AMERİKANİZM İBLİSLERİN SİYASETİDİR

Takdim: Amerikan siyasî sistemini Hrıstiyan teolojisi açısından eleştiren yazı, ayrıca hikemiyat penceresinden eleştirilmesi gerekse de dikkate değer.

Walt Garlington

Amerikan istisnacılığı (özgünlüğü) savunucuları, Birleşik Devletler’in tarih boyunca diğer tüm nesillerin ve ulusların gözünden kaçan iyi bir yönetim ilkelerini keşfettiğine inanırlar. Sistemlerinin temel taşlarından biri, hükümetin çeşitli kolları ve seviyeleri arasındaki “denetleme ve dengeleme” (checks and balances) ilkesidir. Bu ilkenin arkasındaki fikirler, (1787-88’de Philadelphia Anayasası’nın onaylanmasını desteklemek için yazılan) Federalist Yazılar (Federalist Papers) No. 51’de şu şekilde açıklanır:

“Çeşitli güçlerin kademeli olarak aynı kolda toplanmasına karşı en büyük güvence, her bir kolu yönetenlere diğerlerinin tecavüzlerine direnmeleri için gerekli anayasal araçları ve kişisel motivasyonları sağlamaktır. Savunma düzenlemesi, bu vakada da diğer tüm vakalarda olduğu gibi, saldırı tehlikesiyle orantılı olmalıdır. Hırs, hırsı etkisiz hale getirmek için kullanılmalıdır. Bireyin çıkarı, kurumun anayasal haklarıyla ilişkilendirilmelidir.”

Buradaki kilit unsur, ABD’deki denetleme ve dengeleme sisteminin, hükümetin tasarlandığı gibi çalışmasını ve erdemli bir şekilde işlemesini (adalesi sağlamak, özgürlüğü korumak vb.) sağlamak için insan kusurlarından (hırs, güç arzusu vb.) faydalanmaya dayanmasıdır.

Bu Hristiyanî bir fikir değildir. Ortodoks Kilisesi’nin Aziz Babalarından biri olan Gazeli Abba Dorotheos (MS 6. yüzyıl) bunu tamamen reddeder:

“Bir tutkuyu başka bir tutkuyla kontrol etmek için mücadele eden başkaları da vardır. Örneğin biri kibirden, dalkavukluktan veya başka bir tutkudan dolayı susabilir. Kötülüğü kötülükle iyileştirmeye çalışırlar. Ancak Abba Poimen şöyle demiştir: Kurnazlık hiçbir zaman kurnazlığı yok etmez.” (Aziz Pederimiz Gazeli Dorotheos, çev. Etna Metropoliti Chrysostomos, Center for Traditionalist Orthodox Studies, Etna, Cal., 2017, s. 173).

Amerikanizmin insan yönetimlerindeki yozlaşma sorununu çözme şekli işte böyledir: Kötülüğü kötülükle tedavi etmek. Oysa kötülükten gerçekten korunmanın tek yolu, kusurları söküp atmak ve onların yerine erdemleri koymaktır. Abba Dorotheos şöyle der:

“…Tanrı’nın lütfuyla kişi kademeli bir ilerleme kaydeder ve tutkuların alışkanlık haline gelmesini engeller. Gerçekten de bir tutkunun kendi içinde kök salmasına izin verilirse tehlike büyüktür. Çünkü gördüğümüz gibi, insan istese bile, çeşitli azizlerin yardımı olmadıkça kendi tutkularını tek başına yenemez.” (A.g.e., s. 188).

Tutkuların insafına kalmak cehennemin koşuludur; Şeytan’ın ve iblislerin kölesi olma durumudur. Esasen Amerikanizm siyasetinin uygulayıcılarını sürüklediği yer tam da burasıdır. Bu fikirler demonik (iblisane) yaşamla uyum içindedir: Bireysel benliğin/egonun ve haklarının olumlanması, başkalarına karşı kendi içine kapanma ve donuklaşma/saydamlığını kaybetme.

Ortodoks Kilisesi’nin otantik Hristiyanlığı ise çok farklıdır. Onun amacı Tanrı’ya, Kutsal Üçleme’ye (Baba, Oğul ve Kutsal Ruh) benzerlik kazanmaktır: Üçleme’deki her bir Kişi kendi benliğini olumlamayı reddeder; alçakgönüllülük içinde şeffaflaşır ki diğer iki Kişi Kendisi üzerinden görülebilsin; kendi “haklarından” feragat eder (insan soyunu kurtarmak amacıyla insan bedenine bürünerek kendini boşaltan ve kendisine sınırlar koyan Oğul Tanrı’da gördüğümüz gibi – Filipililer 2:5-8).

Kutsal Üçleme, birlik ve çeşitliliğin mükemmel bir şekilde birleştiği, Sevgi içinde birleşmiş mükemmel bir Kişiler Topluluğudur (Koloseliler 3:14).

Düşmüş tutkuların (haset, arzu vb.) rehberlik ettiği Amerikan siyaseti ise kaçınılmaz olarak kamplaşmalara, çatışmalara ve uyumsuzluğa (ünsüzlüğe) eğilimlidir. Oysa Birleşik Devletler’in ve diğer tüm halkların ihtiyacı olan şey bunun tam tersidir: Bir uyum/harmoni siyaseti.

