DÜNYAYI DEĞİŞTİRMENİN TAM ZAMANI
Esad Ebu Halil: Adalet Divanı kararı Arapları böldü
“Tek bir Arap devletinin bile ABD’nin ve ona boyun eğen Batılı müttefiklerinin gazabından korktuğu için milletlerarası mahkemeye dilekçe vermeye cesaret edememesi Arapların dikkatinden kaçmadı.”
Çevirmenin notu: Uluslararası Adalet Divanı (UAD), geçen haftalarda Güney Afrika’nın açtığı soykırım davasında, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki askerî harekâtını derhal durdurması talebine yönelik Tel Aviv’in Gazze ahalisine dönük cinayet, saldırı ve yıkımla sonuçlanan eylemlerden kaçınması ve soykırımı önlemek için tüm tedbirleri almasına hükmetti. Lübnan asıllı Amerikalı siyaset bilimi profesörü ve The Angry Arab blogunun yazarı Esad Ebu Halil, Arap halklarının ve devletlerinin karara ve rejimin suçlarına karşı verdiği reaksiyonun neden farklılaştığını ele almış. (Emre KÖSE)
Araplar, Uluslararası Adalet Divanı kararı konusunda ikiye bölündü
Esad Ebu Halil
14 Şubat 2024
Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) geçtiğimiz ay İsrail’i soykırımla yargılamak için ilk bakışta yeterli kanıt bulunduğuna hükmetmesinin ardından İsrail, sonsuza dek soykırım yaftasıyla lekelenecek ve destekçileri de soykırımı desteklemekle suçlanacaktır.
Güçlü yabancı lobiler bile bu damgayı kaldırmakta zorlanacaktır. Bu durum, milyonlarca dolar harcamış ve ahlaki üstünlük imajını güçlendirmeye devam etmek için çok fazla yalan duymuş olan ABD vatandaşları için de geçerli.
Eğer soykırım suçlamasını Güney Afrika yerine bir Arap ülkesi yapmış olsaydı, ABD ve İsrail’in diğer destekçileri, bu hükümetin insan hakları ihlalleri ve baskı konusundaki kötü siciline işaret ederek bu suçlamayı kolaylıkla reddedebilirlerdi.
Ancak bu, apartheid’ın sona ermesinden bu yana insan haklarına bağlılık konusundaki kendi sicili ve Güney Afrika anayasasında yer alan yüksek demokrasi ve eşitlik standartları göz önüne alındığında, yalnızca gelişmekte olan ülkelerin değil, dünyanın da ahlaki lideri olarak ortaya çıkan Güney Afrika’ydı. ABD sadece bir kabadayıya indirgenmişken, Güney Afrika ahlaki bir süper güçtür.
Güney Afrika artık ABD, NATO ve eski sömürgeci güçlerden oluşan koalisyona değil, “hür dünyaya” liderlik ediyor. Güney Afrika nükleer silahları olmayan yeni süper güçtür. Yumuşak gücü, çıplak saldırganlığı ve diğer ülkelere boyun eğdirmeyi kamufle eden Amerika’nınki gibi değil.
Araplar bölündü
Arap dünyasında Adalet Divanı kararları konusunda iki kamp var. Körfez despotları ve/veya NATO hükümetleri/Soros tarafından finanse edilen liberal entelektüeller, Arapların “uluslararası topluma” (NATO’nun soykırım ekseninin kodlanışı) ve uluslararası hukuk ve insan haklarına olan inançlarını asla terk etmemeleri gerektiğinde ısrar ediyorlar.
Bu kamp için Arapları silahlı mücadele ve direnişin etkinliğine olan inançtan uzaklaştırmak son derece önemli. Bir “barış süreci” olduğunu ve Batı’nın bu kez Filistin meselesine barışçıl bir çözüm bulma konusunda ciddi olduğunu savunarak Orta Doğu’daki direniş hareketlerinin altını oymak istiyorlar. Kamp, UAD kararını uluslararası örgütler aracılığıyla barışçıl yollardan adalete ulaşmaya dönük yeni bir fırsat olarak görüyor.
Daha çok özgür Arap kamuoyu adına konuşan diğer kamp ise uluslararası hukuk ve insan hakları kavramlarını, Batılı hükümetlerin Güney halkları üzerindeki tahakkümlerini sağlamlaştırmak amacıyla kullandıkları araçlar ve hatta hileler olarak görüyor.
Uluslararası forumlar aracılığıyla adaletin yeniden tesis edilebileceğini düşünmeleri için onları teskin etmek ve kandırmak istiyorlar. UAD kararından bir ay sonra İsrail’in Gazze’deki soykırımını sürdürmesi ve Batılı hükümetlerin bunu desteklemeye ve sponsor olmaya devam etmesi, uluslararası örgütlerin sınırlılığının ve hatta iktidarsızlığının ispatı.
Hamas’ın popülerliği
Hamas fenomeninin yükselişi, silahlı mücadeleye olan inancın popülerliğinin bir tezahürü. Araplar, Filistin sorununu çözecek sözüm ona “barış sürecinin” varlığıyla kandırılırken yıllarca İsrail saldırganlığı ve işgalinden acı çekti.
Öte yandan pek çok Arap, milletlerarası mahkemenin Gazze’ye yönelik savaşına soykırım yaftası yapıştırarak İsrail’i aşağılamasını kutluyor.
Ve ilk kez, İsrailli liderlerin soykırıma yönelik açıklamaları (bu beyanlar apartheid devletinin kuruluşundan da öncesine dayanıyor) uluslararası hukuk kapsamında soykırım yapma niyetinin hukuki kanıtı olarak kullanılıyor.
Fakat Araplar ABD’nin İsrail’i her türlü uluslararası hukuki sorumluluktan korumasına alışkın. BM Genel Kurulu’nun 1947’deki Taksim Planından —ABD’nin istenen oyu sağlamak için diğer ülkelere zorbalık ve rüşvet verdiği dönemden (bkz. Velid Halidi, From Haven to Conquest) — Lahey’deki son mahkeme kararına kadar, ABD istediğini elde etmek amacıyla genelde devletlere ve şahıslara karşı rüşvet, hile, baskı, gözdağı ve yaptırım tehditlerine başvuruyor.
Tek bir Arap devletinin bile ABD’nin ve ona boyun eğen Batılı müttefiklerinin gazabından korktuğu için milletlerarası mahkemeye dilekçe vermeye cesaret edememesi Arapların dikkatinden kaçmadı. Bu rapora göre Ürdün, başta Lahey’de destekleyici bir belge yayımlamaya istekli olduğunu ifade etti ama daha sonra ikircikli davrandı.
NATO hükümetlerinin finansmanına ve İsrail’in topladığı vergi gelirlerine bel bağlayan Filistin Yönetimi bile, uluslararası kurumlarda ve forumlarda İsrail’e meydan okumaya dönük tekrarlanan tehditleri konusunda ABD’nin emirlerine itaat etti.
Mahkeme, İsrail’in gerçekten soykırım suçu işlediğine hükmetmemiş olsa da Araplar, rejimin nihayet soykırım damgası yemiş olmasından dolayı sevinç duyuyor. Ancak mahkemenin İsrail’den soykırımın önlenmesini ve bir ay sonra bu konuda bir rapor sunmasını talep etmesi, David Ben-Gurion tarafından “uluslara ışık” olarak ilan edilen bir ülkenin artık —belki Batılı hükümetler tarafından değil ama gelişmekte olan ülkelerin çoğu ve Batı kamuoyunun büyük bir kısmı tarafından— ahlaki bir parya olarak görüldüğünü gösteriyor.
Rüzgâr tersine döndü
Ben ABD’ye ilk geldiğimde, Amerikan nüfusunun tüm demografik kesimleri İsrail’i Filistinlilere karşı altı ya da yediye bir oranında destekliyordu. Bugün ise ABD’li gençler Hamas ve İsrail arasında ikiye bölünmüş durumda. Bu rakamlar sadece 40 yıl önce düşünülemezdi.
Güney Afrika’da İsrail’e karşı açılan dava, Batı’nın İsrail’i koruma duvarını yıktı. Bu, geri döndürülemeyecek bir emsal. ABD Kongresinden ne kadar karar çıkarsa çıksın, İsrail soykırım damgasından kurtulamayacaktır. Dünyanın dört bir yanındaki insanlar, Kongre’nin AIPAC’ın emrinde olduğunu biliyor.
