İNTİKÂMCI ALLAH RESÛLÜ’NÜN SUİKAST TİMLERİ

İNTİKÂMCI ALLAH RESÛLÜ’NÜN SUİKAST TİMLERİ

Takdim: Bundan 5 sene önce, Charlie Hebdo dergisi baskını akabinde 5 Ocak 2015 tarihinde yayınlamış olduğumuz bu tarihî, itikadî inceleme yazısını tekrar sunuyoruz.

Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan “Charlie Hebdo” adlı karikatür dergisinin basılması ve bütün kadrosunun öldürülmesinin ardından Türkiye ve Dünya medyasında düşmanca yorumlar yapılmakta.

Türkiye’de “müslüman mahallesinde salyangoz” satmaya davranan arsızların “islâm barış dinidir” yollu Fransadaki Hesaplaşma Eylemini kınayan açıklamaları yanında, Batı’da, söz konusu eylemi “barbarlık” olarak gören yorumlar yapılmaya devam ediyor.

Bağımsız ülkeleri işgâl edip Devlet Başkanlarını katlederek milyonlarca vatandaşını soykırıma tabi tutan ve buna devam eden Batı’nın “yavuz hırsız” tavrı bir yana, Türkiye’de İslâm ve müslümanlar adına konuşma “cesaret”ini gösteren güruhun unuttuklarını kendilerine hatırlatmalı.

Birincisi:

Allah’ın Resûlü Gaye İnsan – Ufuk Peygamber olarak, en büyük intikâm alıcıdır!

İkincisi:

Allah’ın Resûlü en iyi suikastçı ve en iyi suikast plânlayıcısıdır.

Ve Üçüncüsü:

Allah’ın Resûlü, öyle intikâmcıdır ve Allah’a ve Resûlüne düşman olanlar karşısında öyle suikastçıdır ki; suikast ile intikâm almaları için Sahabîlerini (ve bütün mü’minleri) bizzat teşvik etmiştir.

Aşağıda bu çerçevede Allah Resûlü’nün hayatından iki hâdise… Bu iki hadiseyi hemen hemen bütün müslümanlar bilir de, bilip de zihinlerinden kazıyan sahte İslâmcılara hatırlatmak bize düştü. Hatırlatalım ki, Fransa’daki İntikâmcıların, Allah Resûlü ve Sahabîlerine bağlılığı nasıl da örnekleştirdikleri görünsün.

Ve suikast emrini bizzat Allah’ın Resûlünden aldıkları hatırlansın!

“Charlie Hebdo”yu basıp Allah Resûlü’nü ahlâksızca hicvedenleri öldüren akıncılar, aynı zamanda, O’nun meşhur Hadîsince hareket etmenin emsâlsiz şerefine ermiş kahramanlardır.

Allah’ın Resûlü buyuruyorlar:

“Ahir zamanda unutulan sünnetimi ortaya çıkarana (uygulayana) yüz şehit sevabı verilecektir.” (Kütüb-i Sitte)

Allah Adaletli bir Hesaplaşmayı gerçekleştiren gönüldaşlarımızın eylemini bereketlendirsin!

ADIMLAR Dergisi

İLK SUİKAST:

KÂ`B BİN EŞREF ADLI YAHUDİDEN ALINAN İNTİKAM

Kab b. Eşref, Beni Nadir Yahudilerinden olup, Allah’ın Resulüne ve Müslümanlara aşırı düşmanlık besleyen, Mekke müşriklerini Müslümanlarla savaşmaya teşvik eden, savaşmaları hâlinde kendilerine yardım sözünü vermek suretiyle “hıyanet-i vataniye” suçunu işleyen, hatta savaşı kışkırtmak adına Müslümanların kadınlarına dil uzatma küstahlığını gösteren, Mekke müşriklerinin dinlerinin İslâm dininden daha iyi olduğunu söyleyecek kadar arsızca bir vaziyet alan ve bu yüzden hakkında,

Kendilerine Kitap’tan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve bâtıla (tanrılara) iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: ‘Bunlar, Allah’a iman edenlerden daha doğru yoldadır.’ diyorlar! Bunlar, Allah’ın lânetlediği kimselerdir; Allah’ın rahmetinden uzaklaştırdığı (lânetli) kimseye gerçek bir yardımcı bulamazsın.”(Nisa, 4/51-52)

mealindeki Âyet inerek mel’un ilân edilen bir şahıstır.

