İRAN’IN BÖLGEDEKİ BALTASI KIRILDI!

İRAN’IN BÖLGEDEKİ BALTASI KIRILDI!

İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymanî, Amerika’nın düzenlediği hava saldırısı ile gece saatlerinde Bağdat’ta öldürüldü.

Kasım Süleymanî ile birlikte ölenler arasında adı sık sık Sünni bölgelerindeki sivil katliamlarla gündeme gelen İran’a bağlı Haşdi Şabi adlı Şiî örgütün Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis ile örgütün Protokol Sorumlusu Muhammed Rıza Cabiri de vardı.

Geçtiğimiz Ekim ayının son gününde üç çocuğu ile birlikte ikenAmerika tarafından katledilen IŞİD Lideri Bağdadi hakkındaki yazımızda ne kadarobjektifsek, Süleymanî’yi ve öldürülmesini aynı objektif değerlerimizinkefareti altında hem İran, hem Amerika ve hem de her iki gücün de düşmanlıkgösterdiği Ehl-i Sünnet Arap Direnişi açısından değerlendirelim…  Tabiî Türkiye’deki türevlerini atlamadan…

İRAN’IN BALTASI SÜLEYMANÎ

Başın başında gayet açık bir ilke olarak ortaya koymak gerekir ki; Kasım Süleymanî, İran’ın siyasî menfaatleri açısından bölgede (İran’ın dışında!) faaliyetler yürütmüş ve bu amaçla sahada yer almış bir isim. Ki bu, onu “Amerikan ajanı” yapmaz… (Bu “Amerikan ajanı” meselesine bir “mim” koyun!)

Yine açık bir şekilde, devlet politikasının yürütülmesi ve icrası açısından bakıldığında; İran’ın, özellikle 2003 sonrası Amerika’nın önderlik ettiği Haçlı-Yahudi Saldırganlığının sunduğu “fırsat”lardan, Irak başta olmak üzere, hem Lübnan ve hem de Suriye’de “istifade” ettiği en önemli isim…

Bunlar Kasım Süleymanî’nin yürüttüğü faaliyetler hakkındadışyüzden söylenebilecek ve herkesin hak verebileceği siyasî doğrular…

Buna karşın bir şeyi “doğru” yapan tek başına yürütülen “siyaset”in kendisi değil, o siyasetle neyi, nasıl elde ettiğinizdir… Yani fillerin muhtevası…

Bu çerçevede Kasım Süleymanî ismi hakkında değerlendirmeyaparken şu hususları UNUTMADAN meseleyideğerlendirilmeli:

İran adına Irak başta olmak üzere bölgede 2003 işgâlindenberi BOP Saldırısına karşı direnen Ehl-i Sünnet kuvvetlere karşı yapılankatliamların, düşmanlığın, İşgalci Batı’nın ve İran’ın işine yarayacak şekildesorumlularının başında gelen isimlerden birinin de Kasım Süleymanî olduğu…

İran’ın siyasî menfaatleri doğrultusunda Şiî Şövenizmi’nin nufuz alanını genişletme işini Haçlı-Yahudi işgalcilerinin karşısında durarak ve savaşarak değil; bu coğrafyayı Batı barbarlığına karşı savunan Ehl-i Sünnet direniş mensubu mücahidlerin ve kadın-çocuk ailelerin cesetleri üzerine binâ eden isimlerin başında olduğunu unutmamak lazım!

Amerika 2003 yılında Irak’ı işgal ettiğinde, İran’a altıntepsi içinde Irak’ı sunarken orada aktör olarak Kasım Süleymanî vardı… Irak’ınişgali ile gelişen süreçte Irak’ın Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’i katledencellatlar yine Süleymanî’nin hempalarıydı…

İran’ın ve sahadaki aktörlerinin Ehl-i Sünnet’in merkezindeolduğu İslâm dünyasına şu âna kadar hiçbir faydası olmadığını unutmadan, bu TEMEL DOĞRU etrafında mesele takipedilmeli ve değerlendirilmeli:

Kasım Süleymanî’nin 2003’tenberi liderlik ettiği İran’a bağlı askerî güçler Amerikan işgaline karşı hiçbir zamansavaşmadı!

