TASNİF ÖLÇÜTÜ

Burhan Halit KOŞAN

Müesses nizâm, pozitif hürriyet alanlarını kısıtlamak ve yapılmamaları için önlerine duvar örmesi yanında negatif özgürlükler alanını genişlettikçe genişletiyor ve karşı çıkan her bir insanı fişliyor ve derdest etmek için bahane arıyor. Müptezel rejim, meşrû olan, legâl olan, ahlâkî olanın ifade edilmesini ve pratik uygulamalarını kanun yoluyla yasaklarken, negatif özgürlükler alanına giren türlü türlü ahlâksızlığın da yapılması için her türlü herzeyi yediğini gözlemleyebilir ve şahidi olabiliriz.

Şehirlerimize baktığımızda medeniyetin doğal tasviri olmaktan çıktıklarını görebileceğimiz gibi, aynı zamanda her birinin de şehvet şehirlerine dönüştüğünü görebiliriz. Günümüzde şehirlerin mimarisine göz attığımızda inşa edilmediklerini, kurgulandıklarını ve katılığına rağmen “kentleşme” adı altında sürekli yıktırıldıklarını ve kurgulandıklarını görebiliriz.

Burası hâlâ yaşamak için güzel bir yer mi? Bilmiyormuş gibi davranıyor, her gün sessizce yalanlarını dinliyoruz. Kemiklerimize kadar acıya katlanıyor, iliklerimize kadar sömürülüyor ve kanımızın son damlasına kadar kemiriliyoruz. Cumhuriyetin gözünde bizler kukla, köle, parya, hizmetçi, maraba ve kanı dökülmesi gereken kurbanlarız. Bu aşağılık, bu pespaye, bu rezil, bu kepaze, bu utanç verici durum, yozlaşmanın, çürümenin, paramparça olmanın alâmeti farikasıdır… Üzülme, hüzünlenme! Akdeniz’de kahpe düzenin gemileri vurulacak!

Bilgiçlik taslayan, küstah, itiraza yeltenen müstemleke üniversitesinin hokkabaz profesörü, kes sesini ve dinle. Varlık ve bilgi hiyerarşisini bilmiyor, uluslararası gerçeklere haddinden fazla uzaksınız. Bilgi hiyerarşisinin esası ve usûlünün künhü olan “Mutlak Bilgi” konusunda bilgisiz, yaratılmışların halifesi tayin edilen insan, yani “eşrefi mahlûkat”dan bîhabersiniz.

İffetsiz olan sizler, insan, hazreti insan, yani Mukaddes İhtiyar karşısındaki edepsizliğiniz başta olmak üzere, incittiğiniz için, işkence ettiğiniz için ve kanını döktüğünüz için bedelini ödeyeceksiniz; kan borcu kanla ödenir!

“Mutlak Bilgi” meselesinden önce bilgi ve insan meselesine değinelim. Bilgi, bir ilke olarak kötü olmamakla birlikte pek çok bilgi formu pratikte zararlı olabilir. Bir yanda müstemleke müfredatının safsataları, diğer yandan gazete, televizyon, internet, radyo gibi kanallardan gelen çok çeşitli bilgilerle insanın kafası Çıfıt çarşısı haline gelir. Bitpazarına dönmüş kafalarda da tasnif edici bir ölçüt olmayınca böylesi bilgiler bir moloz yığınına, bir yıkıntı yığınına benzer. Moloz yığını altında sakatlanmak, ibre kaybetmek ve istikâmetten sapmak kesin ve katidir. Terzinin kalıp modeli, kuyumcunun miyarı, kalıpçının endazesi gibi, bilgi noktasında da insanın tasnif edici bir ölçütü olmadığı takdirde her ikisinde de kum olduğu için sahili ve çölü karıştırır, her ikisinde de taş olduğu için minare ve su kuyusunu karıştırır.

Evet, tasnif edici ölçüt, yani terkibî hükümler, yani norm, yani doğallık ölçüsü, yani kurallar unutulmuşsa, insan bir ikâme unsuru için, nereye başvurursa başvurursun, kendini nereye atacaksa atsa da kesinlikle ve kesinlikle ya kendini aldatıyordur ya kandırıyordur.

İlmî bilgi ne ise odur, ne “mutlak bilgi” mânâsında hakikat olmadığı gibi, ne de mutlak mânâda batıl da değildir. İlmî bilgi, her zaman rölatif, her zaman göreceli, her zaman izafi ve kontenjanlıdır. Zamanın ve mekânın belirli kesitlinde kendini tekrarlayan, yenileyen tezahürlerin gözlemlenmesine dayanan tecrübelerdir. Bunu derken önemsiz, kıymetsiz ve faydasız, yararsız mânâsında demediğimin bilinmesini isterin. Şunu diyebiliriz, bu veriler göreceli olduğu için, mutlak olmadığı için, yereldirler, zamanla ve mekânla kısıtlıdır. Bu tekrarlanabilir ilmî bilgiler, zaman ve mekân değişimi halinde farklı farklı tezahürler ve farklı farklı veri çıktıları ile karşımıza çıkacakları kesin ve katidir.

İlmî bilgi ne ise odur iken, “Mutlak Bilgi”: İnsan dışı, bir bilginin ifadesine tekabül eder.

Şunu söylemeye mecburum ki, insan, aşılması gereken değil, olunması gereken, varılması gereken hedeftir. “Mutlak Bilgi kaynağının tek yazılı metninin Kur’ân-ı Kerîm ile fert plânında biricik pratiği, yani yürüyen Kur’ân-ı Kerîm olan Allah Resûlü’nden temeyyüz eden her şeye mutabık olabildiğimizde varmamız gereken hedefe ulaşabiliriz.

Büyük Doğu İmparatorluğu, yani “Mavi Bayrak” fikrinin teklif ettiği tasnif ölçütlerine, yani terkibî hükümlerine, yani formüllerine göz kırptığımız takdirde teori ve pratikte menşeinin “Mutlak Bilgi” sütunları üzerine yükseldiğini görebiliriz.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin