TİLKİ GÜNLÜĞÜ’NÜN İZİNDE – 28 ŞUBAT

Faik IŞIK

Bu 28 Şubat, başka bir 28 Şubat. Malûm, 1997 28 Şubat tarihinde toplanan MGK sonrası açıklanan bildiri üzerine tarihe geçen 28 Şubat’tan keyfiyetçe çok öenmli bir 28 Şubat bu… O 28 Şubat’lar anlaşılmadan, bu 28 Şubatlar anlaşılmaz. Anlaşılamadığının delili olarak da 28 Şubat MGK kararları ile resmiyete dökülen süreç hakkında onca şey yazılır söylenirken, bunlara bakıldığında anlaşılmama sefaletinin devam ettiği apaçık görülmekte.

Bir kere 28 Şubat hakkında bugün söylenenlerin birçoğu, Kumandan Mirzabeyoğlu’nun “sönen yangına tükürmek” şeklinde kahramanlık taslamaktan ibaret şeyler. Bir kısmı da 28 Şubat’ın gerçek mânâsını karatmaya yönelik… Kimi samimi şeyler de ancak körün fili tarifi cinsinden, yaşayanların, kendi yaşadıklarıyla mahdut bir anlatış, hikâye ediş…

Bu çok farklı ve uzun bir mesele, vesilesiyle birlikte döneceğiz elbette.

Şimdi gelelim Tilki Günlüğü’nde 28 Şubat bahislerinden birine ve tedaileriyle ilerlemeye… Ve elbette -her zaman olduğu gibi- kuru bilgiçlik taslama edasıyla değil de bugünkü aksiyonumuza malzeme olması usûlü ile…

Yevmiye: İmân ve İslâm Atlası

• Üstadım’ın, “sana çok şey söylemeli!” dediği eseri: İman ve İslâm Atlası… Üstadım, 28 Şubat 1982 tarihiyle ve şu tarihî ifadeyle imzalayarak Harun Yüksel’le onu bana gönderiyor:

– “Fikir çilesi haysiyetinin müstesna genci Salih Mirzabeyoğlu’na sevgiyle…” (TG-4, sh: 123)

“Vâridât: Atlasa Dair”den:

• Üstadım, “İmân ve İslâm Atlası”ını yeni çıkarmış… Reklâm ve tanıtım faslı… Bu arada eserin mânâsına ve keyfiyetine dair, ilmî ve fikrî tahlil ifade eder yazılar beklenir ki, bekle dur işin yoksa… Bu arada ruh hekimi Profesör Ayhan Songar’ın, güya bir tanıtım yazısı… Sonra, o şen şakrak haliyle Üstadım’ın yanına gelmesi… Yaptığı işin takdirini devşireceğinden emin, Üstadım’a soruyor:

– “Üstadını, nasıl olmuş?”

– “Harika!”

Üstadım’ın yanındayım… Söz “İman ve İslâm Atlası”ndan açılıyor… Ve Ayhan Songar’dan:

– “Adama İmân ve İslâm Atlası’nı yaz dedik, güya takdim etmiş: “Çok iyi, çok güzel, satın alın” filân… Sefillik… Bir de ilim adamı olacak… İmân Atlası böyle mi tanıtılır?”

Daha önce Tercüman Gazetesi’nin Ramazan sayfasında bir kısım mevzuları tefrika edilmiş bulunan İmân ve İslâm atlasının kitaplık basımını görüp görmediğimi soran Üstadım’a, o terkib içinde beni çarpan Şah-ı Nakşîbend Hazretleri’nin bir sözü vesilesiyle cevap veriyorum:

– “Efendim, kitap okunup da geçilecek bir şey değil; sürekli git-gel lâzım… Orada Şah-ı Nakşîbend Hazretleri’nin, “Mutlak tevhid mümkün değildir!” sözünü gördüm; imânî bakımdan birçok sıkıntımı attı, yepyeni ufuklar açtı!”

Üstadım’da, muradını karşı tarafa iletememiş hırçın bir çehre… Bende, kitaplık bir bahsi beylik klişelere emanet edememenin sıkıntısı… Ardından… Bir hafta sonra aynı bahis ve yüzü güller içinde:

– “Mutlak tevhid mümkün değildir!.. İmân ve İslâm Atlası sana çok şey söylemeli!”

Ben hiçbir şey söylemediğim hâlde, ne olmuştu da Üstadım böyle olmuştu?..

• “İmân ve İslâm Atlası”nın bütün mânâsı, Üstadım’ın 1973’de yazdığı “İlmihâl” isimli “Noktalama”sındadır:

– “Yandı kitap dağlarım, ne garip bir hâl oldu! – Sonunda bana kalan, yalnız ilmihâl oldu!”

• “İslâm önce bulmanın, sonra aramanın rejimidir”… Yani, bulduktan sonra nice arayışlara muhtaç… Pek çok yerde işlediğim bu meseleyi, “Necip Fazıl’la Başbaşa”nın 1981 mevsiminde de “Meseleler Meseleler” başlığı ile göstermiştim… Onun son kısmı:

“Daha pek çok mesele içinde ele alınması gereken bu mevzuyu daha fazla dağılmamak için burada keserken, son söz olarak, Büyük Doğu’yu ilmî bulmayanların, “hangi ilme göre? İlim nedir?” sorularından başlayarak düşünmelerini, “kendi söylediklerinin habersizi tembel kafalar” olmaktan çıkmalarını tavsiye ederiz… Üstadım’ın bir noktalaması: “Yandı kitap dağlarım ne garip bir hâl oldu – Bana kalan yalnız ilmihâl oldu?”… Onca eserden sonra varılan noktaya dikkat; bilinenin aranması, önce bulmak sonra aramanın ne demek olduğu… Bugün atom fiziğinin bile vardığı “herşey parçaların toplamından fazla birşeydir” hakikatiyle, fikirde “fazla bir şey”in önünde durulduğunu göstermenin “marifeti”. Statik ve kendi kendine tükenici olmama niteliğine uygunluk…”

• Hayatında bir kimseyi methetmek… Şiir söylemek… Üstadım’ın bana ithaf ettiği ve her biri “Yevmiye” mevzuu olan şiirler hakkında söylediği:

– “İkimizin şiirlerini yazdım, bayılacaksın!.. Ben yaşadığımı şiirimde de yazarım, romanımda da!”

Tilki Günlüğü!..” (TG-4, sh: 124-126)

28 Şubat’ta ehline teslim edilen methiye… Kullanılansa Harun Yüksel, Adımlar’ın yol gösterici ağabeyi Harun Yüksel…

Harun Yüksel ve piyasaya çıkan yeni kitap deyince, ilk baskısı 1979’da yapılan Aydınlık Savaşçıları’nının yeni baskısının çıkmış olması ki kitabın “Sunuş”unu kaleme alan Kurtuluş Tezbil, yani Harun Yüksel’dir. Kumandan’ın bir kitabında sunuşu olan kalem… İşte Kurtuluş Tezbil-Harun Yüksel’in Aydınlık Savaşçıları’nı sunuşu:

SUNUŞ

“Gaye İnsan – Ufuk Peygamber”den sonra, nesil nesil, devletten devlete (devlet isimleri değişse bile) aslından tek harf noksansız olarak gelen İslâm, Osmanlı’nın elinde en geniş coğrafya üzerinde, insanlara insanca yaşamanın somut örneğini verdikten sonra, yine aynı Osmanlı’nın aşk ve vecdini kaybetmeye başlamasıyla birlikte daha geniş alanlardaki insanlara, “insanca yaşamanın” onurunu tattıramadı (durakladı)… Ve Osmanlı’da ipler kaba softa ham yobazın eline geçince, olması gerekenle olan arasındaki çelişki başgösterdi. Aşksız, vecdsiz, anlayışsız, ruhsuz, nasipsiz, öz’den uzak uygulama süreci doğal olarak “gerileme” sürecini beraberinde getirdi. Osmanlı’nın malûm sonuyla da, “Eskimez Yeni” devlet pratiğinden çekildi…

Osmanlı’dan geriye kalan topraklarsa emperyalistler tarafından yağma ve talan edilirken, öz devletlerini yitiren “Mutlak Fikir” bağlıları, lokma lokma bölünen öz vatanları üzerine kurulan emperyalist güdümlü zalim devletçiklerin yönetiminde paryalaştılar…

Yakın geçmişe kadar bu hale ağıtlar yakılıyor, gözyaşları dökülüyordu, “Bin atlı akınlarla çocuklar gibi şendik” gibi yaklaşımlarla mazinin büyüklüğü ile avunulmaya çalışılıyordu…

Şimdilerdeyse, “Mutlak Fikir” bağlıları, yitirdiklerini devrimci bir atılımla kurşun menzilinde aramaktalar, yeniden kurmaya karar verdikleri devletlerinin temel harcını mübarek kanlarıyla yoğurmaktalar…

Bir soylu savaştır sürer, büyüyerek dünyanın dört bucağında emperyalizme ve onun yerli uşaklarına karşı.

“İşte Moro…” Dünyanın öbür ucunda bir ülke.. Ve Marcos… Moro’lu “Mutlak Fikir” bağlılarına zulmeden Amerikan kuyrukçusu eli kanlı diktatör… Ve Morolu Akıncı, emperyalizme ve onun yerli uşağı Marcos’a karşı inancının ve insanının kavgasını yılmadan sürdüren…

“Moro Destanı”, Moro’lunun soylu başkaldırısından yola çıkarak tüm “Mutlak Fikir” bağlılarının yitirdikleri devletlerini “kan pahası”, “can pahası” yeniden kurma kavgalarının destanı. Türkiye edebiyatının “Mutlak Fikir” cephesinde bir indifa!.. Sesi ve tesiri Edirne’den Kars’a kadar yayılan…

“Moro Destanı” Yenidevir Gazetesinde yayınlanan ilk bölümüyle kartpostal olmuş, poster olmuş, marş olmuş, dilden dile ülkeden ülkeye ezbere aktarılır hale gelmiş, kıvılcım bekleyen ruhları yangın yerine çevirmiş bir güçlü eser…

“Moro Destanı” edebiyatın silah olarak kullanımının “nasıl”na mükemmel bir cevap…

Türkiye akıncılarının “Mutlak Fikri” yaşanana gerçek kılma kavgalarına yeni bir hız kazandıran eserin sahibi S. Mirzabeyoğlu’nu, esere desenleri ile katkıda bulunan Yalçın Turgut’u ve daha fazla gecikmesine engel olarak bizlere ulaştıran GÖY’ü gönülden kutlarım.

Kurtuluş Tezbil

Tabiî daha o zaman İBDA markası ortada yok… GÖY – Gönüldaş Yayınları adı altında faaliyet devam etmekte. İBDA’nın kuruluşunun ilân edildiği, kamuoyuna açıklandığı tarih ise 1 Ağustos 1984…

Sunuş’da “emperyalist” vurguya dikkat…

Ve Filipinler…

Filipinler’de emperyalizmin işbirlikçisi rejime karşı mücadele devam ediyor. Moro Akıncıları hâlâ bağımzıslık için savaşmaya devam etmekteler. Filipinler devleti ise İmânsız İslâmcılık rejiminnden satın aldığı helikopter vs ile müslümanları ve diğer anti-emperyalist unsurları katletmeye devam etmekte. Kim cebini kimlerin kanı bulaşmış parayla doldurup dünyanın en zenginleri listesine giriyor anlaşılıyor mu? Sonra da din imân pazarlamaya devam…

Yaşadığımı yazar, yazdığımı yaşarım…

İmân atlası bu…

Kim düşmanla işbirliği içinde, kim müslümanları katledenlere lojistik sağlıyor, petrol satıyor…

Paryalaşan devlet…

Evet…

Aydınlık Savaşçıları dilden dile yayıldı… Marş oldu, beste oldu, kartpostal oldu… O zaman bunu dillerine pelesenk edenler şimdi ne işlerle meşgûl? Mesele kimsenin geçmişte ne yaptığı değil, üzerinde bulunduğu iş önemli. Zira kişi, üzerinde bulunduğu işin zamanı içindedir. Geçmişte şusundur da bugün münafıklığın, mürtedliğin, din pezevenkliğinin zamanını işletiyorsundur… Kardeşinin kanını dökenlere silâh ve mühimmat satıyor, lojistiğini sağlıyor, bunları yapanları alkışlıyorsundur… Kardeşinin kanını döken silâhların geliştirilip bundan para kazanılmasına, felix culpaya, yarım oluşlara, “iyi şeyler de yapıyorlar, hiç mi iyi şeyler yapmıyorlar” diye kalbin de kayıyordur belki…

İmân Atlası?

Atlas mı?

“Vâridât: Atlas’a Dair”den:

Tals: Çoğulu “atlas”. Mahvetmek…

Mâhî: Yok eden, mahveden, perişan eden… Mâhî: Balık… “Küfürleri mahvedici” mânâsına Allah Sevgilisi’nin isimlerinden biri de “Mâhî”. (TG-4 sh: 124)

1440 Gergini… Müjdelenmiş zamanlarda, kâfirler ve yardakçılarının mahvoluşuna vesile kılınmayı dileyenlerdeniz…

Dün Moro Akıncıları’nın destanını ağzından düşürmeyenlerin, bugün Filipinler’e, Moro Akıncılarını öldürecek silâh satışlarına dair okuma parçası:

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin