DEVRİM VE PARADOKS FISILTILAR
Yavuz USTA
“Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiç birini beğenmeyen, onlara “siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! gerçek müslüman olsaydınız bu hâllerden hiçbiri başımıza gelmezdi!” diyecek ve gerçek müslümanlığın “ne idüğü”nü ve “nasıl”ını gösterecek bir gençlik…” – Necip Fazıl Kısakürek
Sosyalist devrimci düşüncede olsaydım referansım Karl Marx’ın sözleri olurdu: “Dünyayı anlamak yetmez, onu değiştirmek gerekir”…
Kapitalist olsaydım?.. Liberal kapitalizmin babası sayılan o adam, yani Adam Smith’in, 1776’da “Toplumların Refahı”nı yazarak “Laissez faire, laissez passer!” (Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!”) diye ortaya attığı sözünü rehber edinir, güç ve konforuma katkıda bulunan her türlü işe ve işleyiş kollarına sempati duyup destek vermem gerekirdi..
Necip Fazılın düşünce örgüsünden etkilenip şahsiyet bulmuş iki düşünce insanı biri “Şehit Salih Mirzabeyoğlu” ve sistemleştirdiği devrimci düşünce sistemi BD–İBDA diğeri diriliş nesli üzerine sanatsal metodla topluma ruh verme cehdi ve muhafazakâr siyasî manevra metodu ile kitlelere ulaşabilmeyi amaçlayan “Sezai Karakoç”; mevlâ her birine rahmet etsin…
Onların fikirlerini benimseyenlerin geneli, onların devrimci ruhlarını görmezden gelmişlerdir, peki devrim nedir? “Bir toplumun yaşamında önemli işlevi olan kurumların hızlı ve geniş kapsamlı bir biçimde kökten değiştirilmesi ya da yenileştirilmesi, yeniden biçimlendirilmesi ya da belli bir alanda birdenbire gerçekleşen kökten değişiklik.” Bu Google’ın tarifidir ve çok sığ, kısırdır.
Devrim ilk düşüncelerde başlar ve kendisini değişen şartlar, hadiseler, şeyler karşısında sarıp sarmalayan, prangalayan, duraklatıp donduran, putlaşmış aklın idea yolculuğunda put kıran ruhun şuur-bilinci olarak bedenleşme macerasıdır ve mecrasının yolu kıyamete kadar uzayacaktır…
Devrimin tek parolası-sloganı, olgunlaştığına dair tecelligâhının işareti -tarafsız hükmedebilen, hükmünü uygulatabilen- “adalettir” ki zulüm cenahları da merhamet cenahları da ona boyun eğebilmeliler…
Mazisini kutsayıp yapıla gelmiş her türlü adaletsizliği aklayan, saklayan, hatta meşrulaştırıp tekrar can suyu verip yeşertmeye yeltenen, kendisinin muhafazası ve kabul görme endişesi ile çoraklaşmış toprağını çapalamadan, alın teri dökmeden, simsarlara, emek sömürücüleri ile istismarcı tefecilere sükût eden düşünce ve sahiplerinin devrimci ruh ve fikir iddiaları paradoksları değil midir?..
Güce değil adalete biat etseydiniz ne Kerbelâ olurdu ne Gazze… Allah’ın yardımı size ulaşsaydı ne Cengiz Han’ın kudretli öfkesi muzaffer gelebilirdi ne de Sezar’ın çocukları, lejyonerlerin torunları efendileriniz olabilirdi…
Paradoks tavırlar ile devrimci söylemlerde bulunma işi, kahramanca değil de kalpazanca bir şey…










