UTANMALI MI SEVİNMELİ MİYİZ?
Ahmet ÖLÇÜLÜ
Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, “Türkiye, NATO’nun savunma üretim kapasitesine en fazla katkı sağlayan müttefiklerden biri hâline geldi. Mühimmat, füze, hava savunma sistemleri ve insansız platformlarda üretim kapasitemizi artırıyoruz. Çelik Kubbe, KAAN ve diğer stratejik projelere yatırımlarımız kararlılıkla sürüyor.” demiş…
Türkiye olarak bu gelişme ne mânâ ifade eder?
Gerçekte utanmalı mı sevinmeli miyiz?
Yani kendi başına, üretim kapasitemiz şu kadar arttı vs dese, sevinelim diyebiliriz…
Ama…
Yaptığımız üretimi insanlık düşmanlarına, İslâm düşmanlarına, NATO’ya veriyoruz.
Bu durum, yaptığımız üretimin sevincinden daha baskın bir utanç değil mi?
Bu utanç yerien NATO işbirlikçiliği ihanetlerini güya sevinilecek bir şey varmış gibi sunamlarına ne demeli?
“Kim kimin karaltısını artırıyorsa, o ondandır.”
Allah Resûlü de böyle buyuruyor…
Silah yapıyoruz, mühimmat yapıyoruz, güçlü olduğumuzu söylüyoruz ama bunu düşmanın karaltısını artırmak için, onlara sunuyoruz.
Biz, biz miyiz o zaman?
O zaman biizm fazladan üretim yapmamızın mânâsı nedir?
Üstad Felix Culpa derdi: Mutlu Cürüm – Mesut Suç…
Evet, o pırıl pırıl gençlerimiz düşünüyor, arıyor, buluyor, geliştiriyor, üretiyor…
Sonra?
İşbirlikçi siyasetçi ve tüccarlar eliyle, o pırıl pırıl gençlerimizin ürettiği teknolojiler düşmana satılıyor…
Cebimize üç kuruş girecek diye, o pırıl pırıl gençleri, o cevval mühendisleri, yazılımcıları düşmanın Urban Ustası yapıyorlar. Düşman kendi yapamadığını para ile bize yaptırmış oluyor.
Hadi o ihaları-sihaları düşmanla savaşan İran’a, Hizbullah’a verin…
Rusya’ya verin.
Mesele ticaretse, onlar da para verirler…
Rusya’ya verelim ve onlar da bize petrol versin mesela… Ama Rusya’ya verebilirler mi? Trump ne der sonra?
Yani meselenin sadece para bile olmadığını, çizilen güzel tabloların altında farklı hikâyelerin yattığını anlamak ve görmek için ne gerek?










