TÜH SURATINA!
Necip Fazıl Kısakürek
Tüh suratına o topluluğun, hususiyle gençlik iddiasındaki o haylazlar grubunun ki, beş vakit namazını elektronik hesap makinesi edâsiyle kılar ve mücadele adına bu türlü makine adamları çoğaltmaktan başka bir vazife kabul etmez. Ve İslâm idealine hizmet ettiği veya hizmetin bundan ibaret olduğu tesellisi içinde böbürlene böbürlene dolaşır, durur.
Böylelerine, Hakkın, riyâ ve gösteriş için namaz kılanlara tayin ettiği, cehennemde en acı tabakaya ait «Mâun» sûresini okumak ve «Siz zarfı boşaltıp içindeki mazrufu çöplüğe atmış sefillersiniz!» diye haykırmak gerekir.
İşte bu esfel karakter içinde donmuş, kabuk bağlamış ve bir zamanların «Şeriat isterük!» nidâsiyle şeriata ihanet eden softaları gibi betonlaşmış teşekküller de vardır. «Tuh suratına!» ihtarımız bilhassa onlaradır. Tuh suratına o zümrenin ve o resmen yaftalı teşekkülün ki, ruhundan tamamen mahrum olduğu ve kör nefsinde posalaştırdığı farz emirleri arasında «cihad»ı unutmuş ve üstelik cihada memur bir teşekkül halkası iken sınır boyunda silâhlı bir kıtanın hep beraber afyon çekerek sızması gibi komaya yatmıştır.
Büyük velilerden birinin keşifde tespit ettiğine göre, ömründe zahiri tek farzı ihmal ve tek haramı irtikap etmemiş bir adama ölümünden sonra azap emrolunuyor. Ve adam Hakk’a hitap ediyor:
— «Yarabbi, ben hayatımda din emirlerinden hiç birini ihmal etmedim; nedir suçum ki, azaba müstehak görülüyorum?»
Ve şu cevabı alıyor:
— «Hayatın boyunca bir kerecik olsun, benim için kızdın ve gayret gösterdin mi?»
Sadece nefsleri için çalışmış bazı akametli ve tembel fertlerde görülen bu halet, hele «Allah için aşk ve muhabbet ve Allah için buğz ve nefret» mihrakında pırıldaması gereken ve zaten bin bir çile sonunda bu mâna ile demetlenmiş bulunan bir gençlik teşekkülünde görülecek olursa, başımıza toprak saçmak ve her şeyi ilâhî divâna havale etmekten başka çaremiz kalmaz.
(Salih Mirzabeyoğlu – Kavgam (Necip Fazıl) – C: I, syf. 153-154, Tüh Suratına!, Eylül 1980 tarihli yazı.)










