HAY BİN YAKZAN VE YABANÎ ÇOCUKLAR – 12

Levent AKINCI (*)

Eski bir yazımızdan kısa bir nakille devam edelim:

Akıl, gaye değil vasıtadır. Akıllıyız çünkü nakle tâbiyiz. Akılcılar ise akılsızdır. Ve beşer ürünü olan bilim, vahye benzemez, değişkendir, oynaktır.

Meselâ Mısır hiyerogliflerini tek taraflı okursan, bilim, sana “Kadeş savaşlarında Mısır Hitit’i yendi, veya savaş başa baş geçti”, der; oysa Hitit tarafındaki kayıtlar ve vak’a farklı şeyler söylemektedir. Ramses, -hiç de- duvarlara, bültenlere yazdırdığı gibi bir şanlı zafer elde etmemiş, adeta canını zor kurtarmıştır, ve sürecin sonunda Suriye’de Amka ve Amurru Hitit’in kontrolünde kalmıştır. Eski Mısır, tarih kaydında en güvenilmez medeniyettir.

Bilimperestler, dün, önce yerleşik hayat ve medeniyet başladı, din sonra türedi derler, ve kaba taş devri, yontma taş devri, cilâlı taş devri vs cilâlı lâflarla tarih şeridi ve tarih öncesi zaman şeridi oluştururlar, sonra bir Göbeklitepe ve Karahantepe bulunur, bütün tarih öncesi devir tezleri patlar. Zorlarına gide gide, “aa, ilkel dediğimiz insanlar o kadar da ilkel değilmiş”, demek durumunda kalırlar.

Her keşifte ödü patlayanlar, “hikmetinden sual olunmaz” diyen imânlı insanlar değildir, her keşifte hop oturup hop kalkanlar bilimperestlerdir. Sürekli yap boz, sil baştan yapmak zorunda kalıyorlar ve dinsiz ideolojileri afallıyor çünkü.

Bilim, dün sana, ışık dalgadır der, sonra tanecik, sonra her ikisidir der. Dün sana kütleden bahseder, bu gün, kütle ne yav her şey enerji der.

Dün Newton yasaları derler, evrenin her yerinde yasa aynıdır derler, bu gün yok yav mikro alemde atom altında farklı; orta alemde, dünyada yani insan hayatında farklı; makro alemde galaksilerde farklı yasalar varmış, quantum mekaniği, falan teori filan teori der dururlar. Daha doğrusu, durmazlar, tabiatı gereği daha da farklı teoriler çıkıyor ve çıkacaktır. Kötülemek değil burda yaptığım, durum tasviri. Bu işin doğası bu. Hem bilim değişken, oynak. Hem beşer şaşar demişler. Nice ünlü akademisyenin, bilim adamının bazen ünlü bir makalesini geri çektiğini, makaleye tekzib ve düzeltmeler yapıldığını görüyoruz zaman zaman.

Bilim dün beyin; cenin, doğum ve gelişim yıllarından sonra yetişkinlikte sabitlenir artık daha değişmez der, bu gün hayır öyle değilmiş ya, nöroplastisite ve nörojenez diye bir hakikat var derler.

Bilim değişkendir ve yanıltır. Hele de din düşmanı ideolojilerin esiri olunca. Dün Lgtbi sapkınlık ve hastalık der, fazla değil kırk elli sene sonra ağız değiştirir. Ne oldu dersin, son kırk elli senede ne gelişti, mesela olmayan eşcinsellik geni falan mı keşfedildi? Hayır. Mesele ideolojiktir. Dediğimiz gibi, bir kısım psikiyatri ve psikoloji ve Pdr çevreleri, DSÖ denen çete ve DSM’ci şebekelerin parmağında oynar daima. Saf Anadolu çocuğu da bazen yutar bu zokaları maalesef.

