TUTUKLU VE HÜKÜMLÜ RAKAMLARI, MÜSLÜMAN ANADOLU’YA İHANETİN VESİKASI
Ahmet ÖLÇÜLÜ
Adalet Bakanlığı’nın Mayıs ayı verilerine göre ceza infaz kurumlarında bulunan kişi sayısı 420 bin 798’e ulaşmış.
Bu kişilerin 357 bin 283’ünü hükümlüler, 63 bin 515’ini ise tutuklular oluşturuyormuş…
Denetimli serbestlikte bulunan kişi sayısı ise 494 bin 692 imiş…
Toplamda 915 bin 490 kişi bilfiil ya cezaevinde ya da cezaevinde olması gerekirken, artık cezaevlerinde yer kalmadığından dolayı icat edilen denetimli serbestlikten dolayı dışarıda. Denetimli serbestlik yasaları çıkarılmamış olsaydı, onlar da cezaevinde olacaktı. Dolayısıyla her 100 TC vatandaşından 1’inin cezaevinde olması gerekirken, suçluları koyacak yer olmadığından, suçlu patlamasına yetişemediğimizden, suçluların yarısından fazlasını serbest bırakmışız. Böylece cezaevinde yatanların toplam nüfusumuza oranı ortalama 200’de 1’e gelmiş.
Bundan yıllar yıllar önce, AKP iktidara gelmemişken, cezaevinde yatanların oranı bin kişide bir kişiye tekabül etmekteydi. Nüfusumuz 60 milyonları geçmekteydi ve cezaevlerinde 60 binden fazla tutuklu ve hükümlü vardı. Hem de böyle denetimli serbestlik falan da yoktu.
Bir rejim düşünün ki, nüfus %30 oranında artmış ama cezaevinde yatan suçlu sayısı 5’e, yatması gereken 10’a katlanmış…
Eskiden her 999 kişi bir tutuklu ya da hükümlüye bakıyorken şimdi her 995 kişi 5 tutuklu ya da hükümlünün yükünü sırtlamış durumda. Yani her 199 kişi bir kişiye bakıyor. Topluma yüklenen ekonomik yük bile altından kalkılamayacak dereceye gelmiş durumda. (Bunlar yuvarlanmış rakamlar, net rakam yüzbinde 489, biz onu 500’e yuvarlamış olduk.)
Yaparsa AKP yapar diye boşuna demiyorlar…
Bu kadar yüksek oranlar dünyada sayılı ülkede var. Türkiye bunlarda başı çekiyor. AKP rejiminin bu konuda yarıştığı diğer bir ülke de piç bir toplum olan Amerika… Ve diğer sözde devletler…
AKP Türkiye’sinin yarıştığı ülkeler tablosu şöyle:
ÜLKE YÜZBİNDE TOPLAM
Amerika Birleşik Devletleri 541 1.808.100
Uruguay 449 15.767
Türkmenistan 576 35.000
Tonga 516 557
El Salvador 1.659 109.519
Amerikan Samoası(ABD) 538 301
Küba 794 90.000
Panama 522 23.798
Ruanda 637 89.034
Türkiye 489 420.798
Bu rakamlar neyi anlatıyor?
Yerli ve millî olduğunu iddia eden, sözde maneviyata özel önem veren, aileyi başının tacı yaptığını söyleyen…
Şimdi bu söylenenlere bakınca, “ne mübarek adamlar” demek gerekirken suç oranının düşmesi, suçun azalması beklenecekken…
Haydaaa…
Suç patlamış…
Yanlış olan ne?
Yerli ve millî olmak mı?
Maneviyata önem vermek mi?
Aileyi baş tacı yapmak mı?
Hayır.
O hâlde?
Yanlış olan tüm bunları söyleyip tersini yapmak.
Yerli ve millî olamamak, maneviyata gerçekte önem vermemek, aile deyip ailenin köküne kibrit suyu döküyor olmak.
Yapıyorum diyerek toplumun bütün dengelerini daha da bozmak, alt üst etmek.
Zaten kötüye doğru gitmekte olan içtimaî bozulma sürecini, gayesi müslümanlık MIŞ gibi verdiği görüntü ile perdeleyerek, daha da kötüleşmesini hızlandırmak.
25 yıllık iktidarları boyunca tablo her geçen gün daha da ağırlaşmakta ve hiç kimsede de işlerin düzeleceğine dair ümit de yok. AKP kendisi de, “işleri biz kötüleştirdik ama, problemi nasıl çözeceğimizi bulduk, işte fikrimiz, işte yeni vizyonumuz” diye bir açıklama da yok…
Sadece cezaevinde yatan suçlu sayısındaki artış değil, toplumun genelindeki çürüme ve kokuşma daha nereye kadar ağırlaşarak devam edecek? Artık iş sadece “kötü gidiş” demekten de çıkmış, artık, “çılgına dönmüş bir şekilde kötüleşen” gidişat söz konusu. Bu “çılgına dönmüş bir şekilde kötüleşen” gidişatı durdurup, işleri müsbete çevirecek bir ruh, anlayış ve fikir AKP’de var mı? Olsa zaten uygularlardı… Zaten o zaman meselemiz, kötüye gidişi nasıl durdururuz değil, iyiye doğru nasıl daha hızlı gideriz olurdu.
Oysa rakamlar toplumun cinnet uçurumuna atıldığını gösteriyor. Müslüman Anadolu ahalisi nasıl bir cinnet cenderesine sokulmuş ki, neredeyse cezaevine girmeyen kimse yok gibi. Bu insanlara ne yapmak gerek ki, bu tablo ortaya çıkıyor?
AKP’den önce suç ve cezaevi rakamlarından yine şikâyet ediyorduk ama şimdi şikâyet ettiğimiz kadarını bile arar olduk; şimdi suç normal hâle geldi.
İnsanlar kanunları takmıyor çünkü ahlâkî olarak kendi içinde bağlılık hissetmiyor.
İşte bu nokta toplumun artık bittiği yerdir. Toplum, ahlâkî bağlılık hissi ile varolur. Kanunlar ahlâkın pıhtılaşmış şeklidir. Ortada ahlâk bırakmadılar ki pıhtılaşması sözkonusu olsun.
Ve ne yazık ki daha bu yaşadıklarımız, üzerimize karabasan gibi çökecek olan selin daha ilk dalgaları, tsunaminin ilk vurgunları…