Bu Âyet’te olduğu gibi Allah tarafından lanetlenen bu adam hakkında Hz. Peygamer (a.s.m) de katli kararı vermiş ve Muhammed b. Melseme adındaki sahabî birkaç arakadışıyla bunu infaz etmiştir. (bk. İbn Hişam, Siret, 2/51-57; İbn Kesir, İbn Kesir, es-siretu’n-nebeviye, 3/9-12).

İlgili rivayetler ve açıklaması şöyledir:

  1. Ka’b İbn Mâlik (radıyallahu anh) anlatıyor: “Ka’b İbnu’l-Eşref, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın aleyhine hicviyeler düzüyor ve bunlarla Kureyş kâfirlerini, ona karşı tahrik ediyordu.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Medine’ye hicretle geldiği zaman, şehrin ahalisi kozmopolitti: Bir kısmı Müslüman, bir kısmı putlara tapan müşrik, bir kısmı da Yahudi idi. Yahudiler, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ve ashabına rahatsızlık veriyorlardı. Cenab-ı Hak, Resûlü’ne (aleyhissalâtu vesselâm) sabır ve af emrediyordu. Allah şu âyeti onlar hakkında inzâl buyurmuş idi. (meâlen):

“Hiç şüphesiz, sizden önce kitap verilenlerden ve Allah’a eş koşanlardan çok üzücü sözler işiteceksiniz. Sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bu üzerinizde sebat edilecek işlerdendir.” (Âl-i İmrân, 3/186).

Ka’b İbnu’l-Eşref, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e eza vermekten bir türlü vazgeçmiyordu. Sonunda Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Sa’d İbnu Mu’âz (radıyallahu anh)’a, onu öldürecek birini yollamasını emretti. Onu Muhammed İbnu Mesleme (radıyallahu anh) öldürdü. Ka’b öldürülünce, Yahudiler ve müşrikler çok korktular. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek: “Arkadaşımızı geceleyin kapısını çalarak öldürdüler.” dediler. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onlara Ka’bu’l-Eşref’in geçmişte söylediklerini hatırlattı. Sonra da hepsini kendisiyle onlar arasında yapılacak ve sıkıntıları sona erdirecek bir antlaşma imzalamaya çağırdı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onlarla kendisi ve bütün Müslümanlar arasında muteber olacak yazılı bir antlaşma yaptı.” (Ebu Dâvud, Harâc 22, (3000).)

  1. Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün): “Ka’b İbnu’l-Eşref’in hakkından kim gelecek? Zira bu Allah ve Resûlüne ezâ veriyor!” buyurdular. Muhammed İbnu Mesleme (radıyallahu anh) atılarak: “Onu öldürmemi ister misiniz?” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “Evet!” deyince Muhammed İbnu Mesleme: “Hakkınızda menfi şeyler söylememe de izin veriyor musunuz? (Güvenini kazanmamız için buna gerek olacak)” dedi. Aleyhissalâtu vesselâm: “(İstediğinizi) söyle(yin)” buyurdu.

Bunun üzerine Muhammed İbnu Mesleme (radıyallahu anh) Ka’b-İbnu’l-Eşref’e gelip onunla konuştu, aralarındaki (eski) dostluğu hatırlattı ve:

“Şu adam var ya, sadaka istiyor ve bize sıkıntı oluyor!” dedi. Ka’b bunu işitince:

“Ha şöyle! Vallahi ondan daha da çekeceksiniz!” dedi. Muhammed İbnu Mesleme:

“Biz ona şimdi gerçekten tâbi olduk. Onu büsbütün terkedip sonunun ne olacağını seyretmekten de korkuyoruz.” dedi. Ka’b:

“Söyle bana dedi, içinde ne var, ne yapmak istiyorsunuz?” Muhammed:

“Onu yalnız bırakmak, ondan ayrılmak istiyoruz.” deyince, Ka’b:

“Şimdi beni mesrur ettin.” dedi. Muhammed ilave etti:

“Bana biraz ödünç vermeni talebediyorum…” dedi. Ka’b da:

“Bana rehin olarak ne bırakacaksın?” diye sordu. Muhammed İbnu Mesleme:

“Ne istersin?” dedi. Ka’b:

“Kadınlarınızı bana rehin bırakmalısın!” dedi.

“Ama sen Arapların en yakışıklısısın. Sana kadınlarımızı nasıl rehin bırakalım? (Şu yakışıklılığın sebebiyle hangi kadın nefsini senden men edebilir?)” dedi. Ka’b:

“Öyleyse çocuklarınızı rehin bırakırsınız!” dedi.

“Ama nasıl olur, birimizin çocuğuna hakaret edip: “Bir veya iki vask hurma karşılığında rehin edildin.” diye başına kakarlar. Ama sana zırhları yani silahı rehin bırakalım.” dedi. (Kab bu teklifi makul bulup:)

“Pekala, bu olur!” dedi.

Bunun üzerine Muhammed İbnu Mesleme, ona el Hâris İbnu’l-Evs, Ebu Abs İbnu Cebr ve Abbâd İbnu Bişr ile birlikte gelmek üzere randevulaştı. Bunlar geceleyin gelip onu (dışarı) çağırdılar. Ka’b yanlarına indi. Kadını:

“Ben bazı sesler işitiyorum, bu sanki kan sesidir (gitme!)” dedi. Ancak O:

“Hayır, bu gelen Muhammed İbnu Mesleme ile süt kardeşi ve Ebu Nâile’dir. Mert kişi geceleyin yaralanmaya bile çağırılsa icabet eder!” dedi. Muhammed İbnu Mesleme arkadaşına:

“Gelince, ben elimi başına uzatacağım. Onu tam yakaladım mı göreyim sizi!” dedi. Ka’b kılıncını kuşanmış olarak indi.

“Sende tîyb kokusu hissediyoruz!” dediler. Ka’b:

“Evet! nikahımda falan kadın var. Arap kadınlarının (sevdiği) kokuyu sürüyorum.” dedi. Muhammed İbnu Mesleme:

“Ondan koklamama müsaade eder misin?” dedi. Ka’b:

“Tabi ederim, kokla!” dedi. Muhammed yakalayıp kokladı. Sonra:

“Bir kere daha koklamama müsaade eder misin?” dedi. Sonra onu yakaladı.

“Göreyim sizi!” dedi ve orada öldürdüler.” [Buhârî, Megâzî 15, Rehn 3, Cihâd 158, 159; Müslim, Cihad 119, (1801); Ebu Dâvud, Cihad 169, (2768)].

Ka’bu’l-Eşref aslen Araptır. Babası, Benî Tay Kabilesinin bir kolu olan Nebhânlıdır. Bir kan davasına karıştığı için Cahiliye devrinde Medine’ye gelip yerleşmiştir. Medine’de Beni’n-Nadîr’e dost olmuş, onlardan kız alarak evlenmiştir. Ka’b bu evliliğin mahsûlüdür. Ka’b uzun boylu, cüsseli bir insandı. Kafası iri, karnı iriydi. Annesi Akîle Bintu Ebi’l-Hukayk, Yahudi olması ve Yahudi kültürü üzerine yetişmesi sebebiyle Ka’b Arap değil, Yahudi biliniyordu. Şâir bir insandı.

Bedir savaşından sonra Müslümanlar aleyhine hicviyeler yazdı. Mekke’ye gitti. İbnu Vedâ’ti’s-Sehmî’nin yanına indi. Bu zat, el-Muttalib’in babası idi. Hassan İbnu Sâbit bunu ve karısı Atîke Bintu Üseyd’i hicvetti. Bunun üzerine kadın Ka’b’ı tardetti. Ka’b tekrar Medine’ye döndü. Müslüman kadınları üzerine aşk şiirleri yazdı. Müslümanlar bu şiirlerden fevkalâde rahatsız oldular. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a karşı da hicviyeler düzüyor, Kureyşli kâfirleri aleyhte tahrik ediyordu. Resulullah Medine’ye geldiğinde halk karışıktı. Hepsiyle sulh içerisinde yaşamak istiyordu. Ancak Yahudi ve müşrik olanlar Müslümanlara fazlaca eziyet veriyorlardı.

Cenâb-ı Hak başlangıçta Resûlüne ve Müslümanlara sabır emrediyordu. Ka’b bu eza işinden vazgeçmeyip, dozajını artırınca, Aleyhissalâtu vesselâm bir grup göndererek Ka’b’ı öldürtmesini Sa’d İbnu Mu’âz’a emretti. Kab’ın öldürülmesi Hicretin üçüncü senesinin Rebiyyülevvel ayına rastlar. Rivayetler onun Mekke’ye gidince Ka’be’nin örtüsünün yanında Mekkelilerle, Müslümanlara karşı mücadele etmek üzere antlaşma yaptığını belirtir. Bu sırada Mekkeliler: “Onun dini mi, yoksa bizim dinimiz mi daha hakka yakın?” diye sorarlar. Ka’b “Sizin dininiz!” cevabını verir.

