İŞ VE OLUŞ ÖLÇÜLERİMİZ – SİSTEM ŞUURU VE İSTİŞARE
Alâaddin Bâki AYTEMİZ
“İstişare” diye bir meselemiz var…
Devlet reisi çıkmış konuşuyor…
Her ağzını açan istişare diyor, istişarenin öneminden bahsediyor hatta ne kadar çok istişare ettiğini ballandırarak anlatıyor ama istişarenin ne demek olduğunu dahi bilmedikleri sözlerinde ortaya çıkıyor.
Her zaman olduğu gibi kavramların içini boşaltarak idrakleri iğdiş etmeye köprü oluyorlar.
İlk olarak: İstişare, işin ehli ile olur. Ehil olmayan adamla istişare olmaz. Ehil olmayan adamın şikâyetini dinlersin, tavsiyesini dinlersin ve sonrasında bu şikâyetler, tavsiyeler ile ortaya çıkan tablonun objektif tahlili ile fikri tatbik ederek çözüme gidersin. Bu noktada, yani ortaya çıkan tablonun objektif tahlili ve fikrin bu tabloya aplikasyonunda istişare edersin.
Konumuz siyaset…
Siyaset niçin yapılır?
İnsan ve toplum meselelerinin halli için…
Peki, insan ve toplum meselelerini neyle çözeceksin; yani neye göre çözeceksin?
Yani, olması gereken ne? Objektif tahlil neticesi olmakta olan ne?
Olması gereken belli değilken, olanı neye göre değerlendirebiliriz ki? O hâlde elde başkaları ve geçmiş kalır. Bu kıyas ve mücadeleden de geriye tencere dibin kara, benimkisi senden daha az şeklinde nihayetsiz ve faydasız bir didişmeden başka bir şey çıkmaz.
Neye göre siyaset, neyin siyaseti?
Siyaset, insan ve toplum meselelerini çözmek için dedik. Demek ki insan ve toplum meselelerini çözecek bir reçeten olacak. Kur’ân reçete değil; Mutlak Kelâm… Dolayısıyla Kur’ân anayasa da değil… Bunlar ayrı bir ilim ve teknik mevzuu… Doktor olmak için, “Kur’ân oku, doktor olursun!” diyor muyuz?
İnsan ve toplum meseleleri bütün bir sistem halinde ele alınmadan çözülebilir mi? Yani sistem çapında bir meseleyi, sistem çapında olmayan bir çözüm teklifi ile çözmek mümkün mü? Yani daha işin başında şuna bakacağız: Siyaset yapacağım, çözeceğim diyen adamın siyaseti sistem çapında bir teklife mi dayanıyor? Dayanmıyorsa, zaten çözemeyeceği bedahet. Yani yüksek matematik gerektiren bir formülü ilkokul, ortaokul, lise hatta lisans seviyesinde matematik bilgisi ile çözmeyi iddia etmek komik olmaz mı?
Ama siyasette böyle bir şey var, yani kimin ağzı iyi lâf yaparsa kitleler onun peşine takılıyor. Kimsenin gerçek mânâda liyakatten bahsettiğini göremezsiniz. İstişare diye ortaya konulanlar da daha çok semptomları tespit ve bunları gidermekten ibaret kalıyor. Gerçek bir teşhis ve tedavi yok. Bu da hastalığın her geçen gün daha da derinleşmesine ve ölümcül hâle gelmesine yol açıyor. Zira tedavi diye ağrı kesicilerle günü kurtarmaya çalışıyorlar.
Siyaset “aksiyon” demektir; aksiyon da fikre bağlı hareket. Sistem çapında meselelerin çözümü, sistem çapında aksiyon, yani sistem çapında fikir gerektirir öncelikle. Bu olmadan siyaset adına yapılanlar da komiklik ve nispet iddia edilen fikri rezil etmekten başka netice doğurmaz.
İstişare…
Kumandan Mirzabeyoğlu, “Adalet Mutlak’a” konferansından açıkça söyledi: Bu iş bizsiz olmaz.
Bizsiz olmazın iki veçhesi var: Temsil edilen fikir ve şahıs olarak bizsiz olmaz. Zira sistem çapında çözüm teklifi yalnızca İBDA’da var ve bir fikrin gerçekleştirilebilmesi de fikrin taşıyıcısı, fikri şuurlaştırmış şahıslarla mümkün olduğuna göre, fikir ve şahıs olarak bizsiz olmaz.
Ortaya konulmuş fikir, teknoloji gibidir. Zaten teknolojinin tarifi de yapma varlık demek değil mi? Fikir de yapma varlık olarak bir teknoloji ifade edere ve nasıl ki teknolojik olarak füzeyi, uçağı kullanmıyorum, kabul etmiyorum diyemiyorsak, fikri reddetmek, kabul etmemek de aynı saçmalığa çıkar ve bugünkü rezil halimizin sebebi de budur: Fikir karşısındaki bu reddediş tavrı.
İşler ehillerine verilmezse felâket olur. Ortada bir felâket olduğuna göre?
İstişare ehillerle yapılır. Ehiller, yıllarını fikre ve aksiyona vakfetmiş olan, fikrin aksiyonunu hayatında pırıldatmış olanlar… Bu konuda mütevazı değiliz, hasta başında toplanan kalabalıkları, “açılın, ben doktorum” nidası ile yarmaya çalışan doktor, kibirle suçlanabilir mi?
Başın başında, her işte müspet oluşun sistem şuurunun teşekkülünden geçtiği anlaşılmalı. Alternatifler, teklifler sistem çapında olursa kıyas edilebilir; Mac ve PC gibi… Abeküsünü PC veya Mac ile kıyas etmeye çalışanlarla olmaz bu iş. Haddini bilmeyenden korkacaksın! Başımıza ne geliyorsa bunlardan geliyor. Had bilmez şekilde, büyük laflarla konuşup, sahibi olmadıkları mânâların maliki görünerek hasta başında doktor pozları ile hastayı öldürüp öldürüp diriltiyorlar ama hâlâ hadlerini bilmeye dair bir tavır yok. Ama had biliyoruz diye rol de yapıyorlar. Gerçekten had bilmek ise, sistem çapında fikre teslim olmakla olur öncelikle.
Kısacası çok sevdiğimiz, takdir ettiğimiz söylediğimiz Necip Fazıl’ın insan ve toplum meselelerini İslâmî bir anlayışla sistem çapında ortaya koyan, sistem kuran bir ideolog olduğunu anlamamız gerekiyor öncelikle.
Salih Mirzabeyoğlu’na, bir vesileyle birisi diyor ki: “Sen Necip Fazıl’ı aşmış birisin ama hâlâ Necip Fazıl demektesin!” O da cevaben: “Mesele aşmış olup olmamak değil; O, yapılması gerekeni yaptı.”
Önce, olması, olunması gerekenin ne olduğu… Mizaca ve şartlara göre olunması gerekeni oldurmak işi olarak siyaset sonraki mevzu. İstişare de olunması gerekenin ne olduğunu bilenler ve mücerret olarak bir işin nasıl olması gerektiğinin ilmine vakıf olanlarla olabilecek bir dava. Mücerret olarak bilenlerden faydalanabilmek de ne olunacağını bilenlerin kârı…










