AL TAKKE VER KÜLÂH

Nihan Öztürk

İran Cumhur Reisi Mesud Pezeşkiyan’ın (Soy isminin kökeni Farsça Hekimoğlu demek), BM’deki konuşmasına kulak verdim.

“Acaba” dedim kendi kendime, “bu adamın şu konuşması Türkiye’de canlı verilse mesele daha da netleşmez mi?” Ama tabiî böyle bir şeyin olması güç.

Önemli değil!

Neticede herkes kendi ve nasibince yaşıyor bu hayatı.

Konuşmaya gelecek olursak; akıcı ve efendi bir Farsça ile diplomatik açıdan gayet net..

Tabiî biraz heyecan da var, olması da gayet müspet. Heyecan, içteki vecdin dışa yansıması olarak, gayet yerinde. Ruhsuz, vecdsiz konuşmalar saman tadı verirken, kimilerinin de vecd taklidi ile bütün heyecanı hamasette arayışı da iğrendirici.

Düzgün ve mesele konuşmak gerekiyor!

Özellikle coğrafyamızın değeri ve insanı bakımından bile şu ân salakça birbirimizi boğmak, kırmak, ezmek, öldürmek değil de, kendi coğrafya insanınızla bütünleşip, tek yumruk hâlinde Batıya “hop ulen dağılın bakim!” diyecek şuura varmak gibi.

Bıktık artık her gün kendini haklı gören ama hain olduğu da herkes tarafından görülen tiplerin zulümlerinden, katliamlarından ve aşırı bataklık düşüncelerinden…

Biz müslümanlar harbiden bıkmışız.

Hem kemmiyet hem de keyfiyette büyük kıyımlara uğramaktayız.

Kısacası, dijital dünyanın göstermelere ve bizimde izlemeye doyamadığımız kıyımlar ve bıu kıyımlara verilen mürai tepkiler karşısında, bir çok göze batan tipler de dahil binlerce insan, bir türlü “e çüş” diyemeyecek kadar kendi ezik düşüncesine hapsolmuş. Dolayısıyla kaale bile almayıp, zaman içinde unuttuğu, unuttukça hissizleşip iyice umursamadığı şeyler var!

Parçalanmış çocuk cesetleri!

Tecavüze uğrayan çocuklar!

Yani milyarlarca insanın, bu hayvandan aşağı işleri gerçekleştirenlere karşı vurulan darbelerden aldığı huzur, rahatlık, sevinç, biraz da burada gizli. Nasıl ki sokaktaki gerzek tipin elde silâhla kafasına göre sıkarken, birisinin, “yeter artık!” diyerek, penceresinden nişan alarak sokaktakinin kafasına sıkması gibi bir huzur ortamından alınan hazza benziyor değil mi?

Şimdi Ttürkçüymüş, Ssolcuymuş, Milliyetçiymiş, İslâmcıymış, Demokratmış, Lâikmiş, Kemalistmiş falan hiç farketmez, tarafını samimiyetten yana belirliyen her insanî refleks sahibi insan bunu yaşamıştır.

Fakat müsadenizle aynı kesimlerin içine yuva yapmış bir çok parazit mikropların olduğunu da hatırlatmak gerekiyor. Yani bu gibi şerefsiz evlatlarına, kubur farelerine denk muamele etmemiz gerektiğini.

Özellikle Müslüman, İslâmcı, aydın, hacı, hoca, âalim, fikir adamı, şeyh tiplerin “İslâm ve Müslüman” meseleleri hakkındaki süper abdestli ezikliği maalesef ortada.

Çünkü, aziz fikirlerin omuzlarına basarak, hakikatleri ezme pahasına fikirleri çarpıtmaktan geri kalmayanların anlamadığı, aslında anlamaktan tırstığı şeyler var.

Yani Batı’da bir kızcağız cop yer, bir başkası Filistin’de İsrail tarafından buldozerin altında ezilirken, bunlar hâlâ “al takke ve külâh”…

Bakın sevgili arkadaşlar!

Hepimiz, Gâye İnsan – Ufuk Peygamber’in, mukaddes emaneti olan yaptıkları ve söylediklerini benimsiyoruz ve Ehli-Beyt’e sımsıkı bağlıyız.

Parçalanmanın değil, parçaları bütünleştirmenin zamanı!

Tüm insanlığa hitap ederek ve hiçbir kavmi diğerinden ayırmadan…

İşte bu potansiyelin, fikir mekanizması eşliğinde sistemleştirilmesi ve ahlâk değerlerini meydan yerine dikecek şekilde heykelleştirilmesi gerekiyor.

Medeniyetler yıkılır!


Ama yeni medeniyetler de hep bu yıkıntılar üzerine kurulur.

Tarihî, siyasî, harsî ve bediî çapta bir incelikle bütün meseleleri ciddiyetle ele alacak kafaların yeniden yetiştirilmesi gerekiyor.

Bunun gerçekleşmesi için yanlış tarafta ve medeniyet anlayışından uzak kuru bir mecburiyet ve hevesle hareket edenlerle değil, ilk önce bizim, bizimle, bizimkilerle, yani tarafını doğru seçme melekesini kaybetmemiş müslüman ve coğrafyasının adamı olan kesimlerle üst düzey bağ, muhabbetle yakınlaşmamız ve büyük bir nezâket çerçevesinde üstün fikir alışverişinde olmamız lâzım.

Yani “al takke ver külâh” artık müslümanların işi olmalı.

Yüzyıllarca huzur, güven, birliktelik ve güç etrafında herkese hakkının tam ve sonuna kadar verildiği sistemi kurmak!..

Yoldan çıkıp, kendi düşük hayali için müslüman topraklarında yaşayan insanlara zulüm edenlere veya aldatanlarada “Şeriat’ın kestiği parmak acımaz” ölçüsünde mutlak adaletin dehşetini hissettiren sistem!

Sayın İran Cumhur Reisi Pezeşkiyan “Hekimoğlu” gerçekten özlenen, gözlenen ve beklenen bir dünyadan bahsetti.

İnşallah diyelim!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin