FELSEFENİN HUDUDU
Adnan DEMİR
Bir bilim dalı olarak felsefeyi ele aldığımızda, FELSEFE, bilinebilen tarihten günümüze kadar eşya ve hadiseleri inceleyen ve onlara mânâlar yükleme gayretine girişmiş bir çaba diyebiliriz.
Şimdi size şöyle bir örnek üzerinde düşünmenizi istiyorum: 10 kişinin önünde vuku bulmuş bir olayı anlatmaları istendiğinde, neredeyse on kişinin de aynı hadiseyi farklı anlattıkları gözlemlenmiştir. Bunun sebebi olarak, kişilerin bulundukları perspektifin farklı olmasının yanında, görme ve işitme yetilerinin aynı düzeyde olmaması, gördükleri şeyi idrak edecek akıl ve düşünme faaliyetlerinin farklı olması gibi farklı etkenleri sıralayabiliriz…
Hâl böyleyken, gözümüzün önünde cereyan eden hadiseyi değerlendirirken bile bu kadar farklı oluyorsak, hiç görmediğimiz, biz yokken meydana gelmiş hadiseleri anlatan ve değerlendiren şeye nasıl bakmamız ve değerlendirmemiz gerekecek?
Felsefe ilmi için Üstad Necip Fazıl, “Felsefe, birbirinin yanlışını ortaya çıkarma ilmidir“ demişti…
Bu durumda, diyelim ki bir akıl çıktı ve kendinden önceki tüm akılların yanlışını ortaya serdi… Başkasının yanlışını kanıtlamak, kendisinin haklı olduğunu kanıtlamaz… Bu durumda yine bir gün bir akıl gelir ve onun yanlışını ortaya çıkarır…
Biz bu durumda, hakikat karşısında ne yapmalıyız ve hakikat karşısında çaresiz miyiz?
“MUTLAK VARLIK BİLDİRMESEYDİ, İYİ, DOĞRU VE GÜZEL OLMAZDI“
Medeniyet olmazdı. Herkes kendi nefsinin istediği şeyi yapar ve kendi menfaatine zarar veren herkesi ve herşeyi yok ederdi… Bu gün liberalizmin yaptığı ve öğrettiği şey tam da budur.
Felsefe ilmi, diğer bir deyişle “AKIL“ dediğimiz şeyin hududu da tam burasıdır…
Her akıl nihayetinde MUTLAK olanın önünde diz çöker ve ona teslim olur.
Mutlak varlık bildirmeseydi iyi, doğru ve güzel diye bir şey olmazdı. Mutlak varlık kendisini ve yasalarını insanların içinden seçtiği kişiler vasıtası ile (peygamberler) insanlara bildirmiş ve bu sayede dil ve medeniyet oluşmuştur. Ve tarihî seyir içinde insanlar, zaman zaman bunu unutup kendi heva ve heveslerinin yolunu tuttuğunda bir başka elçi vasıtası ile kendisini hatırlatmaya devam edegelmiştir.
Felsefe ilminin ve insan aklının gelip toslayacağı yer en nihayetinde bu hakikat olacaktır.










