İSRAİL’İN LÜBNAN’A AÇTIĞI SAVAŞ VE SÜNNÎ-ŞİÎ İTTİFAKI

Alâaddin Bâki AYTEMİZ

Aksa Tufanı operasyonundan sonra İsrail’in Gazze’ye yönelik yok etme saldırısına cevaben Hizbullah da İsrail hedeflerini vurmaya başlamış ve Gazze’ye destek olma çabasına girişmişti. Neticesinde İsrail’in kuzeyinde onbinlerce işgâlci-yerleşimci bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. İbrani medyası işgal altındaki Safad kentindeki durumu şöyle aktarıyor: “Hizbullah’ın başlıca hedefi haline gelen şehir bomboş, bütün işletmeler çöküyor.” İsrail’in kuzeyinde Lübnan sınırındaki bölgelerin boşalması İsrail açısından varoluş tehdidi demekti ki, İsrail, saldırıların ağırlığını Gazze’den Hizbullah’a yöneltmek zorunda kalıyor. Bu çerçevede başlattıkları saldırıya da Şimâl Okları adını verdiler.

Teknolojik cihazları patlatarak yapılan terör saldırıları, suikast dizileri derken nihayetinde iş topyekûn savaş aşamasına kadar geldi. Netenyahu iktidarda kalabilmek için savaşmaya, savaşı devam ettirebilmek için de Amerika’nın desteğine ihtiyacı var. Yükselen Çin tehdit algılaması üzerine strateji geliştirmeye çalışan Amerika’nın, Çin’le bir sürtüşmeye girmesi hâlinde, İsrail’in Amerika’dan beklediği desteği alamayacağını bilen Netenyahu, elini çabuk tutarak cepheyi genişletmeye çalışıyor. Evet, Amerika süper bir güç ama her yere yetişecek kadar süper de değil ve her geçen gün bu süper gücün enerjisi tükeniyor. Netenyahu, bölgedeki rakiplerini Amerika ile birlikte döverlerse, Amerika’nın Çin ile olan sürtüşmesinde ancak rahat edebileceğini düşünüyor. Yok şayet bölgedeki rakipleri diri hâldeyken Amerika Çin’le savaşa tutuşursa, İsrail’in tek başına var olma şansı yok. Bir seneden bu yana Gazze’deki direnişi kıramayan İsrail’in, Yemen, Irak, Lübnan, Suriye ve İran’dan gelen darbeler karşısında ayakta kalmasının imkânı yok.

Aksa Tufanı’ndan sonra Hizbullah İsrail’de belli askerî hedefleri vuruyor, İsrail de buna cevap veriyordu. Son bir kaç gündür çatışmaların şiddeti yükseldi ve iş artık bugün savaş başladı diyebileceğimiz noktaya geldi. İsrail kendi savaşına, Şimâl Okları adını verdiğini duyurdu.

Hizbullah, kuzeydeki bölgeleri değil, İsrail’in içlerini vurmaya başladı. İsrail de Lübnan’ın başkenti Beyrut’tan Bekâ Vadisi’ne kadar binlerce bomba attı. Binlerce yaralı, yüzlerce ölü…

Direniş güçlerinin önemli bir parçası olan Hizbullah, Aksa Tufanı’na desteğe başladığı ilk günlerden beri, düzenli olarak İsrail hedeflerini vurarak ve zamanla hedef alanını genişleterek düşmanı uzun bir yıpratma savaşının içine sokmuştu.

Bugün artık Hizbullah’ın kullandığı füzeler daha çok hedeflerini bulmaya başladı. Zira İsrail’in elindeki Demir Kubbe savunma füzeleri gün geçtikçe azalıyor ve tüm saldırılara birebir cevap verme yeteneğini her geçen gün daha da kaybediyorlar. Mevcut demir kubbe sistemlerinin (36 adet) üçte biri zaten Hizbullah tarafından geçen bir sene içinde vurulmuştu…

Hizbullah’ın yapmak istediği gayet açık: Şu aşamada düşmanın üzerine kendisi gidemeyecek olduğuna göre, düşmanı üzerine çekmek ve 2006’da olduğu gibi üzerine gelen düşmanı bu defa çok daha güçlü ve hazırlıklı olarak karşılamak. Geçmişten farklı olarak bu defa İsrail, Gazze, Batı Şeria ve Lübnan üçlü ayağı arasında sıkışmış olacak.

Bu denklemde, İsrail kara saldırısına başladıktan sonra, bu saldırıda İsrail’e hesap edilen şekilde bir darbe vurulursa, Hizbullah’ın karşı kara harekâtı da başlayacaktır.

Zaman İsrail’in aleyhine işliyor, zira her geçen gün, Tel Aviv dahil İsrail’de vurulmayan nokta kalmadı… Bu durum İsrail için sürdürülebilir değil. İsrail direnişin alt yapısını yok etmek için sivil halkı katlediyor ama direnişin azmini kırmayı başaramadı. Diğer yandan kendi sosyal yapısının çok daha kırılgan olduğu ortaya çıktı.

Bu süreçte yaşanan en sürpriz gelişme ise Sünnî-Şiî ittifakının kuruluyor olması… İsrail’in vahşeti o dereceye ulaştı ki, bu vahşet karşısında aradaki ihtilâfların giderilmesi zaruret oldu. Bu çerçevede Taliban, İsrail’e karşı savaşçı gönderebilmek için İran’a müracaatta bulunmuştu. Yemen’den de savaşçıların Lübnan’a geçtiği yolunda haberler gelmekteydi. Sünnî-Şiî ittifakı Kut’ül Amare’de olduğu gibi, büyük zaferlerin kapısını açacaktır.

Batı işbirlikçisi AKP iktidarı da bu süreçte daha bir köşeye sıkışacak… Hadiseler, Türkiye’yi tarihi misyonunu yerine getirmeye zorlarken, hadiselerin bu zorlaması karşısında ya AKP bu iradeye boyun eğecek veya tasfiye olacak. Batı’nın dekadansına karşılık Doğu’nun yükselişi… Hadiseler bu kadar büyük bir tarihî dönüşüme işaret ederken, AKP hâlâ bu dönüşümü kavrayamamış olmanın verdiği çapsızlıkla küçük hesaplar peşinde koşmaya devam ediyor. Dünyaya sunulacak yepyeni fikirlerle Doğu ve İslâm âlemini lideri olma potansiyeli varken, fikirsizliğin getirdiği çırpınışlarla günü kurtarma, koltuğu kaybetmeme telâşesinden öteye gitmeyen şeylerle -sivil anayasa gibi- zaman tüketmeye devam ediyorlar…

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.