İbnu Hacer Ka’b’ın öldürülmesine bir başka sebep daha kaydeder. Buna göre: “Ka’b bir yemek hazırlar. Yahudilerden bir gruba da: “Muhammed’i bir ziyafete çağıracağım, gelince siz bir punduna getirip öldürün.” dedi. Ziyafet hazırlandı. Resulullah da çağrıldı. Birkaç ashabıyla gelmişti. Oturduktan sonra Cebrâil aleyhisselam, heriflerin planını haber verdi. Resulullah kalktı ve Cebrail’in kanatlarıyla örtünerek dışarı çıktı. Resulullah’ı kaybedince onlar da dağıldı. Aleyhissalâtu vesselâm, işte bu sırada “Ka’b’ı bana kim hâlledecek?” demiştir.

Şu halde Ka’b’ın öldürülmesi sadece hicvedici şiirler yazması sebebiyle değildir. Daha başka muzır faaliyetleriyle bu cezaya müstehak olmuştur.

Rivayetler onun öldürülmesini üzerine alan Muhammed İbnu Mesleme’nin, Ka’b’ın kız kardeşinin oğlu yani yeğeni olduğunu belirtir. Keza bu işte adı geçen Ebu Nâile de Kab’ın süt kardeşidir. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Eğer yapacaksan acele etme, (planını iyi hazırla), hatta Sa’d İbnu Muazla da istişâre et.” buyurur. Sa’d’la istişare eder. Sa’d, kendisine “Ona git, ihtiyacını aç ve veresiye olarak yiyecek iste!” tavsiyesinde bulunur.

Başka rivayetler, Muhammed İbnu Mesleme’nin Resulullah’tan, kendisinden şikayette bulunma, fikrini ve sözlerini kınama hususunda izin isteyip Ka’b’a: “Bu adamın gelişi bize bir bela olmuştur, bütün Araplar bizimle savaştı ve tek bir yaydan ok attılar.” dediğini; Resulullah’ın, öldürme ekibini, Bakîu’l-Garkad’a kadar uğurladığını, onları gönderip: “Allah’ın ismi üzere gidin. Allah’ım bunlara yardımcı ol!” dediğini kaydeder.

Hadise üzerine, ertesi gün, “Efendimiz öldürüldü.” diyerek, Yahudiler Resulullah’a gelirler. Aleyhissalâtu vesselâm, bir bir onun yaptıklarını, Müslümanlara verdiği eziyetleri anlatarak ölümü hakettiğini açıklar. Yahudiler itiraz etmeye, cevap vermeye mecal bulamazlar.

Bu vak’adan sonra büyük bir korkuya düşen Yahudiler, sinerler ve yıkıcı faaliyetlerden ellerini çekerler. Süheylî Ebu Hanîfe’ye muhalif olarak: “Ka’b’ın öldürülme hadisesi, muâhid (sulh antlaşması yapan) kimse, Şâri’e sebbettiği, hakarette bulunduğu takdirde katlinin caiz olduğunu ifade eder.” demiştir.

İbnu Hacer Süheylî’ye hak vermez. Bu hadisenin harp haline giren bir hadise olduğuna dair deliller kaydeder ve “Kıssada, müşrikin -umumî davet kendisine ulaşmış ise- İslam’a davet edilmeden öldürülebileceğine delil vardır.” der.

Hadis, savaş sırasında, ihtiyaç duyulan her şeyin söylenebileceğine delildir.

Kaynak: Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte

  1. SUİKAST

EBU RAFİ’ ABDULLAH IBNU EBI’L-HUKAYK’IN OLDURULMESI

Hz. Bera radiyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselâm, Ebu Rafi’e bir heyet gönderdi. Abdullah Ibnu Atik, geceleyin evine girerek, onu uyurken öldürdü.” (4213)

Bir başka rivayette şöyle der: “Resulullah aleyhissalatu vesselam yahudi Ebu Rafi’e, Ensar’dan bir grup adam gönderip, başlarına da Abdullah Ibnu Atik’i koydu.

Ebu Rafi’, Resulullah aleyhissalatu vesselam’a eza veriyor ve aleyhinde çalışmalar yapıyordu. Ebu Rafi’, Hicaz bölgesindeki kendine has bir kalede oturuyordu. Kaleye yaklaştıkları zaman güneş batmıştı. Halk artik sürüleriyle dönüyordu.

Abdullah arkadaşlarına: “Siz burada oturun ve yerinizden ayrılmayın. Ben gidip, kapıcılara biraz iltifat edip, içeri girme imkanı arayacağım” dedi ve ilerledi. Kapıya kadar geldi. Kaza-yi hacet yapıyormuş gibi elbisesini toparladı. İnsanlar içeri girmişti. Kapıcı seslendi:

“Ey Allah’ın kulu, girmek istiyorsan gir. Kapıyı kapatacağım (çabuk ola)” dedi.

Ben de girdim ve (bir köşeye) gizlendim. Halk tamamen girince kapıyı kapattı. Sonra da anahtarları bir kazığa takti.

Ben (müsait bir anda) kalkıp anahtarları alıp kapıyı açtım. Ebu Rafi evinde gece sohbeti yapıyordu. Ve hususi bir köşkte idi.

Sohbet arkadaşları dağılınca, yanına çıktım. Her bir kapıyı açıp girdikçe içeriden üzerime kapadım. “Eğer halkın haberi olur da beni öldürmeye azmederlerse, ben Ebu Rafi’i öldürmeden ona ulaşamasınlar” diye böyle yaptım. Sonunda yanına kadar geldim. Köşkün ortasında yer alan karanlık bir odadaydı. Ancak, odanın neresinde olduğunu bilemiyordum.

“Ebu Rafi” diye seslendim.

“Kim o?” dedi. Sese doğru yöneldim. Heyecan içerisinde bir kılıç darbesi indirdim, ama boşa gitti. Adam bir çığlık attı. Hemen odadan çıktım. Azıcık bekleyip tekrar girdim. (Sesimi değiştirip, yardıma gelmiş gibi:)

“O ses de ne? ey Ebu Rafi” dedim.

“Kahrolası, odada biri var, az önce bana kılıç vurdu” dedi.

(Yerini iyice keşfetmiştim), bir darbe daha indirdim. Yaraladım, fakat öldüremedim. Sonra kılıcın ucunu karnına sapladım, sırtına kadar dayandı. Öldürdüğümü anladım. Geri donup, kapıları teker teker açmaya başladım. Merdivene kadar geldim. Ayağımı bastım. Yere kadar ulaştığımı zannettim. Ay ışığıyla aydınlık bir gecede düştüm. Bacağım kirildi. Sarığımla sardım. Sonra gidip kapının önüne oturdum. Onu gerçekten öldürdüm mü, öğreninceye kadar bu gece kaleden dışarı çıkmayacağım” dedim.

Horozlar ötünce, surların üzerinden ölüm ilân edildi. Ölüm habercisi:

“Hicaz ahalisinin tüccarı Ebu Rafi’nin ölümünü duyuruyorum!” diye bağırıyordu. Ben hemen arkadaşlarımın yanına gittim.

“Zafer! dedim, Allah Ebu Rafi’in canını aldı!”

Resulullah aleyhissalatu vesselam’a geldim, olup biteni anlattım. Bana:

“Uzat ayağını!” buyurdular. Ben de ayağımı uzattım. Meshediverdi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi hiçbir rahatsızlık kalmadı.” (4214)

Buhari, Megazi 16, Cihad 155).

Abdurrahman Ibnu Ka’b radiyallahu anhuma anlatıyor: Resulullah aleyhissalatu vesselam Ibnu Ebi’l-Hukayk’i öldürenleri, (bu işe giderken) kadın ve çocukları öldürmekten nehyetmisti. Onlardan bir adam dedi ki: “Karisi bağırmalarıyla bize sıkıntı olmuştu. Kılıncı siyirip tepesine kaldirdim. (Vuracagim sirada) Resulullah aleyhissalatu vesselam'(in tenbihini) hatırladım ve kendimi tuttum. Bu tenbih olmasaydı ondan da rahata erecektik.” (4215)

Muvatta, Cihad 8, (2, 447).

Kaynak: Kütübüs Sitte

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: