FON VURGUNU VE İSTİSNAÎ MEMUR MESELESİ
Mehmed KAYA
FON hadisesinde elbette manipülatif ve spekülatif bir vurgun söz konusu. Ancak bu organizasyonu yalnızca sıradan bir mali dolandırıcılık gibi görerek “adi suç” olarak yansıtmak, Türkiye tarihinin en organize suç örgütlerinden birini aklamaktan başka işe yaramayacaktır.
Bu olayı klasik fon vurgunlarından ayıran esas unsur sistemin, denetim mekanizmalarını yıllarca aşmasını ve kesintisiz sürdürülebilmesini sağlayan bürokratik korumadır. Bu koruma ise doğrudan siyasî bağlantılar ve nüfûz ağları aracılığıyla tesis edilmiştir.
Sistem, sadece para toplayan alelâade bir mekanizma değil ki. Siyasî gücü, bürokrasiyi ve finansal kaynakları birbirine bağlayan nüfûz ticareti ağı olarak çalışmış. Ağın faillerine sağlanan dokunulmazlık algısı, yatırımcılarda devlet garantisi algısı yaratmış, fonun etki alanını katlayarak büyütmüş.
Bu sebeple soruşturma, sistemi işleten birkaç sembolik figürün ya da paranın izinin sürülmesiyle sınırlı kalmamalı. Asıl hukukî sorumluluk, vurguna göz yuman, nüfuz ağını bu ÖRGÜTÜN hizmetine sunan BÜROKRATİK ve SİYASÎ yapının üzerine gidilmesidir.
Soruyorum:
Bir bakan, kendisine tanınmış kanunî bir hakkı suistimal ederek, özel kalem kadrosunu kılıf yapıp tam 60 kişiyi niçin “istisnaî memur” yapar?
“Hayırdır!.. Ordu mu kuruyorsunuz? İşgâle mi gidiyorsunuz?” diye sormazlar mı adama?
Üstelik bu istisnaî memurluk operasyonuyla memur yapılan isimler, devletin en önemli kurumlarında, en kritik görevlere getiriliyor.
Cesaretleri varsa çıksınlar ve kamuoyuna açıklasınlar: Bugüne kadar istisnaî memurluk kapısından içeri sokulup memur yapılan kaç kişi var? Ve bu kişiler şu ân hangi koltukları işgâl ediyorlar?
Açıklasınlar da millet neyin ne olduğunu görsün!
Milletvekili danışmanı olarak başlayıp, kâğıt üzerinde “hizmetli” kadrosuyla bakanlıklara atanan, hemen ardından da hızla Daire Başkanı, Genel Müdür, Özel Kalem Müdürü yapılanların haddi hesabı yok!
Allah aşkına bu şekilde kamuda yönetici yapılmış biri DEVLETİN emrinde midir, yoksa kendisini o makama getirenlerin emrinde midir?
Tepeden inme, kanunsuz usullerle yükseltilmiş bir adam kanun tanır mı?
Kanunsuz emre “dur” diyebilir mi?
Hak etmeden, bir makama çöken kişi adalet ve hakkı gözetir mi?
İşte bürokrasiyi bu zihniyetle çürüttüler!
Devletin değil, kendilerini bu koltuklara oturtan kişilerin memuru oldular. Sonra da kendilerini bu makamlara getirenlerin usulsüzlüklerine, vurgunlarına, soygunlarına diyet ödercesine göz yumdular!
İşte bu kirli ve çürümüş ağ kökünden çözülmelidir!
Çözülmelidir ki; birilerinin sağını solunu yalayarak, emeksiz, zahmetsiz ve liyakatsizce devletin kurumlarını ve makamlarını işgâl etme devri bir daha açılmamak üzere kapansın!
Koçi Bey’in şu sözleri ile bitireyim:
“Yüksek makamların şunun bunun aracılığı ile verilmesi doğru değildir. En bilgilisi hangisi ise ona verilmek gerektir… Bir cahilin, sırf eskidir diye bir bilginin önüne geçirilmesi haksızlıktır. Bilgi ve diyaneti olunca, genç de olsa zarar vermez. Yaşlı ile genç, bilgi ve marifette eşit olunca yaşlının önüne geçmesi daha doğrudur. Amma bilgi ve marifetten hissesiz olunca 1000 yaşında da olsa halka faydası olmaz. Ve hakkı, yanlıştan ayıramaz.”










