BOP SUÇ ŞEBEKESİ KAYBETTİ, ANADOLU AHALİSİ KAZANDI

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

Seçimler bitti.

Seçmek, bir şeyi diğerine tercih etmek…

Kim neyi neye göre seçiyor, niçin?

Seçim, emperyalizmin dayattığı Batı işbirlikçisi sistemin bir unsuru olsa da millet kendi hissiyatını seçimler yoluyla ortaya koymakta… Zira seçimler imajlar üzerinden yapılmakta ve bu imajlar tercihlere tesir etmekte. Kısacası, sahibi olmadıkları mânâların maliki görünerek, milletten yana imaj üreterek milletin teveccühüne mazhar olanlar, bu imaj kararınca, üzerlerindeki yaldız dökülünce milletin tepkisine mazhar hale geldiler. Yani, seçimin adı “mahallî” olsa da mahallî yetkinlik ve hizmetler değil daha temel şeyler oylandı.

Kimi buna tencere dedi, kimi emekli, kimi Gazze, kimi İsveç’in NATO’ya alınması kimi de Ak Parti’nin AKP’leşmesi…

Kendi içinde haklılık payı olan meseleler…

Tümünü de birleştiren tek bir esas var: “BOP”çuluk…

Tencere’nin dibinin delinmesi de, emekliler de, Gazze de, İsveç’in NATO’ya alınması da, Ak Parti’nin AKP’leşmesi denilerek anlatılmaya çalışılmak istenen de esasında BOP’çuluğun açılımlarından, BOP’çuluğun örtülemez hâle gelmesinden başka bir şey değil.

BOP’çular dünya çapında gerilerken burada da tarihî bir yenilgi aldılar. Bu yenilgi artık geri döndürülemez bir görüntü arz ediyor. Dünya umumî bir savaşa doğru giderken, bir cephe ülkesi olarak Türkiye de artık yeni bir safhaya girdi. Kaybeden BOP suç şebekesi, kazanan ise tüm kesimleriyle Anadolu ahalisi…

Ekonomi başlığı altında toplanabilecek tencerenin dibi delinmesi, emeklilerin, atanamayanların durumu gibi tepkilerden başlayalım…

BOP sadece siyasî bir proje değil. Bunun her sahaya şamil politik açılımları da var. Her ülke için birebir aynı olmasa da -ilgili ülkenin halihazırki durumuna göre aktüel politikalar değişiyor olsa da- genel hedefler hep aynı… BOP Türkiye’ye dayatılırken bunun ekonomik modelini de neo-liberalizm oluşturmaktaydı. Kısacası ülke kaynaklarının emperyalizmanın yağma ve talanına açılması ve bunun önündeki engellerin kaldırılması… Kaynaklar emperyalizmanın yağmasına açılırken buna vasıtalık teşkil edenler de bu yağmadan kendi paylarına düşenleri almak için gayet gözükara bir şekilde saldırıya geçtiler. Neo liberal politikalar adı altında farelerin ambara girmesi için gedikler açılırken, bu gedikleri farelere açanlar da işbirlikçiliklerinin ödülünü kendi adlarına tahsil etmeye başladılar. Yağma, sistem içi legal vasıtalarla değil, beşli çetelerle şahsiyet bulacak şekilde, “milletin şeyine koyacağız” vecizesi ile dizginsiz bir hâl aldı. Bugün ambar tam takır hale getirildiğinden emekliye, işçiye hakkı olanın kırıntısı dahi verilemiyorsa, yani bundan dolayı seçim kaybedecek noktaya gelmişlerse, bunun sebebi işte bu BOP eksenli yağma düzeninden başka bir şey değil. Ne emperyalizme dur diyebiliyorlar ne de kendi tamahlarına… İliç faciası ile de gördük… Altın çıkarıyorlar ama devlete verecekleri çıkardıklarının yüzde ikisi; devlet öyle anlaşma yaparak vermiş maden ruhsatını. O da bildirime tabi. Yani adam, “ben şu kadar çıkarttım, al sana bunun yüzde ikisi” diyor. Ama gerçekte ne kadar çıkarttığını kontrol eden yok. Hem yüzde iki gibi komik bir rakamla veriyorsun madeni hem de sonra onu da kontrol etmeyerek adamın insafına bırakıyorsun… Adama, apaçık, “gel de bizi soy!” diyoruz… Bu soygun yetmiyor, bir de AKP diyor ki, “Senin şu kadar yüz milyon vergi borcunu affediyorum!” Milletin cebine gitmesi gereken parayı elin gâvurna bağışlıyorlar babalarının malı gibi. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını, emeklinin hakkını elin gâvuruna veriyorlar bir çırpıda. Sonra millete, emekliye, işçiye gelince “para yok”! Evet, bu özelleştirmeler, madenleri vs. talana açmalar, elin gâvuruna, “gel de bizi soy!” demeler neo liberalizmin gereğidir. Yolsuzluklarsa buna eklenen cilâ… Ve bunlar BOP’çuluğun neticesi… BOP’çuluk bu zihniyetin neticesi… Gerçekte para var ama bu millete değil, efendilerine ve kendilerinin cukkalarına gidiyor o paralar.

Gazze’de katliam devam ederken sessiz kalmak tamamen BOP’çuluktur. BOP’un esas gayelerinden biri de zaten İsrail’in güvenliğini sağlamak değil miydi?

Emperyalizma, bölgede İsrail’in düşmanlarını AKP eliyle ya yok etti ya da tesirsiz hâle getirmedi mi?

Saddam ve Kaddafi İsrail’in en büyük düşmanları arasındaydı, AKP eliyle katledildiler.

Suriye İsrail’in en büyük düşmanlarında biri, Filistinli örgütlere hamilik yapıyorken Suriye’nin karıştırılmasında başat rolü AKP oynadı. Yani Esad, “Biz Türkiye ile birleşebiliriz!” derken, emperyalizmaya karşı Türkiye’ye sığınmayı hesap ederken, gittiler adama “emperyalizmaya boyun eğ!” dediler. Buna da, “mazlumlara sahip çıkıyoruz” diye kılıf uydurdular. Görüyoruz Suriyelilerin hâlini. Esad’la anlaşılmış olsaydı, bu kadar kan dökülmez, bu kadar insan perişan olmazdı. Hamas’ın Suriye’den çıkıp Katar’a mecbur bırakılması mesela… Gerçi Hamas yanlışı gördü ve geri döndü de Aksa Tufanı gerçekleşti. Bugün Saddam ve Kaddafi yaşıyor olsaydı, Suriye karıştırılmamış olsaydı Aksa Tufanı nasıl olurdu, Filistinlilere devlet bazında destekler olmaz mıydı? Ortadoğu’da emperyalizmaya karşı büyük bir güç teşekkül ederken bunun merkezinde de Türkiye olmaz mıydı? Arap Baharı’nda emperyalizmanın iğvasına kapılınmamasıydı, İslâmcı hareketler çok daha güçlü olarak bugün nelere tesir etmiyordu ki? Hatırlayın Erdoğan Mısır’a gittiğinde Mursi ve diğerlerine, müslümanlara “laiklik” tavsiye etmedi mi? Adamlar “iktidara gelmeyelim” derken, “bize güvenin, iktidara gelin!” diye gaz veren nerede? Netice? Erdoğan ve Sisi kol kola, zindanlar Erdoğan’ın gazladıklarıyla dolu, haklarında verilen idam kararının infazını bekliyorlar. Evet, doğru politika icabı bugün Sisi ile görüşülmesi gerekiyordu ama Erdoğan’ın da yaptığı yanlışların, ölüme giderken gazladıklarının, sayesinde hâlâ ölümü bekleyenlerin hesabını vermesi de baki. Tabiî bir de ne görüşülmesi meselesi de var… Türkiye olarak Sisi ile görüşülmesi şeklen doğru, bu görüşmelerin muhtevasında Erdoğan’ın tercihlerindeki yanlışların mesuliyeti ayrı… Yani biz olsak Sisi ile Gazze’yi, İsrail’e karşı bölgesel işbirliğini, Suriye ve İran ve diğer bölge ülkeleriyle, Rusya’nın vereceği destek ilânını da gözeterek İsrail’e müdahaleyi konuşurduk. İsrail’e ambargoyu ve hatta askerî müdahaleyi de… BOP’u parçalayıp atmayı konuşurduk… Suriye ile de görüşür ve anlaşırdık tabiî ki… Türkiye’nin öne atılmasıyla bölgede Sünnî blok ister istemez harekte geçerken, İran da buna destek olmak zorunda kalır ve İsrail’e karşı mücadelenin prestiji de Türkiye’ye ait olurdu. Tabi bunu yapabilecek ekonomik gücümüz de olurdu.

İşte, Anadolu Ahalisi üzerinde oynanan oyunu gördüğünü belirterek tepkisini ortaya koymakla seçimlerin kazananı olurken ve kaybedenler de Anadolu Ahalisi üzerinde BOP Eşbaşkanlığı ile oynanan oyun ve oyuncular olmuştur.

Tabiî buna Ak Parti’nin AKP’leşmesi yorumlarıyla ima edilmeye çalışılan ahlâkî yozlaşmanın temelinde de BOP’çuluk olduğunu ekleyelim. Onlar, “Ak Parti temizdi, karardı”, biz, “zaten temiz değildi, üzerindeki sır döküldü” diyor olsak, niyetler farklı olsa da üzerinde konuştuğumuz objektif durum, BOP Eşbaşkanlığı ile her yanıyla suça bulaşmış, insanımıza yaşanmaya değer hayat vaddedemeyeceği, vaadinin sahte olduğu açığa çıkmış kapkara bir AKP tablosu… Herkes niyeti farklı olsa da bu kapkara AKP tablosuna göre yorum yapıyor neticede…

Adımlar Plâtformu genel Başkanı Sayın Ali Osman Zor, geçtiğimiz 25 Mayıs seçimleri için, “kazananın sevinemeyeceği, kaybedenin üzülemeyeceği bir seçim.” tesbitinde bulunmuştu. Neticede bugün ortaya çıkan tablo bu tesbiti doğrularken, o seçimin bir Pirus zaferi olduğu da ortaya çıkmış oldu.

BOP’çulardan geriye kalan Erdoğan ve Netenyahu… Şimdi her ikisinin de tahtı sallantıda. Kasımdaki ABD seçimlerine kalır mı bilmeyiz ama mevcut statükonun sürdürülemezliği gün gibi açık. Dünya üzerinde yepyeni güç dengeleri oluşurken, AKP hâlâ çökmekte olan Amerika’nın yamacında hayat hakkı arıyor. Malûm, Putinle görüşmeyi ertelemişlerdi şimdi de Biden’le görüşmek için koşa koşa Amerika’ya gidiyorlar.

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.