AFRİKA TÜRKLERİ -3-
Uğur UTKAN
2) AFRİKA ASILLI TÜRKLER (AFRO-TÜRKLER)
Afrika kökenli Türkler veya Afro-Türkler, Osmanlı İmparatorluğu’na Afrika’dan köle olarak getirilen yahut kendi istekleriyle Anadolu’ya veya Kıbrıs’a gelerek yerleşen ve kökenlerini Afro-Abhazlar gibi Osmanlı köle ticaretine dayandıran Afrika Zanj kökenli Türk halkının torunlarıdır. Köle olarak getirilenlerin bir kısmı sonradan ülkelerine dönmüş, kalanları Ege ve Akdeniz bölgelerine yerleşerek tarım alanında çalışmış, köyler kurmuşlardır. Afro-Türk nüfusunun 5.000 ila 20.000 kişi arasında olduğu tahmin edilmektedir. Afro-Türkler, Anadolu Ajansı’na göre 2017 itibarıyla sayıları yaklaşık 1,5 milyon olan Türkiye’deki Afrikalı göçmenlerden farklıdır.
Osmanlı döneminde Nijer, Suudi Arabistan, Libya, Kenya ve Sudan’dan Afrika asıllılar, genellikle Zanzibar üzerinden Dalaman, Manavgat, Çukurova, Menderes ve Gediz ovasına getirilmişti. Bazı Afrika asıllılar ise 1923 Türkiye-Yunanistan nüfus mübadelesi sırasında Girit’ten gelmiş, Ege bölgesine, çoğunlukla da İzmir’e yerleşmiştir. Ayvalıklı Afrika kökenliler Girit’ten gelen atalarının Yunanca konuştuğunu, Türkçeyi sonradan öğrendiklerini söylemektedirler.
Kimi kaynaklarda 19. Yüzyıl’da İzmir’in Sabırtaşı, Dolapkuyu, Tamaşalık, İkiçeşmelik ve Ballıkuyu gibi semtlerinde yoksul siyahî mahalleleri olduğundan söz edilmektedir. Ayrıca Manisa’nın Yarhasanlar Mahallesi’nde bir dönem yoğun bir şekilde siyahî nüfus olduğu bilinmektedir. Manisa ve İzmir’de Afrikalılara özgü bahar bayramının, ‘Dana Bayramı’ (Arap Bayramı, Arap Kabağı olarak da adlandırılmaktadır) adıyla 1880’lerden 1920’lerin sonuna kadar kutlandığı belirtilmiştir. Üç hafta süren kutlamalarda godyaların (Afrikalı topluluğun ileri gelenleri) topladığı parayla dana alınır ve Mayıs ayının ilk cumartesi günü kurban edilirdi. Günümüzde de bu kutlama sadece iki gün sürmekte ve artık kurban kesilmemektedir.
Afrika asıllı Türklerden yaşlı kuşak kendisini genelde “Arap” olarak tanımlarken kentte yaşayan genç kuşak ise “Afrika kökenli” demeyi tercih etmektedir. Sayıları yaklaşık 5.000 ila 20.000 arasındadır.
Tarihî olarak, Siyah Türklerin ataları Zenci (diğer dillerde alternatif olarak Zanji veya Zangi olarak yazılır) olarak adlandırılırdı; bu kelime Osmanlı döneminde, birçok Afro-Türk’ün atalarını takip ettiği Güneydoğu Afrika’nın Hint Okyanusu kıyısındaki tarihi coğrafi Zanj bölgesinin halkını tanımlamak için kullanılırdı. Diğer birçoğu ise 19. ve 20. Yüzyıl’ın başlarında Osmanlı Mısır Hidivliği tarafından kontrol edilen Sudan’dan geldi. Bazı Afro-Türkler atalarını günümüz Libya, Tunus ve Cezayir gibi Osmanlı Kuzey Afrika’sına dayandırırlar.
Afrika kökenli Türklerin, Türkiye Cumhuriyetine katkıları Cihan Harbi ve İstiklal savaşıyla sınırlı değildir. Vatanın asil evlatları olarak her sahada Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmetleri olan Afro-Türkler biraz da Avrupa ülkelerindeki gibi ırkçı muamelelere maruz kalmadıkları için Türkiye’de sinemadan müziğe, askeriyeden ticarete her sahada kendilerini gösterebilmişlerdir. 1960’ların en nadide sinema sanatçılarından Zenciye Şirin, 1970’lerin en iyi ses sanatçısı ödülünü alan Esmeray veya 1980’lerin Türkiye başpehlivanı seçilen Mustafa Yıldız gibi daha nice Afrika kökenli vatandaşımız, Türk toplumuna her bakımdan ayak uydurmuş ve çeşitli sahalarda hizmet etmişlerdir.
Ege şiveleri ve tarihteki yerleriyle artık Anadolu’nun yerlileri olmuş olan Afro-Türklerin, Birinci Dünya Harbi ve Kurtuluş Savaşı’ndaki katkıları ise Türk tarihinin şerefli sayfalarında yerini almıştır.
BİRİNCİ CİHAN HARBİNDE AFRO-TÜRKLER
Şüphesiz Afro-Türklerin Birinci Dünya Savaşı’nda tam olarak ne kadar yekün teşkil ettiklerini bilmemize imkân yoktur. Fakat Afrika kökenli vatandaşlarımızdan Türk tarihine damga vurmuş belli başlı simaların Cihan Harbi’ndeki rollerini belgeler ışığında ortaya koymak mümkündür. Mesela, Arap Ali oğlu, Arap Ahmet oğlu, Arap Hacı Ahmet oğlu, Arap Hüseyin oğlu, Zenci Süleyman oğlu, Zenci Mesude oğlu ve daha nice Afrika kökenli Osmanlı vatandaşının Cihan Harbi’nde vatan müdafaasına katıldıkları arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır. Bunların başında herhalde Pilot Ahmet Ali Çelikten gelir. İzmir doğumlu olan Ahmet Ali önce Bahriye Nezaretine bağlı Tayyare okulunda okumuş ve Birinci Cihan Harbi’nde Berlin’de eğitim almıştı. Kardeşi Ali’yi Çanakkale Muharebesinde şehit vermişti. Pilot Ahmet Ali Çelikten’in etkin faaliyetleri Cihan Harbi’nden sonra Kurtuluş Savaşı’nda da devam etmiştir. Birinci Cihan Harbi’nde başka bir kahraman Afro-Türk de cesaretiyle ünlü Er Zenci İsmail’dir. Dönemin gazetelerinde Zenci İsmail diye geçen kahraman askerin düşmanın elinden bir makinalı tüfeği aldığı rapor edilmişti. Türk ordusunda Zenci İsmail gibi birçok Afrika kökenli Osmanlı askeri bulunmaktaydı. Resimlerden, benzer birçok Afro-Türk’ün Cihan harbine katıldıkları ve kahramanca savaştıkları anlaşılmaktadır. Cihan Harbinde dikkat çeken bir başka gelişme ise Afrika’nın önde gelen liderlerinden Sudanlı Zenci Musa veya Libyalı Şeyh Senusî’nin bizzat Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti yanında vazife almış olmalarıdır. Yine Darfur Hakimi Ali Dinar’ın cihat çağrısına uyup Sudan’da İngilizlerle girmiş olduğu mücadele birçok cephesiyle tarihe geçmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın belki Afro-Türklerin en önemli siması Piyade Yüzbaşı Dayı Mesut’tur. Dayı Mesut İstanbul’un işgâlinde Karakol Cemiyeti ile hareket ederek Millî Mücadele döneminde büyük hizmetler yapmıştır.
KURTULUŞ SAVAŞINDA AFRO-TÜRKLER
Mondros Mütarekesi’nin imzalanması ve uygulamaya konulması ile birlikte İtilâf Devletleri işgâllere başlamışlardı. Mütareke hükümlerine dayanarak yapılan bu işgâller neticesinde Rum ve Ermeni çeteleri de düşmanca bir faaliyet içerisine girerek Türk halkına saldırıyorlardı. O tarihlerde bazı vatanperver askerler tarafından kurulan Karakol Cemiyeti, öncelikle Rum ve Ermeni çetelerinin Türk halkına yaptığı zulümlerin önüne geçmek için kurulmuş ve bu doğrultuda çalışmalarını yürütmüştü. Karakol Cemiyeti adı altında faaliyet gösteren bu teşkilatta ayrıca Gebze mıntıkasında Afrika kökenli bir kahraman olan Piyade Yüzbaşı Dayı Mesut Bey (Gürbüz) bulunmaktaydı. Özellikle teşkilat olarak Karakol Cemiyeti, düşman işgâli altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya silâh ve cephane sevk etmiştir. Yenibahçeli Şükrü Bey’e bağlı olarak, Kadıköy mıntıkasına Orhan Veysel, Gebze’ye Dayı Mesut (Gürbüz), Şile’ye Yusuf Ziya (Şahap), Kartal’a İhsan, Beykoz’a Murat (Korsan) ve Kefken’e de İpsiz Recep kumandan olmuştur. Menzil hattının kurulması işi ile birinci derecede Kadıköy’de inzibat zabiti olarak görev yapan Afrika kökenli Yüzbaşı Dayı Mesut ve Maltepe Endaht Mektebi’nden Yavuz Fehmi Bey ilgilenmekteydi. 1920 yılının 25 ve 26 Mayıs tarihlerinde Hendek ve Düzce kontrol altına alınmış ve 27 Mayıs’ta Bahçecik’e girilirken Dayı Mesut da Kandıra’ya yönelmiş ve burayla irtibatı yeniden tesis etmişti. Durum giderek Kuvayı Millîye lehine dönerken İngilizler’in de Kuvayı İnzibatiye’ye inancı, söz konusu kuvvetler arasından Kuvayı Millîye’ye iltihakların artmasıyla sarsılmıştı. Kuvayı İnzibatiye’nin bir de topçu birliği bulunmaktaydı. Ayrıca Hereke ve Gebze’de Ermeni çeteler bulunmaktaydı. Buna karşı Millî Kuvvetler’in dağılımında, başına Süvari Kaymakamı Atıf Bey’in getirildiği 24. Fırka’nın 70. Alayı Solaklar mevkine, 143. Alay Hasanpaşa mevkine, Gökbayrak Milli Taburu Tepeköy mevkiine, Dayı Mesut’a bağlı kuvvetler Ağaköy mevkiine, Mülazım İbrahim Efendi komutasındaki süvari müfrezesi Yarımca üzerine, diğer müfrezeler Gebze ve Hereke’ye taarruz edecek şekilde yerleştirilmişlerdi. 14 Haziran sabahı Kuvayı İnzibatiye birlikleri İzmit-Sapanca yolu üzerinden taarruz için harekete geçtikleri sırada, Ali Fuat Paşa’nın emriyle aynı anda baskın şeklinde Kuvayı Milliye’nin taarruzu başladı. İstiklal Savaşı’nda Yüzbaşı Dayı Mesut’un hizmetleri son derece önemli olsa da ne yazık ki halen etraflıca ele alınmamıştır. Kurtuluş Savaşı’nın bir diğer önemli siması Afro-Türklerden Mavro Ali Osman Efe’ydi. Bergama’nın Alibey’li köyünden Arap Ali Osman Efe, 12 kişiden oluşan çetesiyle Yunanlılar arasında “Mavrolar” diye korku salmıştı. Cesaretiyle tanınan Arap Ali Osman Efe İzmir’in işgâlinde milis kuvvetleriyle Yunan birliklerine baskınlar yapıp onları pusuya düşürmüştü. Bu sebeple Yunan birlikleri tarafından arandığı, hatta başına 300.000 drahmi ödül konduğu söylenir. Kuvay-i Milliye karargâhından kendilerine katılmaları istenince Soma’ya giden Ali Efe, orada Batı Anadolu’nun Yunan işgâlinden kurtarılması için gizli toplantılara katılmıştı. Bir gün Yunanlıların işgâl ettiği Bölcek köyüne giderken köyde Yunanlılar tarafından Sarı Yüzbaşı diye çağrılan Giritli Rum askerlerle Yunanlılar pusuya yatmış intikam almak için Mavroları bekliyorlardı. Karşılıklı çatışmada Arap Ali Efe yaralanmış iki askeri de şehit olmuştu. Arap Ali Efe’nin öldüğünü zanneden diğer askerleri ise geri çekilmişlerdi. Ağır yaralanan Ali Efe, sürünerek bir mısır tarlasına girmiş, yaralı olduğu halde kendisini takip eden 3 Yunan askeriyle bir subayı öldürmüş ve kaçmayı başarmıştı. Arap Ali Efe, iyileştikten sonra 200 kişilik bir kuvvet toplayarak Balıkesir’deki Yüzbaşı Kemâl Bey’in emrine girmişti. Kuva-yı Millîye ordusunda Yunanlılara karşı verdiği hizmetler, daha sonra da devam etti. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Gazilik madalyasına lâyık görülerek mükâfatlandırılmıştı. Söylentiye göre, pusudan hemen önce Bölcek köyünden yolda ihtiyar bir kadının buğday çuvalını zorla taşıdığını görünce Arap Ali Efe, ihtiyar kadının haline acıyıp “Ana, ben taşıyayım” demiş, heybeyi alıp yürürken ileride kendisine pusu kuran Yunan devriyesinin tuzağına düşmüştü. Kendini mısır tarlasına atan Ali Efe’nin kanına bulanmış buğdaylar toplanıp ve ekilmiş ama tarlanın o köşesinde boy veren buğdaylar diğerlerinden daha bereketli ve renkleri kırmızı olmuştu. Ali Efe’nin kanıyla boyanmış buğdaylar için yapılan güfte yıllar sonra bestelenmişti.
Kırmızı buğday ayrılmıyor kanından,
Can bulaşmış Ali Osman Efe’nin canından,
Kurşun girmiş Efemin dört bir yanından…
1951 yılında Bergama’da ölen Afro-Türklerden İstiklâl Harbi Gazisi Arap Ali Osman Efe, Bergama şehir mezarlığına gömülmüştür. Mezar taşında korku nedir bilmez Alibeylili Osman Efe yazmaktadır.
KAYNAKLAR
Erdal Aksoy – Afro-Türkler: Etnik Köken ve Kimlik
Baba, A. (2020). Libya-Türkiye ilişkilerinin tarihi ve bugünü. Parlamento dergisi, 65, 42-49.
İzmir’de Yaşayan Afro Türkler: İlayda Vurucu, İlhan Çamiçi
İ. Gökalp ve F. Georgeon, Kemalizm ve İslâm Dünyası, İst. 1990
Yücel Yiğit & Eyüp Şahin – Emniyetin Afro Türk Polisleri
Gilbert Sinoué, Kavalalı Mehmed Ali Paşa: Son Firavun, Çev. Ali Cevat Akkoyunlu
İlter, A. S. (1936). Şimali Afrika’da Türkler (Cilt 1) (s.107). Vakit Gazete-Matbaa.
Ekmeleddin İhsanoğlu-Mısır’da Türkler ve Kültürel Mirasları
Halim Gençoğlu, 2020, Türk Arşiv Kaynaklarında Türkiye-Afrika, s.411, Ankara, SY. yayınevi
Kavas, A. (2001). Kuzey Afrika’da bir Osmanlı nesli: Kuloğulları. Osmanlı araştırmaları dergisi, xxi(2001). 31-68.
Kaya İmrag-Osmanlı Libyası – Doğu Akdenizde Türk Hakimiyeti
Eriş, Eyüp. 2011. Kermeslerle Bergama Yakın Tarihi. Bergama, İzmir: Bergama Belediyesi
Koloğlu, O. (2011). Arap Kaymakam. Aykırı Yayınları.
Ramazan Şeşen, Salahaddin’den Baybars’a Eyyubiler-Memlukler (1193-1260), İslâm Kültür ve Tarihini Araştırma Vakfı (İSAR) Yayınları, İstanbul 2007.
Binbaşı Abdülvahid, Libya
Koray, E. (1980). Libya Tarih ve Kültür. Türk-Libya ilişkileri (ss.117-135) içinde. Türk-Libya Dostluk Derneği.
Faiz Türkkan, Libya ve Tarih Boyunca Türk-Libya Dostluğu
Yüksel, M. (2016). Osmanlı Son Döneminde Trablusgarp Vilayetinin Sosyal ve Ekonomik Yapısı (1872-1911). [Basılmamış Yüksek Lisans Tezi]. Hitit Üniversitesi.
Orhan Koloğlu, 500 Years in Turkish-Libyan Relations, Ankara 2007
Hamdunallah Mustafa Hasan, “Dongola”, DİA, Cilt: 9, 1994