Kasım Süleymanî ve Şiî örgütleri, Amerika’nın başını çektiği BOP İşgaline karşı gelmek haysiyetini göstermek bir yana, Amerikan Haçlı-Yahudi işgalinden istifade ederek doğan boşlukta tam da meşrebine yakışır bir fırsatçılıkla Ehl-i Sünnet düşmanlığı üzerinden “kazanım”lar elde ettiler. Hem 1991’de ve hem de 2003’te Amerika’nın burunlarının dibine geldiğinde sessiz kalıp, işgale karşı direnişe geçen Ehl-i Sünnet  Arap Direnişi’ni güçsüzleştirerek Hristiyan-Yahudi güçlerinin açtığı alanda Şiî nüfuzunu yaygınlaştırma yolunu tercih ettiler! Kasım Süleymanî ve kadrolarının işlevleri buydu! İran siyasetinin ahlaktan yoksunluğu da bu hadiseler etrafında tahlil edilmeli.

Bundan dolayı da bugüne kadar bulundukları her bölgede–Irak’ta, Suriye’de- karşı karşıya oldukları askerî güçler, Batı işgaline karşıdirenen Ehl-i Sünnet Temelli ArapDirenişiydi!..

Elbette Batı ve Batılı güçler coğrafyamızda birinikatlettiği için sevinecek değiliz… Ama üzülmemize de engel olacak kadar açık suçlarıda unutacak ve daha da iğrenç bir davranışla unutturacak değiliz.

Kasım Süleymanî’nin ölümünün ardından onu Batı karşısında“kahraman”laştıran ruhları Şiî şövenizmiyle zehirlenmiş değerlendirmesahiplerine bakacak olursanız Batı saldırganlığına karşı direnişin Kasım Süleymanîile başladığını zannedebilirsiniz… Halbuki Fars milliyetçiliği ve Şii şövenizmi91 yılından beri Ehli Sünnet temelli Arap direnişi karşısında bir şekilde Batı saldırganlığı saflarında yeralmıştır. Bu mânâda BOP Eşbaşkanlığından farklı bir tavır sergilememiştir.

Sahada bugün yaşanan bir gelişmeyi, 30 yılı bulan birsüreçten bağımsız, bağlamından kopararak değerlendirme kolaycılığınadüşenlerdenseniz;

2003’ten beri Irak’ın Bağdat’ı, Ramadi’si, Felluce’si, Süleymanîye’sive Musul’u başta olmak üzere, bütün şehir ve köylerinde Amerika’nın Haçlıgüçleriyle elele önden evlerin kapılarını kırarak Irak’ın masum erkek, kadın veçocuklarını 17 yıldır soykırıma tâbi tutan; Suriye’nin Rakka’sı, Deyr ez Zor’u,Haseke’si ve birçok şehir ve köylerinde Arap Direnişi’nden duyduğu korkuyla veAmerikan uçakları eşliğinde katliamlar düzenleyen, böylece Amerika’nın açtığıalanda “Fatihçilik” oynayan sürünün “general”i Kasım Süleymanî’den bir kahramançıkarabilirsiniz…

Bu 30 yılı doğru değerlendirmek için tâ 90-91’den gelensüreci doğru okumak lazım…

Bir takım laf ve söz kaydırmalarıyla sanki “direnişi Şiîler veriyor”muş gibi sözdedeğerlendirmeler yapma alçaklığını, bu topraklarda yaşayıp yaşanan soykırımı 30yıldır tecrübe eden insanların kabul etmeyeceği bilinen bir gerçek…

Bölgemizdeki  Ehl-iSünnet temelli direnişi ve bu direnişe karşı da İran merkezli Şiî Şövenizmi’ninicrâ ettiği fonksiyonu göz ardı ederek bugünü doğru değerlendirmek mümkünolmaz.

91’den beri yaşanan BOP Saldırısı ve İran’ın rolü ile ilgili umumî olarak Adımlar sayfalarını hususî olarak da Platform  Başkanımız sayın Ali Osman ZOR’un  “BU SAVAŞ “VAHŞİ SÜNNÎ – MEDENÎ Şİİ” SAVAŞI DEĞİL” başlıklı yazısı başta olmak üzere tüm yazılarını okumanızı özellikle tavsiye etmiş olalım…

“SÜNNİ IRAK’I ALTIN TEPSİDE SİZE VERDİĞİMİZİ UNUTMA!”

Süleymanî’nin, varlığını Irak ve Suriye’deki Amerikankarşıtı Ehl-i Sünnet direnişe karşı savaşmak ve katliamlar düzenlemeye borçluolan Şiî Haşdi Şabi lideriyle öldürülmesi, kendisinin bu ve benzeri bütün Şiîörgütlerinin güdücüsü olduğu gerçeğini ortaya koymakta…

Irak’ta Sünnî-Şiî bütün Arapların aylardır süren İran karşıtı protestoları sonrasıgeçtiğimiz günlerde Amerikan Büyükelçiliği’ni basarak “zafer” ve kitlemotivasyonu arayışında olan Kasım Süleymanî ve Haşdi Şabi güçlerinin,Amerika’nın misilleme saldırısına uğraması acaba Trump açısından nasıl okundu?

İranlı KasımSüleymanî’nin Bağdat’ta ve HaşdıŞabi liderleriyle birlikte öldürülmesi, aynı zamanda Amerika açısındanbüyükelçi saldırılarının asıl faili olarak “İran’ınbölgedeki baltası” Süleymanî olarak görüldüğünün bir ifâdesi…

Kasım Süleymanî’nin öldürülmesinin biricik sebebi, İran’ın,Irak’ın neredeyse tamamını altın tepsi içerisinde kendisine sunan Amerika’yakarşı adetâ –Amerika açısından bu böyle!- “şımarıklık” yaparak elçiliklerinesaldırmalarıydı… Amerika’nın misillemesinin sadece bu olaya karşı olduğudikkatlerden kaçmamalı… Trump bu konuda gayet açık: “Amerika’nın BOP’çu kanadısana bütün Irak’ı verdi, sense benim üzerimden bölgede şov yapıyorsun”.

Amerika’da yönetim değişti, dolayısıyla bölge politikalarıaçısından büyük değişimler yaşanmakta… Her ne kadar Adımlar olarak biz Trump’ıngelişiyle birlikte bunu ilk olarak tesbit edip ortaya koymuş olsak da, bugünhep bir ağızdan şu gerçek söylenir oldu:

– Tek bir Amerika yok!

– “Amerika” derken, “iki Amerika”dan hangisini kastediyorsunuz?

Hâliyle Kasım Süleymanî’nin öldürülmesiyle ilgili Amerikanpolitikalarını değerlendirirken, Amerika’nın (İran’la perde ardında gayet iyianlaşan) BOP kanadı kastedilerek mi değerlendirme yapılmakta, yoksa BOP’çukanadın iktidardan uzaklaştırmaya çalıştığı mevcut Trump iktidarı mı?.. Saldırıüzerine Amerika’daki BOP’çu kanadın senatörlerinin, Süleymanî hakkında verdiğiölüm kararından dolayı Trump’ı eleştiri yağmuruna tutması da bu çerçevedeokunmalı… Çünkü Amerika’nın BOP Cephesi için İran, hiçbir zaman önceliklidüşman olmamış aksine, perde önünde didişme sahnelenen, perde ardında bölgedekien önemli müttefiklerden biri olan “verimli” bir “aktör” olmuştur.

Peşin olaraksöyleyelim ki; İran’ın bu hadisenin ardında Batı’ya karşı büyük bir misilleme saldırısı yapacağına dairdeğerlendirmeleri ihtiyatla karşılıyoruz… Ki, Trump’ın saldırı sonrası son derece yerinde değerlendirmesiyle ifâdeettiği “İran asla bir savaş kazanamadı, ama asla bir müzakereyi kaybetmedi”sözünde içkin Fars-Şiî ruhu, İran’dan böyle bir Azamet tavrının beklenmediğininifâdesi olarak da okunabilir.Ayrıca Trump’ın bu ifadesi perde gerisindeAmerika’nın bugüne kadar İran siyasetiyle yaptığı müzakerelere atıf olarak dadeğerlendirilebilir.

Kasım Süleymanî etrafında söylenilenler doğruysa eğer,İran’ın en önemli isimleri arasındaysa; İran’ın bölgedeki stratejilerinibelirleyen ve icra eden en önemli isimlerin başında geliyorsa, tabiî olarak İran’ınbuna karşı misilleme saldırısının en azından aynı şiddette olması gerekmekte…

Buna karşın; Humeyni’ningelişinden itibaren 80’lerden beri yayınlarımızda ifâde ettiğimiz gibi, İran’ınAmerikan karşıtlığı, “Büyük Şeytan”edebiyatıyla birlikte sadece ve sadece bir söylemdi bugüne kadar… İran’ın Amerikankarşıtlığı 30 yıllık BOP Saldırısı sürecinde Batı’nın da işine gelen bir “söylem”denbaşka bir şey değildi!.. Biz, Fars geleneğinin bu ikiyüzlü ve oyalamacı sözdeBatı karşıtı “söylem siyaseti”nin son yıllarda Türkiye’de İktidar etrafında da oluşturulduğuna şahid olmakta veçok iyi tanımaktayız!

Yine de İran, inşallah bizi yanıltır!

Adımlar Çizgisi’nin daha önce de defalarca ifâde ettiği birşeyi tekrar etmek gerekirse:

Eğer İran,Amerika veya herhangi bir Batılı emperyalist güçle cephede savaşırsa tabiî kitarafımız İran olacaktır.

Dünden bugüne tarihî bir gerçeklik olan “Acem palavraları”nahiçbir prim vermeden, süreci takip edeceğiz…

AMERİKAN AJANLARININ “AMERİKAN AJANI” YAYGARACILIĞI

91 ve özellikle 2003 sonrası Saddam Hüseyin karşıtı İran, bölgedekibaltası Kasım Süleymanî ile siyasî “menfaatler” elde ederken, özellikletopraklarımızda Şiî Şövenizmi ile zehirlenmiş diğer Saddam karşıtları, tabiricaizse “hava”yı aldı… İran’ın özellikle 2003’ten bu yana Türkistan’dan Yemen’ekadar elde ettiği menfaat ve yayılma politikalarına karşın; Türkiye’de “yeniOsmanlıcılık” söylemlerini dilinden düşürmeden BOP Saldırısı sürecinde“Amerika’nın Osmanlı Eyâleti” gibi davrananların siyasî ve ekonomik kayıplarıkarşılaştırılamayacak kadar büyük bir fark oluşturmuş durumda… Söz konusuçevreler Türkiye’de Ehl-i Sünnet topluma sahipken, başta Irak olmak üzereAmerikan karşıtı Ehl-i Sünnet Direnişi’ni hiçbir zaman desteklememe, Ehl-iSünnet Vatanseverlere ihanet etme yolunu tercih ettiler… Buna karşın İran veKasım Süleymanî, gayet açık bir şekilde bölgedeki Şiî hareketlerin veörgütlerin her zaman arkasında durdu ve İran’ın politikalarının yürütülmesiiçin uygulama alanlarının hiçbirini ihmâl etmediler… Böylece Şiî Şövenizmisiyasî olarak hedeflediği birçok kazanımı elde etmiş oldu…

İktidar açısından durum böyle… İktidarı ve muhalefetiylebirlikte Şiî şövenizmi ve Etnik Kürtçülük tesiriyle zehirlenen kesimleraçısındansa durum şu:

Bölgede Amerikan işgali karşısında topraklarını savunanvatansever Ehl-i Sünnet liderler –Saddamgibi, Kaddafi ve onlardan sonra gelen bütün mücahid liderler gibi–katledilirken, hepsine “Amerika’nın adamı”, “Amerika’nın ajanı” diyerek bukatliamları meşrulaştıran(!) sözde İslâmcıveya Sol çevrelerin, Kasım Süleymanî söz konusu olduğunda ise, Şiîşövenizmi  etkisi altında yaptıkları değerlendirmeleriibretle seyrediyoruz…

1991’den 2003’e ve 2003 yılından bugüne; 30 yıldan beri bölgedekibütün İslâmcı, Milliyetçi, VatanseverEhl-i Sünnet temelli örgütler boğaz boğaza, gırtlak gırtlağa Emperyalizmleheryerde boğuşurken, Türkiye’de Kasım Süleymanî örneğinde olduğu gibisenkronize bir tepki ve destek gelmedi… Türkiye’de ne zaman İran veyaetnikçilik kaynaklı bir şey olsa, İslâmcısı-solcusuhemen aynı ağızdan Şiî veya Kürtçü politikaları ve isimleri sahiplenmektegecikmiyor…

Yıllardır söylediğimiz gibi; onyıllardır ve hattâ YavuzSulatan Selim Hân devrine kadar takip edilebilecek tarihî bir hakikat olarak Şiîşövenizmi ve Etnikçilik tarafından Türkiye’de İslâmcı ve sol kesimlerinruhlarının nasıl da zehirlenmiş olduğunu bu reflekslerle ortaya çıkıyor…

Mesele “Amerika’nınöldürmesi”yse, Arap vatanseverler Amerika tarafından öldürülünce niye sesinizçıkmıyor?! Ve hattâ Amerika ilebirlikte bu ölümlerialkışlıyorsunuz?

Geçtiğimiz aylarda Bağdadi katledilirken ortak bir ağızla,sanki hepsi oradaymış gibi “Amerikan ajanı” ilan eden bu çevreler, bu bayağı veucuz “sürü”ye katılmayanları da aynı şirretlikle mahkûm(!) etmekten geridurmadılar… Hâlbuki Arap Direnişi 30yıldan beri aralıksız sürüyor… Ve Bağdadi de bu direnişin ve o toprakların–beğenirsin veya beğenmezsin- bir unsuru… Sözde Amerika karşıtlarının buz gibiAmerika taraftarlığıyla sergiledikleri söz konusu dil ve yaklaşım da,dikkatimizi çeken bir diğer husus…

Ehli Sünnet Arap direnişinin Amerika tarafından katledilentüm liderlerine ve bu liderlerin bağlılarına -Saddam başta olmak üzere- “Amarikanajanı”, “terörist” gibi sıfatlarla yaftalayan İran ve işbirlikçileri bugün Kasım Süleymanî’nin Amerika tarafındanöldürülmesine hangi yüzle Ehli Sünnet dünyadan destek bekleyecekler, merakediyoruz. Bununla birlikte, özellikle Türkiye’de bu yüzsüzlüğü sergileyenisimlerin çokluğu karşısında da en azından “hiç yaşanmamış gibi” hasıraltıedilmeye çalışılan TARİHÎ GERÇEKLERi hatırlatıcı olmuş oluyoruz!

IRAK VE BÖLGEDE HERŞEY MÜMKÜN!

Bu saldırı ve Kasım Süleymanî’nin ölümü bölgede nasılkarşılanır, asıl mühim konu bu… 2003’ten beri Irak’ta Amerika ile ortakoperasyonlar yapan, Amerikan karşıtı Ehl-i Sünnet direnişe zarar veren KasımSüleymanî’nin öldürülmesi hakkında, bölgedeki Ehl-i Sünnet Direnişkurmaylarının ne düşündüğü çok önemli!

30 yıldır bölgede direniş sürdürecek kadar iyi organizeolmuş ve yeraltına çekilmiş, gerçek bir Devletrefleksi gösterdiği bunca yıldır sürdürdüğü direnişten belli olan Ehl-i Sünnet Arap Mücahidlerin kısayoldan “oh oldu!” hafifliğiyle değil, bunun neticeleri üzerinden yapacaklarıdeğerlendirmeler ve ortaya koyacakları tavırlarıdır önemli olan… ElbetteDireniş boyunca her hamlesiyle bu topraklara ihanet çizgisini tercih etmiş biranlayışa Ehl-i Sünnet Arap direnişinin mesafeli yaklaşacağı beklenir. Zaten enbaşta İran, Şiîlerin Sünnîlerle omuz omuza vermesini istemez… Buna karşınözellikle son aylarda Irak’ta FarsŞövenizmi’ne karşı isyan yolunu seçen Şiî Araplar ile Ehl-i Sünnet Araplar,-asıl aktör olan direnişçi Arap Silahlı Kuvvetleri henüz sürece ihtiyatlayaklaşsa da- omuz omuza vermiş durumda… Kasım Süleymanî’nin ölümüyle birlikte zannedileninaksine İran’ın bölgede ciddi bir nufuz kaybına uğrama ihtimali de yüksek… Bu daistikrarlı bir şekilde direnişi sürdüren vatansever Arap kuvvetler açısından ayrıbir fayda…

Yani; SAHADA her şey mümkündür ki, kimseyi şaşırtmamalı…

Ve; takiyyeci-oyalamacı geleneğin sahibi Fars diplomasisiiçin süreç sınırına dayanmış ve artık sürdürülemez bir hâl almış durumda.

Özetle; İran’ın bölgedeki baltası Kasım Süleymanî 2003 Irak işgâli sırasında ve bugüne gelen süreç boyunca işgale karşı direnen Iraklı Mücahidlere saldıran ve masum Irak halkını soykırıma tâbî tutan ve böylece Amerika’nın İÇERİDEKİ MÜTTEFİKİ, amansız bir Ehl-i Sünnet düşmanıydı ve öldü!

Bundan sonra Süleymanî’nin öldürülmesinden İsrail ve Amerika’yı sorumlu tutan Şiî şövenistlerin etkili misillemede bulunmalarını “sabırsızlıkla” bekliyoruz.

Aydın KALKAN

* İran’ın Kara Kuvvetleri Komutanı -yanlış okumuyorsunuz!- Tuğgeneral Muhammed Pakpur ve Kasım Süleymani’nin Irak’ın Felluce kentinde Ehl-i Sünnet Irak halkına yaptıkları soykırım operasyonu sırasında çekilmiş bir kare…

BU SAVAŞ “VAHŞİ SÜNNÎ – MEDENÎ Şİİ” SAVAŞI DEĞİL

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: