AKSİYONUN ZEMİNİ

Hasan KARADEMİR

İçinde bulunulan devir, mutlak hakikatten sapmanın getirdiği esrarlı bir buhurdandan tüten belirsizlik, nisbetsizlik, dengesizlik ve şekilsizlik dumanlarıyla çevrelenmiştir. İnsan ve toplum meseleleri, tezadlar ve acaiplikler dünyasının kaosunda boğulmaktadır. Bu manzara, küresel ölçekte bir krizin sadece ekonomik veya siyasî değil, bilhassa ruhî ve fikrî bir çöküşün neticesi olduğunu göstermektedir. Bu yıkım ortamında, bir kurtuluş hamlesinin doğabilmesi için, öncelikle eylemin kendisine zemin hazırlayan fikrin ne olduğunun idrak edilmesi zorunludur.

Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun ortaya koyduğu temel ölçü budur: Aksiyon, tek başına bir gayeye sahip değildir. Bilardo masasında bilyenin hareketini, vuruşu yapan fikir değneğinin zaviyesi belirlediği gibi, “Aksiyon, bir fikir ve görüş manzumesinin yeryüzünden istediği ifade âlemidir”. Bu demektir ki, düşman cephenin eylemlerine karşı geliştirilecek mukavemet, salt bir tepki veya intikam olmaktan çıkmalı, onu aşan, üstün bir fikrin ifâdesi olmalıdır. Yanlış aksiyondan duyulan nefret, aksiyonu küçümsemeyi değil, aksiyonun kutsallığına hürmeti gerektirir; bu, düşmanın varlığını bile bir hareketlenme saiki olarak kabul etme yüksek şuurudur.

Bu zorlu muhasebeye girişmeden evvel, nefsin muhasebesinin tamamlanması esastır. Bir milletin yeniden doğuşu, “kendimizi bütün zaaflarımız ve kuvvetlerimizi tespit etmiş olarak, yepyeni bir ruh, mefkûre ve nizâm yekpâreliği içinde yeniden doğmamız lâzım” tespitiyle mümkündür. Bu, sadece malûmat toplamak değil, bilginin hakikatine ermektir. Hazret-i Ebubekir’in hikmetinde belirtildiği gibi, “İdrakı idrak etmek, bir ilimdir”. Bu seviyede bir idrak, fikrî mücadeleye atılacak her ferdin temel epistemolojik yükümlülüğüdür.

BÜYÜK DOĞU’YA NİSBET

Bu nisbet, kuru bir hürmet ya da şapşal taacüpten ibaret değildir; o, fikrin zaruretini ifade eder. “Mutlak fikir gerekli-Bütün fikir gerekli” şiarıyla özetlenen bu zorunluluk, sistemin temel taşı olarak yerleştirilmiştir. Bu, insanın karşılaştığı her meselede, şeriat ölçülerinden zerre taviz vermeden, fikrî ve ahlâakî bütünlüğü sağlama gayesidir.

Bu fikir ve aksiyonun tavizsizliği, aynı zamanda hareketin ahlâkî konumunu da belirler. Dışarıdan gelen eleştirilere karşı duruş, sadece bir savunma değil, bir hüküm ve tescil makamının icrasıdır: “Biz, samimiyeti tescil edilme durumunda değil de, samimiyeti tescil makamındayız”. Bu mutlakiyetçi duruş, davanın gerektirdiği “zarurî” şuurun tesisini esas alır; faydasız ve kolay olan yollara sapanları ise acımasızca reddeder. Üstad’ın davası, geçmişte kalmış bir anı değil, her ân hesap verme zorunluluğu içinde taze tutulması gereken bir varoluş şuurudur; bu yüzden Kumandan, Üstad’dan bahsederken dili geçmiş zaman kullanmamaya gayret eder. Bu, Yürüyen Büyük Doğu’nun zaman üstü ve ebedî oluşunu simgeler.

BAŞYÜCELİK VE GERÇEK HÜRRİYET

İdeâl, kuru bir arzu veya heves değil, “eşya ve hadiseler üzerinde kendi nakşını görmek isteyen bir fikrin belirttiği hasret, iştiyak, hayâl ve plândır”. Eğer ideolocya (fikir) bir beyinse, ideâl de (aşk) bir kalptir. Bu ulvî oluşa göz dikmeyen hiçbir siyasî hareket ideâl olamaz. İdeâlizmin yeryüzündeki en keskin ifadesi, Ferhad’ın Şirin’e kavuşmak için dağı delmesindeki “aşk, vecd, cehd ve azm hamlesine” benzer. Şirin, burada mistik bir unsur, sembolik bir hakikati (idefikir) temsil eder.

Bu mistik temel, aksiyonun ruhunu oluşturur. İdeâlist, sadece dünyevî ölçülerle değil, mânevî bir şiddetle hareket eder. Bayezid Bestamî Hazretleri’nin namaz kılarken şŞeriate saygı ve sevgisinden kaburga kemiklerinin çatırdayışı, sıradan dindarlıkla ideâlist mücahit arasındaki derin farkı gösterir. Bu, siyaseti nefsin hesaplarından arındıran, ilâhî teslimiyete dayalı bir aksiyon ruhunu ifâde eder.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin