İSLÂMÎ DÜNYA GÖRÜŞÜ OLARAK BÜYÜK DOĞU-İBDA’NIN GEREKLİLİĞİ

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

Bir taraftan Selim Gürselgil’in son yaptığı sohbetle ilgili düşünür, diğer yandan da eğitim meselesi ile alâkalı olarak yazılanlara göz atarken, söylenen ve yazılanların beylik lâflardan öteye gitmediğini üzülerek müşahede etmek zorunda kaldım. Fikirsizliğimizin aynası…

Müfredat meselesi konuşulurken, kültür, ahlâk, bizi biz yapan değerler, insanî değerler, millî, yerli diye beylik lâflarla mesele konuşulduğu zannediliyor…

Anayasa meselesinden de aynı keyfiyet sözkonusu…

Diğer yandan Selim Gürselgil’in sohbet başlığı: İslâmî bir dünya görüşü olarak Büyük Doğu-İbda’nın gerekliliği…

Eğitimden iktisada, hukuktan devlet yönetimine, ahlâktan pozitif bilimlere kadar hayatın her sahasında Büyük Doğu-İBDA gerekli.

Niçin?

İslâmî bir dünya görüşü olduğu için mi?

Hayır!

Yani, insan ve toplum meselelerini ancak İslâmî bir dünya görüşü ile çözebiliriz; bu peşin fikrimiz. Evet, “Mutlak Fikir” gerekli… Yani “Mutlak Fikir – İslâm” olmadan, insan ve toplum meselelerine çözüm bulunamaz ama Büyük Doğu-İbda dediğimizde, klâsik olarak, yani daha doğru bir ifadeyle bildik mânâda bir İslâmî dünya görüşünden bahsetmiyoruz.

Herkesin şu veya bu şekilde bir dünya görüşü vardır, her müslümanın da dünya görüşünü şu veya bu şekilde, bir seviyede İslâm belirler, İslâmdan izler vardır. Hatta Anadolu’da veya başka bir müslüman coğrafyada yaşayan gayrı müslim birisinin dünya görüşünde bile içinde yaşadığı müslüman toplumdan dolayı İslâmî izlere rastlamak mümkündür.

Dolayısıyla fert sayısı kadar İslâmî dünya görüşü örneği ortaya koymak mümkündür.

Burada Büyük Doğu-İbda’nın ayırt edici özelliği ise, İslâmî dünya görüşünü bütünlemesi, anlayışı yenileyerek dünya görüşümüzü her örgüsü tezatsız bir sistem hâlinde, saf ve katıksız İslâmî bir hüviyetle ortaya koymuş olması, yani İslâmî dünya görüşünü İdeolojik bir bütünlüğe kavuşturmuş olmasında, sistem plânında ortaya koymasında saklıdır.

Evet, herkesin bir dünya görüşü var, hatta herkes İslâmî bir dünya görüşü vazedebilir ama kimse bu dünya görüşünü sistem çapında, tezatsız bir bütün olarak ortaya koymuyor, böyle bir teklifte bulunamıyor.

Sistem, tezatsız bir bütünlük demek…

Büyük Doğu-İbda, İslâmî dünya görüşünü kendi içinde tezatsız bir bütünlüğe kavuşturan, İdeolojisini kuran tek… İslâm’ın içinde var olan sistem davasını açığa çıkaran, sistem haysiyetini ispat eden; malûmu meçhûllükten kurtaran… (Malûmu meçhûlden kurtarmanın ne büyük dava olduğu ayrı mevzu.)

İşte Büyük Doğu-İbda bundan dolayı lâzım.

Eşya ve hadiseyi, yaşadığımız ve yaşanması muhtemel hadiseleri, meselelerin arasındaki tezatları İslâmî anlayışa bağlı olarak sistem çapındaki bir bütünlük içinde telif edebildiği için şart… Bunu telif edebilmenin diyalektiğini ortaya koyduğu için…

Sistem olmazsa ne olur?

Falan meselede şöyle konuşur, başka bir meselede ise böyle…

İkisi de görüntüde tek başına İslâmîdir belki ama pratikte birbirini nakzeden neticeler doğar, doğuyor.

Önce İslâmî dünya görüşünü bütün olarak ortaya koy, politikayı da ona göre yaparsın; İslâmî dünya görüşünün ortaya koyduğu hedeflere göre politika yapılır. Fikirsiz aksiyon olmaz… Orada yapılan yol açmaz, tıkar. İhanete kadar varır. Ama burada parti faaliyeti, siyasî faaliyetler başa konuluyor, fikir de ona göre belirlensin isteniyor. Netice de malûm… Fikir nisbeti kaybedilince, vasıtalar idealize edilmeye başlanıyor. Vasıta fikrin, ideâlin yerini alıyor ve faaliyetler onu yaşatmak gayesine dönüşüyor. Güya fikir için yola çıkılmışken, fikir kurban ediliyor… Bu da fikrin şuurlaştırlamadığının başka bir delili. Evet, sûretler olmadan mânâlar tecelliye de gelmez… Sûretlerin de bir hakikati var elbette ama hangi sûret, nasıl bir mânâya hizmet ediyor? Fikir ve vasıta ikilemi ve haklarının birbirine karşı korunması da ancak İslâmî dünya görüşünün sistem çapındaki teklifi ile çözülebilir; onun şuurlaştırılabilmesiyle…

İhanetle hizmet, birbirine kıl kadar yakın görünebilecek şeylerdir…

Sistem şuuruna bağlı diyalektiğimiz, ak sütün içindeki ak kılı farkedebilmenin merceğini, idrakini temin edicidir. Sistem şuurundan kopmuş, sistem şuuruna aykırı ve düşman olanları İslâm içinde kahramanlaştırıcı revizyonizm, teşhir ve tedib edilmesi gerekendir.

Sistem şuuruna aykırı ve düşman olanlarla, İslâmı eşya ve hadiselere tatbik etmenin sözkonusu olduğu yerde bunun sistem çapında bir anlayış gerektirdiğini bilmeyenler…

Birinciler düşmanlıkları kendilerinde olarak imha hedefi olması gerekirken, İslâm içinde kahramanlaştırılmaya çalışıldı. İkincilerse tebliğ ve telkin vasıtalarıyla nüfûz edilmesi gerekenler…

Birincilerin düşmanlığı, İslâm dışı olanlardan daha tehlikeli… Onlar, ehli bidatin en sefil versiyonları… Evet, bidat, uydurma yenilik ehli. İslâm içinde var olan maçhûl bir malûmun ortaya çıkarılması karşısında sevinip, İslâm adına zafer şarkıları söyleyecekleri ve bu davanın müelliflerini başları üzerinde taşıyacakları yerde düşmanlıklarına şahit olduklarımız. Evet, Telegram suikasti ile neticelenen süreçten bahsediyoruz. Ta Necip Fazıl’a kadar uzanan hasetlikler, düşmanlıkların yekûnu olarak… Hem de Necip Fazıl güzellemeleri altında… Nefslerini tercih ettiler ve şeytanın yoluna girdiler…

Necip Fazıl bir ideologtur. Marks da bir ideologtur. Marks, materyalist dünya görüşünün sistemini ortaya koyarken, Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu, İslâmî dünya görüşünü sistematize etmişlerdir. Şair falan, geçin bunları. Büyük şair değildir demiyoruz. İdeologluğunu örtmek için diğer büyük vasıfları veya şahsî hayatı ileri sürülüyor, bu hileye dikkat çekiyoruz. “İdeolog” Necip Fazıl orada dururken, onun fikrilerini, sistematize ettiği İslâmî dünya görüşünü muradına uygun olarak sistem plânında, bir ideolocya olarak ele almak yerine şairdi, kavga adamıydı falan… İyi de müslümanlara lâzım olan öncelikle, yani İslâm’ın devlet plânında tatbik edilebilmesi için sistem çapında dünya görüşü. Dünya görüşü sistem çapında olmazsa, bırakın devlet plânında ortaya çıkacak tezatları, İslâm adına fert plânında ne tezatlar ortaya çıkar, neler. Böyle bir yoldan devlet plânında çıkılsa da dünya çapına ulaşılamaz. En fazla mahallî bir devletçik yönetiminden ibaret kalınır. İslâmî dünya görüşü sistem çapına erdirilemezse, yani tezatsız bütünlük olmazsa -sistem, tezatsız bütünlük demektir ya- tatbikatta çelişkilerin doğması zaten sistem olmayışının, tezatsız olunamamasının tabiî neticesi olarak ortaya çıkmaya mahkûmdur. Ortaya çıkan tezatlar sisteme nisbetle giderilir. Yani oluş sistem olduğu zaman tedricidir. Ne olacağını bilmeden, olmaktan da bahsedilemez.

Herkesin bir dünya görüşü var ama bu dünya görüşünün sistem çapında bütünlüğü yalnız Büyük Doğu-İbda’da var…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin