TRABZON-FENER MAÇI VE İMÂNSIZ İSLÂMCILIK REJİMİNDE SPOR
Alâaddin Bâki AYTEMİZ
Hafta sonu yaşadığımız tablo: Trabzonspor-Fenerbahçe maçının bitiminde takımları yenilen bazı Trabzonsporlu seyircilerin sahaya girip futbolculara saldırısı, onlara karşılık veren Fenerbahçe’li futbolcular…
Sahalarımızda bu tür hadiseler bir istisna olmaktan çoktan çıktı. Zira spor, spor olmaktan çıkalı çok oldu.
Hele de futbol… Futbol, spor olmaktan çıkan aktivitelerin başında geliyor.
Bugün en başta Futbol olmak üzere spor, diğer herşey gibi kapitalist endüstrinin para kazanma araçlarından biridir. İşin kitleleri uyutmak, ahmaklaştırmak için iktidarlar tarafından kullanılıyor olması cihetine girmiyorum bile.
Evet, bugün spor, spor olmaktan öte büyük bir endüstri.
Bu endüstrinin kontrolünü elinde tutan, yönlendiren kapitalistler, seyirci ve taraftarları da bu endistriyi besleyecek sağmal inek olarak görmekteler.
İnsanların spor aktivitelerine olan ilgi ve alâkasını en üst seviyeye çıkarmak için kullanılan medya üzerinde yapılan yorum programlarında her türlü fanatizm alttan alta gayet güzel işleniyor. Nasıl işlenmesin ki? Bu programların devam edebilmesi için reyting lâzım, reyting için de kışkırtma… Tabiî doğrudan, “saldır, vur, kır!” denmez buralarda. Bunları demenin edebî ve imâlı yolları vardır ve tebliğ değil telkin esastır.
Spor yorumcuları, binbir başlı canavarın pençeleri… Esas canavarın gövdesini, bizzat fotoğrafın bütünün görebilmek önemli.
Bütün dava, insan ve toplum meselelerine yepyeni bir ruh ve anlayış, yepyeni bir ahlâk getirebilmede. Ancak böyle bir sistem bütünlüğü içinde herkes kendine ait olan gerçek yerini bulacaktır.
Kapitalizmin olduğu yerde ise kapitalizm kendi ahlâkını da empoze edecektir.
Bu tür şiddet görüntüleri hakkında, “Batı’da yok ama bizde var!” gibisinden salaklıklara gerek yok yani.
Toplumsal şartlar oluştuğunda bunlar Batı’da da olur. İşte Batı’nın ne olduğunu Filistin’de bir kez daha gördük.
Yeni bir ruh ve ahlâk getirmeden, toplum, kötülüğün eline teslim edilmeye mahkûmdur.
Müslümanım demekle müslüman olunmaz, İslâm ahlâk ve ruhu hâkim kılınamaz.
Bunu yapabilmek için gerekli ruh ve fikir olgunluğuna, insan ve toplum meselelerini çözebilecek ideolojik sistem bütünlüğüne teorik ve pratik olarak ermiş olmak gerekir. Yani, şiddetin ortaya çıkması bazı fanatik taraftarların istisnai ve fevri çıkışlarından öte, bizzat mevcut sistemin tetiklediği bir keyfiyyet. Bu menfi keyfiyyet, polisiye tedbirlerle de giderilemez. Duyuyoruz, “şöyle ceza verilmeli, böyle ceza verilmeli”… Geçin bunları… Adam oraya estetik bir zevk almak için değil de deşarj olmaya, mümkünse kavga etmeye geliyor… Esas mesele burada. Niçin bizim insanımız bu hâle geldi, getirildi? Birbirine karşı bu anlamsız öfke ve saldırganlığın sebebi ne? Fiilin sebebini ortadan kaldırmadan fiili yasaklayarak problemi çözebileceğini zanneden kafasızlığın hâlâ itibar görmesi, ekranlarda milyonlara akıl dağıtıyor olması bile ne demek?..
İslâmî bir ahlâk ve ruhu hâkim kılacağını vehmettirerek iktidar olan, insan ve toplum meselelerini İslâmî bir anlayış perspektifinden çözeceğini açık ya da telkin üslûbuyla vaadeden AKP rejiminin iflâs tablolarından biridir bu durum. İflâs eden İslâm değil, İslâm’ın yanlış temsiliyetini nefslerinde gerçekmiş gibi sunmaya kalkanların istismarcılığıdır. Ve bu iflâs tablosu, AKP’nin şahsında hayatın bütün şubelerine şamildir. Şu mesele bir peşin fikir olarak idrak edilmeli: Sistem çapında ideolojik bir anlayış olmadan yeni bir ruh ve anlayış ortaya konamaz, pratize edilemez. Yapacağım diyen de böyle kayaya toslar.
Kaldı ki bu yaşananlar, yaşanabileceklerin ve geçmişte yaşanmış olanların yanında gayet hafif atlatılmıştır. Geçmiş dönemde katliamlar yaşandığını unutmuş değiliz.
Çözüm mü?
Öncelikle Kapitalizmden, yani Batıcılıktan kurtulacağız.
Hem müslümanım de hem de Batı icadı kapitalizmi hayatında yaşatmaya devam et…
Olmaz!
Bundan kurtulacağız ve İslâm’ı yepyeni bir ideoloji ve ruh bütünü içinde kavrayacak ve anlayacağız… Ancak İslâm’ı bu şekilde anlayan ve kavrayan kadrolar İslâm’ı eşya ve hadiselere tatbik edebilir. Davanın kışrında kalan, fikirsiz, anlayışsız çapsızlar, çok bilmişler, mış gibi yapan sahteler değil.
Ancak bundan sonradır ki spor da dahil her mesele yerli yerine oturabilir. Spor, kapitalizmin gözünü diktiği bir kâr alanı olmaktan çıkarak, insanî varoluşumuza hizmet eden bir beden terbiye vasıtası, bir estetik sahası kılınabilir. Biz bir zamanlar bu ruha maliktik ve o ruhla, Batılı’ya, “dünyanın en estetik gösterisi” dedirtecek spor anlayışı ortaya koymuştuk… Oysa şimdi her yerde, her sahada çirkinlik, dizginsiz tahakkümüne hepimizi esir ediyor.










