FELSEFE VE İBDA
Selim Gürselgil
Şimdi arkadaşlar, bir konu yanlış anlaşılmasın. Biz burada, fikrî çalışmalara göz atarken, çalışan kimselerin İbda Fikriyatına ilgilerine ve ona nüfuz etmelerine değer veriyoruz. Yoksa herkes çıkıp şöyle diyebilir:
– Ben de felsefe öğrendim ha!
– Afferim, kız tavlarken yararlanırsın.
Başka ne diyebiliriz ki? Biz insanlara felsefe öğrenip öğrenmemesine göre kıymet vermiyoruz ki… Herkes felsefe öğrenebilir. Mesele bu değil. Mesele İbda’yı anlamak, onu meseleler içinde konuşabilir olmak…
Bu kolay bir iş değil. Fazla prestijli bir iş de değil. Zaten öyle olsaydı, bugün binlerce Müslüman genç bu yola girerdi. Hâlbuki onlar kolayca birkaç felsefî lakırdı öğrenip piyasada kendini göstermeye çıkıyorlar. Hatta biz kardeşlerimize, bazen kendilerini incitme pahasına diyoruz ki:
– Onlar gibi olmayın!
Bunu söylemek istiyoruz. Temel mesajımız sadece bu. Eğer fikre ilginiz varsa, onu bir zihin istimnası olarak değil, imânızın tefekkür sahasına yansıması olarak ele alınız. Sizin tefekkürünüzde görünen şey felsefî lakırdılar değil, imânınız olsun, İBDA olsun.
İşte işlerin en kıymetlisi ve pahalısı bu. Onun için fikir istidadı bu noktaya kadar varanlar toplumda nadir bulunuyor. Bu hep böyle gidecek değil. Bugünkü toplum beleşçi toplum, enayi tavlamaya çok müsait bir toplum, o yüzden iş derine varmıyor.
İlk nesiller bunun ıstırabını yaşayacaklar. Bunun başka yolu yok. Onların faaliyetleri sayesinde insanlar yolun doğruluğunu, güzelliğini farkedecekler. Tabiî ki bunun şuurunda olmaları gerekir. Yaptıkları işin ne kadar kıymetli olduğunu bildikleri takdirde, kendilerinden sonrakilere bir ana cadde bırakacaklardır.
Onun için, orada birileri felsefeyle oynuyor, bilmemne, bize bunları örnek göstermeyin. O kimselerde eğer fikrî bir maharet varsa, gelsin kendini İBDA’ya nüfuzunda göstersin. Bu yoksa kıymeti yok. Üç günlük geçici heveslerle İslâm inkılâbını birbirine karıştırmayın.










