FRANKFURT OKULU
Oğuz BEKDEŞ
Frankfurt Okulu, Marksizm’in bir yan dalı olarak tebarüz etmiştir… Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra işçi sınıfının dünya çapında ayaklanıp mevcut hükümeti-rejimi bir kenara iterek komünist bir rejim kurulacağını beklemiştir. Bu gerçekleşmeyince, işçinin rejime sadakatini koruyan ve (varsayılan) baskı karşısında Marksizm’i kurma (varsayılan) dürtülerini etkisizleştiren şeyin millî kültüre-geleneğe ait unsurlar olduğuna karar vermiştir.
Bu sebeble, Frankfurt Okulu, komünizme engel olan millî kültürleri ortadan kaldırmaya azmetti. Bu, Frankfurt Okulu’nun teşvik ettiği aşırı bireyselciliğin temelidir. Transgenderizm buna mükemmel bir örnektir. Erkekler ve kadınlar hakkındaki kültürel klişeleri ortadan kaldırın; kadınların, tuvaletler veya soyunma odaları gibi güvenli yerlerde sahip oldukları mahremiyet duygusunu ortadan kaldırın. Farklı cinsiyet rollerine dayanan tüm kültürü geçersiz kılın. Artık kültür kalmadığında, Marksizm için yol temizlenir.
Ortak bir kültür içinde bireyin rolü, kültürün bir parçası olarak şekillenir. Bireyler homojen bir kültüre sahip ortak bir topluluktaysa en mutlu ve en üretken oldukları zamandır. Bir kültürün üstün veya aşağı olduğunu iddia etmeden; sadece bireylerin kendilerine tanıdık homojen bir ortamda daha iyi performans gösterdiğini söyleyebiliriz.
Frankfurt Okulu, herhangi bir ortak kültürü ortadan kaldırmak ve bireyleri ortak bir referans grubundan ayırmak istiyor. Bununla aslî hedefleri haline gelen bir noktaya mı evrildiklerini veya hâlâ Marksist bir sistemi kabul etme gibi daha ileri bir hedefleri olup olmadığını bilmiyorum.










