ESKİ YUNAN’DA MİTOLOJİ VE VAHDANİYET

Selim Gürselgil

Eski Yunan dünyasındaki vahdaniyet (tek-tanrıcılık) eğilimi… Bunu ilk defa çok açık biçimde Ksenofanes’te görürüz; tertemiz bir tevhid anlayışı vardır onun. Efes’te Herakleitos’a, Elea’da Zenon’a ders vermiş, bu eğilim bu filozoflara da geçmiştir.

Eski Yunan’da çok-tanrıcı filozof hatırlamıyorum ben. Ya tanrı-tanımazdır, ya tek-tanrıcı… Demokritos, Empedokles gibiler tanrı-tanımaz; Sokrat, Eflatun, Aristo çizgisi tek-tanrıcı… (Ama Aristo’da Tanrı bir varlıktan ziyade bir ilke hâlindedir.) Filozoflar mitolojiye inanmamışlardır.

Arkeologların Devreni Papirüsu dedikleri bir belgenin tamamı yakın zamanda okunabildi. Anaksagoras müritlerinin yazdığı sanılan bu metnin de tek-tanrıcılığı savunduğu anlaşıldı.

Peki, yüzlerce yıl boyunca paganizmin destanlarını yazmış, onu hiçbir millette olmayan engin bir hayal gücü ile köpürtmüş olan bu millet arasına vahdaniyet eğilimi nereden geldi?

Semud kavminin bakiyelerinin M.Ö. 7. yy’a dek yaşadığı, bunların tevhide dayalı inancının Yunanlılara ulaştığı, dolayısiyle eski Yunan’da ince bir çizgi hâlinde görülen vahdaniyet eğiliminin asliyle Salih Aleyhisselâm’dan kaynaklandığı söylenir.

Semud kavmi, hiç şüphe yok ki, Arap kökenli bir kavimdir. Hadiste işaret edildiği gibi Vadi’l Kura’da yaşamışlardır. Fakat tam da bu bölgeden çıkan Fenikeliler, kültürleriyle tüm Akdeniz ve Karadeniz kıyılarına ulaşmışlardır. Bu halk bir nevi kültür taşıyıcısı olamaz mı?

Tabiî ki hepsinin tek-tanrıcı olduğunu düşünmüyoruz. Onların çok-tanrıcı inançları arasında varlığını sürdüren bir tek-tanrıcılık… Kaldı ki onlara Fenikeliler diyen Yunanlılar’dır. Onlar kendilerine “Karu halkı” derlermiş. Bu da Kura Vadisi kavramıyla uyum gösteriyor.

Eski Yunanlıların tüm medeniyet bilgilerinin özünü Fenikeliler’den aldığını bugün biliyoruz. Alfabeleri bile onlardan alınmadır. Mitolojileri neredeyse bu eski Arap mitolojisinin biraz zenginleştirilmişidir. İlk Yunan filozofu kabul edilen, hani “her şey sudan yaratıldı” diyen Thales, bir Fenike göçmenidir.

Muhtemeldir ki, Semud kavmi, Fenikelilerin ataları ve onlar arasında yaşamış olan bir halktır. Tabiî ki bu ihtimâl biraz da “Semud kavmi İsmail Peygamber’den önce yaşadı” iddiasının doğru olmamasına bağlı. Eğer İsmail Peygamber’den önce yaşasalardı, herhâlde muharref Tevrat’ta bir izleri olurdu. Hâlbuki Yahudiler Salih Peygamber’i bilmezler.

Ama bambaşka, bizim aklımıza hayalimize gelmeyen bir gerçekliği de olabilir. Zira Peygamberler Tarihi, bir masal (esatir) değil, tarihî bir gerçektir. Yahudi ve Arap esatiriyle yolu kapatılmadığı müddetçe, onun gerçekliği her yerden zuhur edebilir.

Halikarnas Balıkçısı, hani şu Şakir Paşa Ailesi dizisindeki “eşek evlat Cevat” karakteri var ya, hah işte o, Türkiye’de yetişmiş ilk ve belki de hâlâ en büyük mitologtur. Anadolu Efsaneleri, Anadolu Tanrıları gibi kitaplarında eski Yunan mitolojisinin aslında Anadolu kökenli olduğunu göstermeyi amaçlar; sık sık da Yunan efsanelerinin kökenini Ortadoğu’da bulur.

Bu alanda çalışmak isteyenler, ilgi duyanlar için çok önemli bir kaynaktır.

Fakat bizim gönüldaşlar arasında nedense böyle ilgiler ve çalışmalar görmüyoruz. Konuşulacak o kadar çok şey, yapılması gereken o kadar çok iş varken, bakıyorsun herkes günlük siyasetin içinde… Külliyatı iyi okumuyor olmalılar; dolayısiyle burada yapılmaya çalışılanların önemini de anlamıyorlar.

Oysa bu görevleri İbdacılar yerine getirmezse hiç kimse getirmez; getiremez de. Diğer İslâmcılara dindışı her şey hakkında “hep yalan, hep uydurma” demeyi öğrenmek yeter (hâlbuki o yalanın hakikatini göstermek davasını ve bunun büyüklüğünü anlasa, mesele kalmayacak)… Lâik çevrelerse genel olarak kuyrukçu bir karakterde yetişirler; Batılı efendiden öğrenmek varken orijinal bir fikir sahibi olmak ne hadlerine! Gülmesinler sonra! “Siz ülkenizde deveye mi biniyorsunuz” demesinler!..

Bütün bu sağlı sollu açmazlara rağmen her yerden, evet her yerden, yolların nereden gelip nereye gittiğini merak edecek, arayacak ve bulacak gençlerin er-geç meydana çıkacağı da muhakkaktır. Hattâ “her şeye rağmen” çıkmakta olduğu… Türk düşünce tarihinde bunun kökleri vardır… Onların ışıkları Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar vurmuştur (ondan sonra yerini kuyrukçuluğa bırakır)… Bugün Büyük Doğu-İbda -muhteşem- kütüphanesi vardır.

Ben burada keseyim şimdilik bu mevzuyu. Yapacağımı vaadettiğim şeyleri, işte Molla Cami, Erzurumlu İbrahim Hakkı, tefsirler ve tarihlere dair, Allah ömür verir ve talep olursa başka zamana bırakayım. Dün bir rüya gördüm: Anlatmayayım da… Şartlar müsait olmadığı için işimi tam yapamıyorum.

5 Şubat 2025

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin