ULVÎ SANATLAR
Burhan Halit KOŞAN
Her birimiz, atlıkarıncanın etrafında dönen haylaz afacanların mutluluğunu yaşıyoruz. İngiliz manda yönetimi altında yaşamamıza rağmen, sömürü ekonomisiyle paramızın gasp edilmesine rağmen, tarihimizin talan edilmesine ve lisânımızın yozlaştırılmasına rağmen, mukaddes değerlerimizin çiğnenmesi ve aziz Türk milletinin erdemlerinin horlanmasına rağmen, atlıkarıncanın etrafında dönen haylaz afacanların mutluluğunu yaşıyoruz.
Her birimiz, pamuk şekerini avuçlayan masum çocukların şen kahkahasıyla yaşıyoruz. Mutlak olanı ve izafî olanı, güzel olanı ve yararlı olanı, gerçek olanı ve gerçek olmayanı, fotoğraf karesi ve bulut veya duman olanı karıştırıyoruz. Aynı zamanda mevcut olanı ve olması gerekeni, stratejik olanı ve taktik olanı, estetik olanı ve dikkat çekici olanı, diyalektik olanı ve aykırı olanı, bâkî olanı ve fanî olanı bulamaç edip karıştırmamıza rağmen, pamuk şekerini avuçlayan masum çocukların şen kahkahasıyla yaşıyoruz.
Agora yerine asfalt kaldırımlarında topaç çeviren sivilceli ergen, cehaletini pis pis sırıtarak saklamaya çalışan bunak ve şeytandan sufle alan ahmak, bu dillendirdiklerimden dolayı üzülmekten mazursun. Aynı zamanda hüzünden, yas tutmaktan, matem bağlamaktan ve gıdım gıdım gam içmekten mazursun. Öfkeni
bilemekten, hınçla kuşanmaktan ve aziz Türk milletine asimilasyon uygulayan mücrim Cumhuriyete karşı direniş hazırlıklarından da mazursun. Ben, Allah’ın mesuliyetten azade kıldığı ve Araf ile müjdeledikleri hakkında kem söz söyleyip, Rabbe isyan edemem. Benim sözlerim, şuur sahiplerinedir. Sözlerim, iflâhı kesilse de asla ve kata ıslah olmayan vicdan sahiplerinedir.
Evet, vicdanının sesine kulak verenleri, iblisin fısıldadığı yasa, kanun, kararname, genelge ve tüzük maddeleri ıslah edemez. İflâhı kesilse de kesinlikle ve kesinlikle ıslah olmayanlar, selâm sizlere. Kepçe kepçe neşe dağıttığı hâlde, maşrapayla efkâr içen, gam mayalayan, yudum, yudum hüzün çeken ve sudan köprü inşa eden Sarı Saltuk’a bin selâm olsun!
Hakikatin ve gerçeğin farkında olan vicdan sahiplerinin ayak izlerini adım adım takip eden bizler de yararlının değil, güzelin peşinde, kanuna uygun olanın değil, ahlâk prensiplerine mutabık olanların ardı sıra yürümeye mecbur ve mahkûmuz. Ve gerçek, cennetin kalıntısı olan hatıralarımızı yaşatan ve bağlantımızı sağlayan Selçuklu gibi azametli bir devletin tebâası olmadığımız için tarihimiz kuruyor, lisânımız kuruyor, iliğimiz kuruyor ve kanımızın kurumasıyla kemiklerimiz eriyor. Ve mücrim Cumhuriyet, umut ağacımızı çürütmek, ümit dağlarımızı çökertmek için hangi kanunu, hangi kanun hükmündeki kararnameyi çıkarırsa çıkarsın, umudumuzu kaybetmedik, Allah var, Allah var…
Adalet, ahlâkın yakışıklı çehresi, cennet ehlinin libasıdır. ‘’Mutlak’’ olan ayetler ile Ol Resûl haricindeki her bir hususta bir izafiyetin bulunduğunun farkındayız. Yani, gerçek olanla gerçek olmayan arasında, doğru zannettiğimizle yanlış zannettiğimiz arasında da kesin ayırımlar yoktur. Bir şey, mutlak doğru ya da mutlak yanlış değildir, hem doğru, hem yanlış olabilir. Müsaadeniz olursa eşyadaki izdüşümlerine değinmeyi tehir edip, zihniyetimizin omurgasını oluşturan ‘’güzel’’ kavramına ve ‘’güzel’’ ile aynı zannedilen ‘’faydalı ve yararlı’’ kelimelerinin endeksine odaklanalım.
‘’Güzel’’ temelli her bir şeyin ‘’mutlak’’ temeline dayandığını ve iffet ifadesinin otağı içinde olduğunu söyleyebilirim. Aynı zamanda ‘’güzel’’ temeline dayanan her bir niyetin, amelin, düşüncenin, tefekkürün, duygunun, yürümenin, dinlenmenin, çalışmanın ve uyumanın bir sevaba karşılık geldiğini ve hem yararlı hem faydalı olduğunu belirtmeliyim. ‘’Güzel’’ olgusu için entegrasyon, koordinasyon ve fikir berraklığı şarttır. Savaş sanatları ve iffetli edebiyat gibi ulvi sanat alanlarının da ‘’güzel’’ ağacının birer yemişleri olduğunu söyleyebilirim.
Ahalimizin ‘’güzel’’ anlayışıyla aynı zannettiği, ‘’faydalı ve yararlı’’ olgusunun ise tamamen farklı olduğunu ve kategorileştirilmesi gerektiğini söyleyebilirim. Kendi içinde ‘’güzel’’ olana yönelen ‘’faydalı ve yararlı’’ olanlar bulunduğu gibi, çirkin olana, süfli olana yönelen ‘’faydalı ve yararlı’’ zararlıların da bulunduğunu belirtmeliyim.
Tıp ilminde kullanılan narkoz-afyon türü maddeler ‘’faydalı ve yararlı’’ olduğu için ‘’güzel’’ otobanına yönelmenin aracısı iken, aynı maddelerin narkotik işlerinde kullanılması halinde ise ‘’faydalı ve yararlı’’ zararlılarının içinde değerlendirmemiz gerektiğini söylemeye bile hacet olmasa gerek. İkinci numune örneğimizi de bu çağın nassı olan alandan verelim.
Kapitalizmin hükümranlığındaki sanayi toplumlarında siyasî düzenden bahsedilmeksizin bilgi tekeline sahip olunamayacağı gibi, her bir işçi de yaptığı işin tamamına hâkim değildir. Hani demem o ki, sanayi toplumlarında fragmantasyon, yani işin öğrenilmemesi için çok kişiye dağıtarak yaptırma usûlü olduğundan dolayı, her bir işçi yaptığı işin tamamını asla ve kata algılayamaz. Bu sebeple, bir işin tamamına hâkim olamayan işçi, parçayı yapan işçi olur, sanatkâr olmaz.
Değer parçalarda değil, bütündedir. İnsanları, marifetini sergileyebileceği ve bütüne hâkim olabileceği bir alandan mahrum bırakıp, parça işlemeye mecbur bırakmak, her bir insanı beyhudeliğin törpülemesine terk etmektir. Hani demem o ki, insanları, bütüncül olandan, kalıcı olandan mahrum bırakmak, parçanın esiri olan insanların zamanla hasta olmaya, köksüz kalmalarına ve köleleşmeye sürükler. Kölelerin ektiği buğday değildir, biçtiği arpa değildir ve bıraktıkları miras da hiçtir… Yokluğun sürüklediği hiçliğin girdabında boğulmamak için, ‘’güzel’’ ile yürüyelim, Sarı Saltuk ile MİRZABEYOĞLU’NUN Allah’ına kul olalım, kurtuluşa ermemiz kati ve kesindir…










