SAHABENİN AYRICALIĞI NEREDEN GELİYOR?
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
Pozitivizm-materyalizmin, kuantum fiziğinin ortaya çıkardığı yeni gerçeklikle Batı’da gerilediğini biliyoruz…
Ama Dücane Cündioğlu hâlâ oralarda ve soruyor:
“İslam’da on binlerce sahabe doğru sözlü kabûl edilmiş. Böyle bir insan ve doğruluk anlayışı olabilir mi?
Dünyada hiçbir dinde yok. Akıl almıyor. Bu nasıl mekanizma? Onlar Peygamberi gördü diye ayrıcalıklı.
Hiç kimse de çıkıp diyemiyor: Görmüşse ne olmuş?”
Görmüşse ne mi olmuş?
Şu:
İnsan, sadece maddî bir varlık değil; insanın madde cephesi yanında bir de mânâ cephesi var: Ruh ve nefs…
Uzun zamandır biliniyor ki, güzel müzik dinletilen su molekülleri donarken gayet muntazam kristalize olur, simetrileri mükemmel derecede kendini gösterirken, kötü sesler dinletilenlerin simetrileri bozulmakta…
Yani ve kısacası, madde bile bildiğimiz maddeden ibaret değil.
Onlar da bir takım tesirler altında mânevî tepkiler vermekteler.
Ya insan?O, bir takım mânevî cereyanlar altında nasıl bir tesir alır veya verir?
Hele cereyanın kaynağı, tesir alınan “insan”, varlığın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Gaye İnsan – Ufuk Peygamber olursa…
Onu bir kere görmek veya onun tarafından bir kere görülmekle alınacak tesirin, kişinin ruh ve bedeninde nerelere ve nasıl etki edeceği, kurulan temasın, tesire muhatap olanı nasıl tasarruf altına alacağını ve ne şekle sokacağını kim bilebilir?
Bunu en iyi, tesirin sahibi bilir. Asıl, gölgeye, gölgenin kendisinden daha yakındır… Tesirin sahibi, tesir ettikleri hakkında, “Hangisine tutulursanız, krtulursunuz!” buyurmadı mı?Sonra, tesire muhatap olan bilir…
Kişi, aldığı tesirle kendinde meydana gelen değişiklikleri farkeder elbette.
Sonra, tesire muhatap olanları bilenler bilir.
Yanımızda, yöremizde beraber yaşadığımız insanlar, dün şöyleyken, bir takım şeyler yaşadıktan sonra onlarda meydana gelen değişiklikleri farketmez miyiz?
Bu söylediklerimiz dünkü pozitivist-materyalist dünya görüşüne göre Batı’da da saçmalık olarak görülmekteydi ama Kuantum fiziği ve diğer bazı ilmî buluşlar sayesinde de artık maddenin maddeden ibaret olmadığı ve farklı bir boyutunun olduğununu -bu boyutu açıklayamasa da- kendileri de itiraf ediyor.
Bu boyut, mânânın, ruhun hakikatine açılan kapıdır. İnsanın maddesinin yanında bir de gözle görülmeyen, elle tutulmayan bir vechesi daha vardır ve insanın esas yönelimleri burada pişer ve burada pişenler madde âleminde tecellî eder. Nasıl ve neyel pişer, kim nasıl tesir eder?
Modern psikolojnin bu gerçekliğe dair kimi araştırmaları ve keşifleri söz konusu olsa da meselenin esası yanında bu keşifler devede kulak bile değil…
İşin hakikati yine bizzat Allah Resûlü’nün talim ettirdiği ve elden ele aktarılarak günümüze kadar gelen tasavvuf yolunda…
Ne demişler:
Tasavvuf yakıcı bir şimşektir!
Yani, tecrübî ilme mevzu…
Biz mi?Kumandan’ın benzetmesiyle, bir yeri keşfetmiş olanların çizdiği haritaya göre, neyin ne olabileceği üzerinde mesele konuşmaya çalışmaktayız.
Kesin bildiğimiz şeyse, bizzat Allah Resûlü’nün, sahabîleri hakkında, “hangisine tutunursanız kurtulursunuz!” deyişi…
Akıl?
Ben aklımı tarttım ve gerçek aklın bu ölçüye sımsıkı bağlanmak olduğunu gördüm, akıllılık ettim.
“Akıl akıl” diyerek güya akıllık ettiğini zannedenlerse, esasında aklı putlaştıranlar; Şeytan da öyle yapmadı mı?
Mutlak’a bağlanmayan, Mutlak’ı konuşmayan her şey puttur.
Akılları gerçekten varsa, akılcılar bunu anlasın.
Her şeyin izafî olduğu bu dünyada, aklı mutlaklaştırmak, put değil de nedir?
Aklı mutlak olana bağlayabilmek akıllılıktır.
Sahabenin ayrıcalığı Allah Resûlü’nden gelir; sahabe, aklın ve ruhun en üst derecesine O’nun bir bakışiyle veya O’na bir bakışla ermiş ve bu bakış sayesinde Allah Resûlü’nün tavrından daha üstün bir tavır olamayacağını hakkel yakîn idrak etmiş insan topluluğudur. Ümmetin temel yapı taşı…