Bu arada, her fırsatta “gökten indiğini sandığınız kitapların dogmalarını bırakın, bilimi dinleyin” diyen lâiklere söyleyin:

Birincisi, biz Kur’ân’ın kul uydurması olmayıp, en şerefli kula Allah katından inzal olduğunu, zannetmiyor, buna imân ediyoruz. Şüphe zan, ve imân. Bu mefhumlar arasındaki farkı başka makalelerimizde vicdan ve akıl sahiplerine hitaben anlattık. Ve dindarlık bir dogmatizm değildir. Ve biz ne septisistiz ne de dogmatikiz, ne skolastikiz ne de seküleriz, ne kinikiz ne de kireneyiz, ne epikürcüyüz ne de stoacıyız, ne skolastik ruhban gibiyiz ne de hevâya, keyfe göre bir tanrı arayan ve böylece kendi sözde tanrılığını ilân eden Spinoza salağı gibiyiz! Bizi bizden dinle önce! Neyse, şimdi burada konuyu dağıtıp uzatmayacağız. İkinci olarak; bilime ve doğrudan bilimden, fenden, hayattan ilham alarak devlet yönetme şekillerine, rejim, ve parti programlarına dönersek;

Bilimle, mesela yazılım, elektronik ve mühendislik ile vs, silâh yapılır; ama o silâhın kime çevrilip kime doğrultulmayacağı vahiy ışığında belirlenir. Kimi vurursan cani bir katil, kimi vurursan kahraman olacağını din ile biliriz.

Bilim, meselâ tıp, zigotun oluşumunu izâh eder; ama hangi ilişkinin temiz ve helâl hangisinin çirkin haram olduğu vahiyle bilinir. Sözgelimi hamile kaldın, çocuk yaptın ama ilişkin nikâhlı mı idi zina mı idi, veya sapık bir ilişkiden mi, mesela süt kardeşinden mi yoksa el oğlundan helâl, normal bir evlilikten mi vs, burası bilimi ilgilendirmez. Örnekler çoğaltılabilir.

Bilim, meselâ iktisadî bilimler, nasıl daha fazla kâr edileceğini bildirir; ama hangi tür kârın sömürü ve zulüm, hangisinin adil ve hak olduğu vahiy ışığında bilinir. Her kazancın her zaman hak ve helâl olmadığını vahiyle biliriz ancak.

Kısacası bilime fenne göre bir devlet idare şekli yoktur! Kendi ellerimizle yaptığımız bilim bir amaç ve put olmamalı; o sadece bir araçtır, eşrefi mahlûk olan insanın hizmetinde bir vasıtadır, o kadar!

Bilim de, örf de, sanat da; din ile terbiye edilerek istifade edilmelidir.

Bir çok makalemizde de isbat ve izâh ettiğimiz gibi; ahlâk ve hukuk bilimsel değildir! Bilimle, mantıkla ilgisi yoktur bunların! Ahlâk ve hukuk ya Hakk’a Şeriat’a dayandırılır; ya da halka, yaratılmışlara. Kul uydurması hükümler batıldır, ve onları icat ve icra edenlere Kur’ân, tağut, yani kâfirin önde gideni der.

Hatta “Tağuta muhakeme olmak isterler, oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardı” diye buyrulan âyette bahsi geçen tağut, Medine’deki haham idi ve davalara muharref Tevrat ile hüküm veriyordu. Yani semavî kitabın bile beşer eli değmiş olanı tağutî hükümler oluyorsa, ya tamamen beşer uydurması olan kurallar nicedir?

Nakil burada bitti…

Bilim hakkında şunu da eklemek isterim; meselâ İmam Gazalî’nin tebabet ve hisab gibi ulûm-i fenniyye yani pozitif bilimler hakkında “farzı kifâyedir” dediğini de sık sık belirttiğimi, makalelerimi okuyanlar bilir. Bilimle bir derdimiz yok. Bilim bazen bir bıçak gibidir, neyi niye kestiğine göre değişir durumu. Bakınız, yazıda bir sürü dipnot vermişim, dini, fikri bambaşka, hatta bazısı din düşmanı çeşit çeşit uzman ve araştırmacı var. İstifade edilebilir her yerden ve herkesten istifade ettiğimi buradan bile anlayabilirsiniz. Bilim beni âdemi ve âlemi inceler, ve haklı hakikatli verilerini nerede bulursak alırız. O hakikat artık bizimdir ve dillendirmeye en lâyık olan da biz müminlerizdir. Çünkü bilim adamı keşfeder, yoktan yaratmaz. Mülk Allah’ın mülkü, şe’n O’nun şe’ni. Ama bazı heva veya ideoloji esiri bilim adamları taraflıdır. Şeytanın hizbi şeytanın tarafı. Uydurabiliyor, veya hakikati tahrif edebiliyor, kesinliği olmayan verileri kesinmiş gibi gösterebiliyor, kesin olanları da yalan yanlış yorumlayabiliyor. Problemimiz bilimle değil, bunlarla.

(*) Psikolojik Danışman & Tarihçi

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin