güzel vatanımı kirleten çirkin aydınlar ile ucube akademisyenler cürümlerini müşterek ve müteselsilen işliyorlar. Şatafatlı hayat sürmek için, 600 hokkabaz ile birlikte seri cinayetler işleyen, tefecilik yapan, bölücülük ve yolsuzlukta sınır tanımayan, tecavüz, tahdit ve tehditte müşterek hareket eden çirkin aydınlar ile ucube akademisyenlerin her biri beşinci kol faaliyeti yaptığı için, okşamak, sevmek ve gübre olmalarını sağlamak sevaptır.
Baykuşa sırça saray, bülbüle zindanın düştüğü güzel vatanımda mülâhaza yasak, mütalâa yasak, tenkit ve itiraz suç, tefrik ve temyiz kapalı olsa da ecel saati işliyor. Müesses nizâmın öfke nöbetleri, palavra referansları, safsata paradigmaları, halüsinasyonları can çekişiyor. Kesinlikle ve kesinlikle musallaya uzanacağını biliyorum, fakat kaç dakikasının kaldığını bilemiyorum.
Hafız! Hafız! Rızkımızı çalıyorlar, rızkımızı!
Tohumluk buğday öğütülür mü?
İster yerel direniş ister küresel direniş için strateji şart. Strateji dediğimiz olgu, bir lüks değil, niyet, ceht, azim, çaba, çalışma ve taktiklerimize ivme kazandıran gölgemizin pusulasıdır.
Ufukta beliren kan nehirlerinin gerçeğe dönüşmesi gerekmiyor. Batının ve batılın tetikçisi veya gangsteri olan müstemleke rejimi, İsrail ile birlikte Orta Doğu ve Kafkasları ultra lâik bir şemayla şekillendireceğinin hülyalarına kapılsa da bu asla ve kata gerçekleşmeyecek ve gerçekleştiremeyecek. Paradigmaları yalama, hukuku çürük ve zihniyeti külüstür olmuş bir anlayışın yeri riyaset değil, bitpazarı değil, cehennemin dibidir.
Takdir edersiniz ki, teori, gerçeklikle temas ettiğinde anlam kazanır. 600 hokkabazın erk makamına tasallut ettiği ve hukuk çatlaklarının değil, hukuksuzluğun; sehven ve hatanın değil, yanlışın; adaletin değil, yalanın, talanın, serkeşliğin, zevzekliğin, şebekliğin baş tacı edildiği bu modern, bu çirkef çağın son evresindeyiz. Keçi yolundan söyleyecek olursam, geçiş dönemindeyiz. ABD’nin dayattığı uluslararası düzensizlik, BM, NATO ve başında “uluslararası” kelimesi geçen UCM, UNİCEF tarzı yapıların Yahudilerin paravan örgütü olduğunun anlaşılması, yerkürenin yeni bir kamplaşma sürecine girmesi, evrensel ilkeler palavraları gibi fırıldaklıkların sobelenmesi bile geçiş döneminde olduğumuzun delilleridir.
Tarih bize, geçiş dönemlerinde zihniyet hastalıklarının çoğaldığını gösterdiği gibi, travma geçiren toplumların savaş ve ihtilâl ile sakinleştiğini de öğretmektedir. İçinde yaşadığımız bu iğrenç çağın şartlarına baktığımızda savaş cephelerinin çoğalacağını ve ihtilâllerin çok fazla şekilde artacağını göreceğiz. Türkiye, her ne kadar külüstür paradigmaları ve doğası gereği “Ülke sınırlarının değişmemesi, mevcut rejimlerin devam etmesi, yönetici kliklerin olduğu gibi kalması” üzerine hareket etse de bu beklentisi asla ve kata gerçekleşmeyecek.
Küresel cephe savaşları, küresel yolsuzluk ağlarını da oluşturuyor. Bu durum, olumlu veya olumsuz bir şekilde rejim değişikliklerini, iç savaşları, tetikçi ekonomiyi, ülke politikalarının gangsterler eliyle belirlenmesini temin ediyor. Ata mirasımız olan Gazze’ye baktığımızda bile bu durumu görebiliriz. İsrail, Filistin’i Filistinlilerin içinden devşirdiği katiller eliyle yönetme emelini gerçekleştirmeye ve iç savaşlarla kendilerini tüketmesini teşvik etmiyor mu?
İsrail, yani Yahudiler, doğal genetiklerinden gelen özelliklerinden dolayı “barış, antlaşma” gibi kelimelere yabancıdır. İsrail, “barış” uygulamasını varoluşuna yapılan bir saldırı olarak görürken, “antlaşma” dendiğinde ise kendisinin sınırlandırıldığı, kuşatıldığı, engellendiğine inanmaktadır. Bundan dolayı da İsrail, barış ve antlaşmadan değil, savaştan, çatışmanın artıklarından nemalanmaktadır. Yahudiler, çocuk mezarlığına çevirdikleri Gazze başta olmak üzere yeryüzündeki her bir milletin tohumluk buğdaylarını da öğütüyorlar.
Güzel insan, “tohumluk buğday” derken, neslin devamını sağlayan çocukları kastettiğimi anlamış olsan da ben, yine de ifşa edeyim. Her bir milletin tohumluk buğdayını öğüten, her bir milleti sentetik gıdalarla zehirleyen Yahudiler karşısında zafer kazanabilmemiz için, her biri Siyonizm’in temeline dayanan ve her biri cehennemin bir kalıntısı olan kapitalizmin, nihilizmin, liberalizmin, sosyalizmin, demokrasinin ve benzeri görüşlerin mürtedi olmakla gerçekleri kavrayabilir, hakikatin patika yollarında yürüyenlerden olabiliriz.
İnsanlığımızın kaynağını nereden alıyoruz?
İnsanlığımızın, düşünce, tefekkür, murakabe, zihniyet ve ahlâkî parametrelerimizin menşei kelime-i tevhit olduğuna göre, imân, aksiyon, kültür, sanat, ilim ve bilim gibi faaliyetlerimizin de bu esasa mutabık olması gerekir. Hani demem o ki, bu modern çağda, bu iğrenç çağın teklif ettiklerinin mürtedi olduğumuz ânda prangalardan kurtulabilir, kurtuluşa erenlerden oluruz. Unutmayalım ki, en iyi arkadaşlarımız bize edebli, sadakatli, merhametli, şefkatli, hoş görülü olabilmeyi, affedebilmeyi öğretir. Evet, kelime-i evhit ve kelime-i şehadet ile arkadaş olduğumuzda dağları aşar ve yeni bir nizâm kurabiliriz.










