YENİ ANAYASA TUZAĞI
Alâaddin Bâki AYTEMİZ
Yeni Anayasa çıkartmaktan gaye…
Erdoğan bir dönem daha Cumhurbaşkanı olabilecek.
Karşılığında ülke parçalanacak, PKK’ya özerklik verilmesinin yolu açılacak. Bahçelinin DEM’lilerle el sıkışması ile ifşa olan mânâ budur. Ve zaten kulislerde konuşulanlar da bunu doğrular nitelikte… Erdoğan’ın, “İsrail’in hedefi biziz” sözünün de, bu ihanetleri perdelemek için olduğu anlaşılıyor.
Erdoğan Cumhurbaşkanı kaldığı müddetçe Bahçeli de kazanımlarını korumaya devam edecek.
AKP eliyle Türkiye’yi köşeye sıkıştıran, borç batağında boğan Batı… Onlar da ekonomik tehdit yoluyla Erdoğan’a yeni kredi açarak iktidarda kalmasını sağlama karşılığı, bütün bunların kotarılmasına vesayet ederek, “Türkiye AB’ne girecek, para akacak” havucuyla bizi Ukraynalaştırmanın keyfini çatacaklar. 3. Dünya Savaşı’nda Batı için ölecek proksyler gereğine istinaden, BOP Eşbaşkanı eliyle, Soros’un zamanında dayattığı, -sonrasında Ukrayna’da işleme aldığı- “en iyi ihraç malınız Mehmetçiğiniz” konseptinin uygulanması sürecine sokulacağız. Ukrayna’daki yerli ve millîci Banderistler ve diğer Nazistlerin, “vatan, millet, sakarya” edebiyatı ile Ukrayna halkını nasıl zehirledikleri, Rusya’ya karşı kışkırtarak savaşa nasıl hazırladıkları unutulmamalı. Bir yanda sözde millîci ve yerli duygularla gaza getirilen Ukraynalılar ruhen hazırlanırlarken, diğer yandan da “Avrupa gibi zengin olacaksınız” havucuyla motive ediliyor, neticede -ilk zamanlarda- Rusya’ya karşı güya millî menfaatler için güle oynaya cepheye koşuyorlardı… Açık Toplumcu Yahudi Soros da, Rus düşmanı bu millî ve yerli gaz verme operasyonunun finansörlüğünü yapmaktaydı. Soros ve “yerli ve millî”lik. Soros ve Naziler… Batı-Soros para verecek ve ülkede yerli ve millî iktidar hayat sürecek öyle mi… Diğer yandan sapık Amerika Başkanı’nın sapık oğlu da Ukrayna’yı yağmalamak için anlaşmalara imza atmaktaydı… Eh bizde de “Kahrolsun Moskof!” diye zıplamaya hazır o kadar çok kimse var ki… Bugün bunların bir çoğu seslerini çıkaramıyorsa, bunların zıplamasına mani olunduysa, Adımlar’ın kararlı yayını sayesindedir. Yoksa Ukrayna savaşının başlangıcında yazdıkları, söyledikleri ortada… (Bu tavır değişikliğinde Erdoğan’ında Rusya ile ilişkileri iyi tutmaya iknâ olmasının tesiri de gözardı edilemez. Erdoğan Rusya’ya tavır almış olsaydı, bunların içindeki bir kısım şahsiyetsizler de “zalım Moskof” edebiyatını köpürtmeye devam edecekti.)
Batılı bu!..
Binmeyeceği sıpaya ot verir mi?
Sıpanın ne diye anırdığı onu alâkadar etmez, faydalı olduktan sonra, sözde yerli ve millî notalara uygun görülecek şekilde anırıyor olmasında mahzur yok. Hatta Batılının, hedef ülkedeki gerekli faydayı elde edilebilmesi için, işbirlikçilerinin retorik olarak yerli, millî sesler çıkarması elzem… Mesele, sistem yürüyor mu, yürümüyor mu?
Batılının gözündeki mânâmız artık budur: Otunu ver, istediğin kadar bin…
Dünün şanlı Osmanlısından geriye kalan…
Yeni Osmanlıcılık da, üzerimizdeki Osmanlı kıyafetleri ile Batı’ya hizmetçilik etmekten fazla derinliği olmayan bir şaklabanlıktan ibaret. Otel kapılarında bekleyen mareşaller hesabı…
İktidarıyla, muhalefetiyle, vatanı satma yarışına girişmişler…
Vatan nasıl satılır bu tabloya iyi bakın…
Evlatlarımızın emperyalizm için cephelere sürüldüğünü gördüğümüzde çok geç olabilir. Bu iş Ukrayna’da olduğu gibi bir kez zıvanadan çıkarsa, geri dönüşü çok zor olur. Ukrayna’daki gibi milyonlarca ölü, göç vs… Daha fazlasını anlatmaya, Hollanda genelevlerinde en çok Ukraynalı kadınların çalışmaya başladığını söylemeye gerek var mı?
İmânsız İslâmcılık rejimi bu…
Adı üzerinde, İMÂNSIZ…
Bu güne kadar kimsenin gözünün yaşına bakmadılar ki şimdiden sonra baksınlar.
Ama şunu, ama bunu yapmadılar mı?
Onlar da, iddia ettikleri ilkelere gösterdikleri sadakatleri gereği değil, menfaatleri öyle gerektirdiğinden, harici şartlar onları öyle görünmeye zorladığından; hamamın namusunu kurtarmak için… Yoksa tabanlarına nasıl izâh edecekler bazı şeyleri? Hayat mutlak, tek yönde akmaz ki… Mesele, kimin hangi mutlak’a, hangi istikâmete doğru aktığında… Trenin içinde ters istikâmete koşan adam, trenin gidişe mani olamayınca, “ben de oraya gidecektim” demesi samimi midir?
Ülkeyi getirdikleri hâl ortada: Her türlü ahlâksızlık, uyuşturucu, cinayet, LGBT, imânsızlık almış başını gidiyor…
Kendi koltukları, menfaatleri için bir milleti feda ettiler, ediyorlar da…
İleri sürdükleri, iddiasında bulundukları her türlü ilkeyi, kendi menfaatleri için kendileri tepeledi, tepeliyor. Tıpkı, helvadan yapıp tapındıkları putları, acıkınca yiyen müşrikler gibiler. İleri sürdükleri, iddia ettikleri hiçbir ilkeleri yok ki, menfaatleri için harcamamış, geri adım atmamış, reel politik diyerek tepelememiş olsunlar.
Hadiselerin geliş gidiş yönünü anlayabilmek için, önce sistemi idrak etmeli.
Sistemlere hayat veren fikirleri…
Şahısların yeri, sistemlerdeki rolü daha tali…
İmânsız İslâmcılık rejimi ne zaman kuruldu, nasıl kuruldu, ne için kuruldu, kime karşı kimler eliyle kuruldu ve kurulduğundan bu güne nasıl bir seyir izledi?..
Şimdi, artık son bir zar atma peşindeler… Artık son bir dönem… Erdoğan’ı 2028’de yeniden Cumhurbaşkanı seçtirebilmek için ne gerekiyorsa o… Yani mesele sadece Erdoğan’ın şahsî olarak kendi hırsı da değil… Evet, iktidar şahsîleşti de… Ama orada, Beştepe adlı sarayın karanlık koridorlarında bir sistem teşekkül edeli çok oldu. Daha doğrusu, daha önceden teşekkül ettirilen sistem, o karanlık koridorlarda daha da kesifleşti. Erdoğan da, oluşumuna önayak olduğu bu sistemin, mutlak kontrol edeni olmaktan öte bir parçası artık. Yıllar önce, çıkartılması teklif edilen “nereden buldun” yasası ile ilgili olarak, “Bunu çıkartırsak teşkilâtlarda çalışacak bir tane yönetici bulamayız!” deyişini hatırlayın… Erdoğan, keyfiyetin kendini aştığını o sözü ile itiraf etmişti aslında. Erdoğan nedamet getirecek olsa -hani olmaz ya-, bunlar, Erdoğan’ı da Erdoğancılık adına yargılarlar. Bu sözümüz, Erdoğan’ın mesûliyetini hafifletmek için değil, bilâkis, yanlışı sistemleştirdiğinden, artık tüm yanlışlardan da mesûl oluşuna dair… Ve yanlış öyle bir şey ki, sistemleştirildiğinde, sistemleştireni de kendine köle kılacak kadar güçlü… Yanlış sistemin, doğrusu da yanlıştır…
Siyasetin pratik yönüyle ilgili bu kadar sözden sonra bizim teorimiz ve usûlüne dair kısa bir iki cümle ile bitirelim…
Şeriat ilân ediyoruz deseler ne ki? Suud yıllardır şeriatla ilân ediliyor da ne oluyor? Mesele sistemde, sistemin hangi ruh ve fikre bağlı olduğunda. “İslâma Muhatap Anlayış” davası anlaşılmadan, insan ve toplum meselelerine çözümün “Mutlak Fikir”den hareketle ortaya konacak bir sistemle, sistem çapında bir düşünce ve fikirle -tatbik vasıta sistem-, her örgüsü tezatsız bir bütünlükle mümkün olduğu anlaşılmadan… Sen o ruh ve anlayışa ermeden şeriat ilân etsen, -tıpkı Suud’da olduğu gibi- ilân edilen şeriat bile, emperyalist sistemin parçası olarak varlığını devam ettirmene kılıf olur. Doğru düşünce olmadan, doğru düşünce faaliyeti olmaz. Doğrunun sistem çapında ortaya konulmadığı yerde, doğru denilerek şeytanın türküsü çığrılıyor demektir.