Pisagor ve takipçileri, toplumda uyumu teşvik etmeye odaklanarak doğru yoldaydılar ancak amaçlarına ulaşamadılar:

“Pisagorcular kendilerini sadece soyut fikirleri tefekkür etmekle sınırlamadılar: Felsefi ilkelerinin toplumu şekillendirebileceğine ve şekillendirmesi gerektiğine inanıyorlardı. Yaşam tarzlarını vatandaşlara aktarmaya, evrende algıladıkları uyumu yansıtan bir sivil düzen vizyonunu teşvik etmeye çalıştılar. Etik bir yönetimin, ölçülülüğün ve adaletin önemini vurguladılar. Sık sık yerel yöneticilere danışmanlık yaparak veya doğrudan kamu görevleri üstlenerek siyasi güç elde ettiler.”

“…Toplumun kendisinin katı bir disiplin, topluluk yaşamı ve daha yüksek bir uyum duygusuna bağlılık yoluyla arındırılabileceğine inanıyorlardı. Ancak, kendiliğinden benimsenmek yerine yukarıdan dayatılan bu idealler, halk arasında hoşnutsuzluğu körükledi. Birçok sıradan vatandaşa Pisagorcu yaşam tarzı elitist, katı ve kendi geleneklerine yabancı göründü.”

“…Hükümetlerini ve kişisel alışkanlıklarını kontrol etmeye çalışan bir gruba karşı güvensizlik duyan halk, sonunda onlara karşı ayaklandı. Pisagorcuların toplanma yerleri saldırıya uğradı, üyeleri öldürüldü veya sürgüne gönderildi ve hareket parçalandı. İdeal bir yaşamı zorla dayatma girişimi Pisagorculara nüfuzlarına mal oldu ve geriye bir zamanlar güçlü olan bir geleneğin sadece dağılmış kalıntıları kaldı.”

Pagan Yunanlar, Tanrı hakkında yetersiz ve bozulmuş bir bilgiye sahip oldukları için Tanrı’ya benzerlik kazanamadılar ve bu nedenle iyi niyetli planları bir hiçle sonuçlandı.

Ortodoks Hristiyanlar ise tam aksine, Bedenleşmiş Hikmet olan Mesih ile birleşmişlerdir. Artık insanlık, her ruhun içinde ve bir bütün olarak toplumda uyumun nasıl sağlanacağını deneyimsel olarak bilmektedir. Aziz İhtiyar Evmenios (+1999) bunun nasıl gerçekleştiğini şöyle açıklar:

“Çünkü ben kendi irademi değil, beni gönderenin iradesini yapmak için gökten indim (Yuhanna 6:38). İradeden vazgeçmek… Bundan daha yüce bir şey yoktur. Bir insanın alabileceği, kendi iradesinden vazgeçmekten daha büyük bir taç yoktur. Bundan daha yüce bir şey yoktur. Bunu başaran kişi en çok tacı kazanır. Kendi iradesinden vazgeçmek şehitliğe eşdeğerdir. Şehitlikte insan tek bir günde şehit olur, ancak kendi iradesini reddettiğinde hayatı boyunca şehit olur. Bu kişi son nefesine kadar her gün şehit edilmektedir” (Keşiş Simeon, San Evmenio, çev. Peder Nicholas Metrakos, Zoe Press, Dunlap, California, 2025, s. 237).

Pisagorcularda eksik olan şey işte buydu: Kutsal Üçleme’deki Kişilerin kendini boşaltma, alçakgönüllülük ve iradelerinden vazgeçme örneği. Onların sahip olduğu tek şey sahte pagan tanrılarının kendini tatmin etme arzusuydu.

Kutsal Üçleme örneği, Ortodoksların sahip olduğu bir şeydir (ne yazık ki aynı şeyi Roma Katolikleri ve Protestanlar için söyleyemeyiz; birinciler Kutsal Üçleme’yi bir ikiliğe [Baba-Oğul ve derecesi düşürülmüş bir Kutsal Ruh] dönüştürmüş, ikinciler ise Filioque doktrininden katı bir anti-Triniteryan monizme kadar öğretiyi çeşitli şekillerde bozmuşlardır) ve bu durum onların topluluklarında kendini gösterir. Keşişler ve rahibeler başrahiplerine ve başrahibelerine tam bir itaat pratiği yaparak kendi iradelerinden tamamen vazgeçtikleri için, manastırlar toplumun geri kalanı için bir model görevi görür. Manastırların yeryüzündeki en barışçıl insan toplulukları olmasının sebebi budur.

Genellikle bu durum siyasi olarak; Tanrı tarafından seçilmiş ve Kilise’nin bir piskoposu tarafından kutsanmış/yağlanmış bir krala itaat eden bir halk, bir kabile vb. şeklinde tezahür eder. Kralın kendisi de Kralların Kralı ve Rablerin Rabbi olan İsa Mesih’e, Ortodoks Kilisesi din adamlarına, ülkenin yasalarına ve diğer geleneklerine itaat etmekle yükümlüdür.

Ancak Birleşik Devletler bu modeli reddetmiştir. Kendini alçaltmak istemeyen, aksine kendine bir isim yapmak, kendi bireysel kendi kaderini tayin etme hakkında ısrar etmek, Tanrı’dan bağımsız/özerk hale gelmek isteyen Şeytan’ı model almışlardır. Bu tür bir kibir ve isyan, eyaletlerin birçoğunda endemiktir (yerleşiktir). Bu satanik enerji geçmişte Birleşik Devletler halkı için birçok dünyevi kazanıma yol açmış olsa da, şimdi kapasitesinin sınırlarını göstermektedir; çünkü Amerikanizm kültürünün özü olan demonik doğaya giderek daha fazla uymaktadır — bölünmeler çoğalırken birlik zayıflamakta, iyi ve erdemli bir yaşam vizyonu ve arzusunun son kalıntıları da silinip gitmektedir.

Çeviren: Adnan DEMİR

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin