AKP’DE İÇ HESAPLAŞMA SÜRECİ
AK Partili Metin Külünk: Karbon ayak izi vergisi dünyayı yönetmek için ortaya atılan bir zırva
AKP içindeki Batıcı ve millîciler arasındaki mücadele her geçen gün daha da belirgin hâle geliyor. Dünya üzerinde Batı sistemi çatırdamaya başlamışken, yıkılmamak için çare arayan Batı, üzerindeki yükü işbirlikçilerine daha fazla bindirmek zorunda kalıyor. Maliye Bakanı İngiliz Mehmet’in (Şimşek) ortaya attığı “karbon ayak izi vergisi” de esasında bu cümleden ele alınması gereken emperyalist bir saldırı olarak değerlendirilmesi gereken bir mesele ve bu konu hakkında en sert tepkilerden biri AKP içinden, Metin Külünk’ten geldi.
Külünk X hesabında şunları yazdı:
Karbon ayak izi vergisi küresel elitlerin dünyayı kontrol altına almak için ortaya attığı bir zırvadır. 250 yıllık sanayileşme süreciyle karbon salınımının esas sorumlusu ABD ve gelişmiş batıdır. Bu süreçte kişi başı gelirleri 6-7 bin dolardan 60-70 bin dolara ulaşmış ve kalkınmışlardır. Bugün sanayileşme çabasına giren veya girecek olan ülkelerde bu konunun konuşulması bile abesle iştigaldir.
İslâmcı mücadelenin kazanımları üzerinden siyaset yapan AKP, bu günlere, bu kazanımları kendi mücadelesi ile elde etmiş de millete vermiş gibi yaparak gelebildi. AKP, zamanında kan ve can pahası verilen bu mücadeleye karşı olduğu, o dönem kan ve canı pahası mücadele verenleri hedef aldıkları hâlde, mücadelenin neticesi ile iktidara geldiğinde ise sanki kendi mücadele etmiş de hak veriyormuş tavrına bürünerek iktidarda kalmaya devam etti. Erdoğan, siyasi bir figür olarak, iktidarda kalma gayesinin gereğini yaptı ve kimi zaman Batı’cı, kimi zaman da millîci kadrolara yol verdi, retoriğini buna göre ayarladı ve ayarlamaya da devam etmekte. Bu süreçte eperyalizmle işbirliğini de İslâmî söylemlerle perdelemeyi başardı. Kendi iktidarda kalma gayesini ulvî değerleri istismar etmekten kaçınmayarak idealize etti.
Yeri geldi Mavi Marmara’ya sahip çıkıyor göründü, yeri geldi nas dedi, yeri geldi Büyük Doğu’yu kurmaktan bahsettiler.
Pratikte ise örtülü ya da açık Batıcı politikalar işlemeye devam etti; ediyor.
AKP Batıcılığının, Jakoben Kemalist Batıcılıktan farkı, kökten Batıcı ve jakoben dayatmacı olmayışı ve Batıcılığı İslâmî sosa bulamış olmasıdır. BU zannedilenin aksine İslâmîleşme değil, İslâma karşı gelemeyenlerin, İslâm karşısında yenilen Batıcı sistemin, jakoben dayatmacılıktan vazgeçerek, müslümanları kurbağa gibi yavaşça haşlayarak öldürme stratejilerinin gereğidir. Karşısına çıkamadıkları gücün yanında görünerek revize etme, baraj patlamasın diye biriken potansiyel gücü kanalize etme… Tıpkı Menderes, Demirel, Özal ve diğerleriyle yaptıkları gibi. Hatta 12 Eylül askerî darbesi de…
AKP içindeki millîci damar ile Batıcılık arasındaki mücadele çeşitli seviyelerde sürerek bu günlere kadar geldi. Bu damarın ne kadar millîci olduğu ayrı bahis, Batı medeniyeti çökerken artık daha açık oynamak ihtiyacı hissediyor oluşu yanında, AKP Batıcılığı da buna uyum sağlama telâşında ve millîciler de daha talî rollere çekiliyor. Buna karşı tepkiler de artıyor ve artmaya da devam edecektir. Hele ki Erdoğan sonrası için kılıçlar çoktan çekilmiş durumda.
Dünya çapında bir Doğu-Batı hesaplaşmasının şiddeti her geçen artarken, bu hesaplaşmanın bize aksetmesi ve AKP içindeki mücadeleye de tesir etmemesi düşünülemez.
Anadolu’nun tam bağımsızlığı yolunda siyaset sahnesinde tecelli eden en küçük çaplı hadiseler bile tam bağımsızlıkçı mücadele ve örgütlenmenin dikkat nazarı dışında tutulamaz.