Güney Afrika, ABD hegemonyasına karşı durdu ve Çin’in, ileride, ABD’nin uluslararası örgütler üzerindeki kontrolüne karşı durma konusunda daha fazla cesaret toplamasının yolunu açtı.
Yine de ihtiyatlı olmakta fayda var. İlk olarak, karar pek anlamlı değildi. İsrail’i soykırım işlememesi konusunda uyardı ama ateşkes çağrısında bulunmadı. Ayrıca kendi soykırımını rapor etme işini de İsrail’e bıraktı. Soykırım uluslararası hukukun o kadar ciddi bir ihlalidir ki, mahkeme bu konuda karar vermek üzere özel ve dışarıdan bir komisyon görevlendirmeli ve bunu İsrail’in insafına bırakmamalıydı.
Güney Afrika’nın cesaretine ve UAD’nin suçlamayı soruşturmaya istekli olmasına rağmen İsrail, İsrailli yetkililerin (açık soykırım niyetinin tescil edildiği) beyanlarının resmi politikayı temsil etmediği için reddedilmesi gerektiğini gülünç bir şekilde savunan Batı koalisyonu tarafından korundu.
Nürnberg’de Nazilerin Yahudilerle ilgili beyanlarının, şu ya da bu Nazi yetkilisi resmi politikayı temsil etmediği için reddedildiğini düşünün. Kuşkusuz İsrail Cumhurbaşkanı ve Savunma Bakanı, hükümet hiyerarşisinde Eichmann’ın Nazi rejiminde olduğundan çok daha üst kademelerde yer alıyor.
Bu karar, SSCB’nin çöküşünden sonra ABD tarafından kurulan uluslararası düzenin gözlerimizin önünde parçalanmakta olduğunun bir başka işaretidir. Batı hegemonyası ve adaletsizlik sistemi, dünya barışı ve adaleti için ortadan kaldırılmalıdır ve sadece Güney Afrika Cumhuriyeti bunu ihlal etme cesaretini gösterebilmiştir. Çin ve Rusya bile bu konuda yetersiz kalmıştır.
ABD, propaganda amacıyla, hiçbir kanıt olmasa bile düşmanlarına karşı soykırım suçlamasında bulunuyor. Hiçbir Arap, hatta hiçbir makul insan, ABD’nin Çin’in Müslümanlara karşı soykırım işlediği suçlamasını ciddiye almaz.
Gazze’de artık elimizde soykırıma dair net fotoğrafik deliller var. Yüksek Mahkeme Yargıcı Potter Stewart’ın pornografi konusundaki ifadesiyle “görünce anlıyoruz”.
UAD’nin ara kararı (nihai karar aylar ve yıllar sürebilir, ABD daha erken çıkmaması için çalışıyor) siyasi bir dönüm noktasıdır, uluslararası hukuki bir dönüm noktası değil.
Cinayetler devam ediyor
Kararın ardından Gazze’deki soykırım hız kesmeden devam ediyor ve İsrail hükümeti —koşulsuz Batı desteği sayesinde— kararın ardından herhangi bir kısıtlama göstermiyor.
Fakat Güney Afrika, Batı’nın dünyanın kaderi olmadığını gösterdi: Batı’nın uluslararası ahlak üzerindeki tekeli, dünya halklarının iyiliği için sona ermelidir. ABD ve İsrail (ve soykırım koalisyonunun geri kalanı) karardan memnun değil zira ABD, İsrail’in kendini savunması adına ateşkese resmen karşı çıkmaya devam ediyor.
Bu karar Arapları ve genel olarak gelişmekte olan ülkelerin halklarını uluslararası adalete başvurmaya daha yatkın hale getirecek mi?
Özellikle de mahkeme, taarruz harbini durduracak bir mekanizma tasarlamadığı ve bunu yapacak gücü de olmadığı için bu pek mümkün değil. Uluslararası Ceza Mahkemesi, UAD’nin uygulama yetkilerinin eksikliğini telafi etmek için kuruldu ve UCM, ABD’nin zorbalığı sayesinde bu savaş boyunca hareketsiz kaldı.
Güney Afrika, Gazze’deki cesur Filistinlilere öncülük etti. Verdikleri mesaj şu: Dünyayı değiştirmenin tam zamanı.
Kaynak: https://emrekose.substack.com/p/esad-ebu-halil-adalet-divan-karar
İllüstrasyon: Naser Jafari










