TÜRKLERİN KÖKENİ

Selim Gürselgil

Türk tarihi hakkında uçup kaçmaya gerek yok. Türkler, Malazgirt Zaferi şerefine Abbasî halifesinin emriyle kaleme alınan Divan-ı Lûgat’ıt Türk’te tanımlanan kavimlerdir.

Bu kavimler, Hunlar zamanında, Hunların kuzeyinde yaşıyordu. Hun hanı Motun tarafından itaat altına alındılar. Çinllerce Dingling, okunuşu Ten-Ren (daha sonra Töles) denlen bu halk, bütün Türk kavimlerinin atasıdır.

Anlatılanlara göre melez bir halktır. Eski Ogur halklarıyla Hint-Avrupalıların genlerini taşır. Ana vatanı Baykal gölünün batısı, Yenisey havzası, yani Güney Sibirya’dır. Uzun boylu, renkli gözlü soyları vardı.

Oğuzlar, Uygurlar, Göktürkler, Karluklar, Kırgızlar, Basmıllar, Kıpçaklar, hepsi bu boylardan inmişlerdir. Bunlar sürekli birbiriyle, Çinliler ve Moğollarla savaş halindeydiler. Zaman zaman biri diğerlerini boyunduruğu altına alırdı.

Bumin ve kardeşi İstemi, Cücen/Moğol hakimiyetini kırarak muhteşem bir imparatorluk kurdu. Cücenleri tam 5000 km, Karpatlara kadar kovaladı. Çin’e boyun eğdirdi. Ama bu Türk ve Tatar boylarına söz geçiremedi.

Nihayet bizim atalarımız Oğuzlar, bu büyük kütleden koparak batıya geldiler, Müslüman oldular ve tarihin akışını değiştiren, çağlar boyunca dünyaya hükmeden o büyük Türk tipini ortaya çıkardılar.

Türk demek Allah adamı demektir. Ta en başında da bu demekti, en sonunda da bu demektir. Kaşgarlı Mahmud nasıl anlatmışsa öyledir. Resmi ideolojinin uydurduğu Türklük, uyduruk Türklüktür.

*

Aşırı doz resmi ideolojinin safsatalarından biri de şudur:

– Biz Anadolu’ya Oğuzlarla gelmedik. Alparslandır, Malazgirttir, bizi bağlamaz. Biz çok önce Anadolu’ya gelmiştik. Anadolu’nun sahipleriyiz.

Tabiî ki böyle bir kafayla ortaya çıkınca ne Doğu’da, ne Batı’da hiçbir itibarın kalmaz. Alay konusu olursun. Bunun ne bilimle, ne tarihle bir ilgisi vardır. Nihal Atsız’a göre “tımarhanelik” bir kafadır. Hadi biz yumuşatalım, hezeyan diyelim.

“Türkler binlerce yıl önce Anadolu’ya geldi” diye bir imân merkezi etrafında söyleyeceğin her şey hezeyandır. Çünkü bizzat imânın sakattır, sorun oradadır.

Binlerce yıl önce Anadolu’da yaşamış birilerini Türk yapmak zorundasın. Önce Batılıların hatalı biçimde “Hititler” dediği medeniyet. 1922’de bulundu. Fransızca “Eti” okundu. Aman Allahım, bir Eti çılgınlığı:

– Etiler Türktür. Etisiz çay saati düşünülemez. Eti, Eti, Eti…

Fabrikalar, okullar, semtler, her yer “eti” oldu. Yanlışlıkla Etilerin zannedilen Hatti güneş kursu, Ankara’nın meydanına dikildi. “Biz de güneşe tapıyorduk. Güneş dil teorisi.”

Adamların Etiler, Hititler olduğu falan yok ha, dikkat edin. Tevrat’a nazaran öyle sanılmış. Dilleri çözüldü, Hint-Avrupalı (yani Türk’ten çok Kürd’e yakın) oldukları anlaşıldı. Ama iş artık çığırından çıkmıştı.

Aynı yıllarda Mezopotamya’da Sümerler ve Akkadlar keşfedildi. Onlar da hemen Türk yapıldı. Sümer, ü ile yazılıp büyük sesli uyumuna uyduruldu. Onların Gilgames destanı “Gılgamış” oldu. Gılgadın mı? Gılgayamadım, yediğim bir şey dokunmuş olmalı!

Akkadlar bildiğin Arap halkı. Ama kafın şeddesini atrsan ak ad, aa Türk! Sondaki d’yi t yaptın mı, objektif şartlar tamam. Fabrikalar, bankalar, okullar, semtler ya Sümer, ya Akat. Hepsi Türk. Sümerbank Türktür, Türk kalacak!

Sümerleri ayrı bir parantez açıp da konuşmak gerekir. (İslâmcılar Sümerleri konuşamaz, Muazzez İlmiye Çığ’ı konuşabilir ama olsun, onu da hallederiz.) Türk değillerdir. Ama çok uzak geçmişte Türklerin veya Macarların atalarıyla alışveriş yaptıkları kesin. Yalnız bu konunun Kemâlistlerin “Anadolu’nun sahibi biziz” hezeyanıyla hiçbir ilgisi yok. Sümerler M.Ö. 4500’lerde Basra körfezinde ortaya çıkıyor. Dil yapıları, dna’ları, inançları, hepsi farklı.

Tabiîi Akkadlar ve Sümerler konusundaki hezeyanlar, daha fazlasını üretti. Bu sefer Anadolu’da yaşamış kadim kavimleri Türk yapma sevdası. Tek tek girmeden özeti:

– Konstantin Türktür. Konmaktan kon, Stan da satan satıcı demek. Tin Arapçada incir (işine geldi mi Arapçadan her türlü hırsızlık serbest). Konstantin, bir yere konup incir satan kimse demek. Bak Türk işte. Biz Fatih’e bir şey borçlu değiliz, Konstantin’in çocuklarıyız.

Ben Yunanlıların yerine olsam bunları hem UNESCO’ya, hem Lahey’e şikayet ederim. Bizim tarihimizi çalıyorlar, kültürümüzü çalıyorlar, sonra da bizi baklava ve yoğurt çalmakla suçluyorlar diye.

*

Türkçülerin çarpık bir zihniyeti var. Onlar zannediyorlar ki, bugün Türkler varsa, geçmişe doğru gidişte, onlarla şu veya bu biçimde ilişkili olan herkes Türktür.

Bu da tabiî çok gurur veriyor. Lan İskitler de Türk. Kimmerler de! Türkler olmasa dünya döner miydi acaba?

Sadece hastalık. Toplumun en geri zekâlılarından başka kimseye hitap etmez. Geçmişe doğru gidişte herkes herkesle ilişkilidir, hepsini mi Türk yapacaksın? “Yaparım, sana ne!”

Hunlara gelelim. Kendilerine Hun diyorlardı. Diğer milletler de onlara Hun dediler. Çin kaynaklarında “Hiongnu-Vahşi Köleler” diye isimlendirildiler. Türklüklerinden bahseden kimse olmadı.

Türklerle akraba olduklarına şüphe yok. Ama ne onlar, ne de başkaları onlara Türk demiyor. Çin kroniklerine göre, “Türk” milleti, Hunlardan çok sonra, dişi bir kurtla birleşen kolsuz bacaksız bir çocuktan doğuyor. Hun soyundan geliyor ama ilk defa Türk ismini alan o.

Z. Velidi Togan bu görüşe katılmıyor. Miladî 1. yy’dan itibaren Roma kaynaklarında geçen “Turkae”, “Turkoi” gibi kavramların Türkleri kasdettiğini söylüyor. Benim edindiğim izlenim de o.

Hatta fazlası: Türkler, Milattan Önce 1. binyılda (bundan 3 bin yıl kadar önce) oluşmuş bir kavimdir. Hunlarla aynı değil ama onların içinde ve onların akrabalarıydılar. Kezâ İskitlerle de -ki modern tarihçiler Hint-Avrupalı olduklarından emindir- ilişkileri olmuştur.

Temelde tarihçilerin Altay dedikleri koldan gelirler. Ogurlarla (Bulgarlar ve Çuvaşlar, belki Hunlar) akrabadırlar. Daha uzak geçmişte Ugorlarla (Macarlar, Finler vs) da birleşirler. İskitler zamanında veya daha önce Hint-Avrupalılarla da bir karışımdan geçmişlerdir.

Ama tüm bunlara Türk denemez. Türk onlardan inmiştir denebilir. Türkçü zihniyet tamamen ters bakıyor.

Efendim, tarihte Türk ismini benim dediğimden daha gerilere götürecek yeni veriler çıkabilir. Ama şu ân için (tartışmalı olan Roma kaynaklarını saymazsak) Göktürklerden önce Türk ismi bile yoktur. Sadece mantık yoluyla daha geri götürüyoruz.

Burada Türkçülerin palavralarına yer yok. Türk tarihi yeterince şanlıdır zaten. Yunan’dan, İtalyan’dan şan çalmaya muhtaç değildir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin