Baro Başkanlığı seçimlerinde İstanbul Barosu başkan adaylarından Osman Korkut Kanadoğlu konuşmasında şöyle diyor:
“Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan yargıçlar, keyfî tutuklama kararı veren sulh ceza hâkimleri, sizleri tek tek not ediyoruz. Sizin her kararınızı izliyoruz. Bu kararlarınızı raporluyoruz.”
Bu sözlerinden ötürü Kanadoğlu hakkında soruşturma başlatıldı.
Osman Korkut Kanadoğlu’nun çıkışı, aslında hukuk camiasının içinde bulunduğu çaresizliğin ve birikmiş öfkenin dışavurumudur. Ancak mesele şu ki; zaten raporlanacak, tescillenecek, deftere yazılacak yeni bir istisna kalmadı. Türkiye’de yargı bağımsızlığı meselesi, artık münferit “hatalı kararlar” veya “kötü niyetli birkaç hâkim” meselesi olmaktan çoktan çıktı. Yargıda yapısal ve kronik bir sistem krizi var.
Vehameti görmek adına 2026 yılına ait uluslararası verileri paylaşayım:
World Justice Project (WJP) Hukukun Üstünlüğü Endeksi: Türkiye, 143 ülke arasında 117. sırada yer alıyor.
International IDEA Küresel Demokrasi Durumu Raporu (“Hukukun Üstünlüğü” alanı): Türkiye, 173 ülke arasında 149. sırada bulunuyor.
OECD Kamu Kurumlarına Güven Araştırması (Yargıya Güven Endeksi): Türkiye, 38 OECD ülkesi arasında 36. sırada (Türkiye’nin altında yalnızca Şili ve Kolombiya yer alıyor).
Türkiye’de yapılan kamuoyu araştırmalarına göre, vatandaşların yargıya olan güveni %27 ile %35 arasında değişiyor.
Osman Kanadoğlu’nun kararları tek tek raporlamasına gerek var mı?
Mal ortada.
Anlayan var mı?
Gören var mı?
Duyan var mı?
— YOK
İğdiş olmuş idrak, hakikati neyle tartacak?
Şu hâlde, Türkiye’de “yargı bağımsızlığından” söz etmek hukuken ve fiilen mümkün müdür?
Hem veriler hem yaşadığımız tecrübelerle sabittir ki Türkiye’de adalet mekanizması ağır bir çürüme ve vesayet krizinin içindedir.
Bu tablo, binlerce yıllık devlet aklı ve adalet mirası olan TÜRK Milleti için büyük bir utanç ve kabûl edilemezdir.
WJP veya OECD endekslerinin Türkiye’yi 143 ülke arasında 117. sırada göstermesi, şerefli TÜRK milletinin karakterini değil; liyakatsiz ellerde oyuncak edilmiş, siyasî iktidarların rüzgârına göre eğilip bükülen yargı bürokrasisinin acizliğini gösterir.
Yoksa TÜRK için ölçü bellidir: Adalet mülkün temeli, devletin bekasıdır.
Bu şiarını da ta 1500 yıl önce GÖKTÜRK kitabelerine “KÜNG TÖRÜ” olarak kazımıştır.
Yargı; ne sarayın, ne sokağın, ne de küresel odakların emrinde olamaz. Cübbesini iktidarın veya herhangi bir ideolojik çevrenin emrine verenler, TÜRK adaletinin mânevî şahsiyetine ihanet etmektedir. Olması gereken, teminatını yalnızca TÜRK milletinin vicdanından, TÜRK’ün ruh kökünden alan liyakat düzenidir.
Hâkimlik ve savcılık kürsüsü, ülkenin en zeki, en erdemli, ahlâk ve karakter süzgecinden geçmiş evlatlarına emanet edilmelidir. Hukuku haysiyetsizce çiğneyenler için meslekten ihraç, adaleti katledenler için gecikmesiz bir Yüksek Yargı Divanı ve hesap verme mekanizması kurulmalıdır.
TÜRK milleti kendi evlatlarının kuracağı, haktan ve hakikatten başka rütbe tanımayan, bağımsız ve adil TÜRK Yargısı’nı yeniden inşa etmelidir.
Yoksa hukukun olmadığı yerde keyfilik kanun, zulüm idare şekli olur.