ABD BÜYÜKELÇİLİĞİ AÇIKLAMASININ HATIRLATTIKLARI
Türkiye’deki ABD Büyükelçiliği’nin ve Trump Hükümeti tarafından yeni atanan Büyükelçi Tom Barrack’ın sosyal medya hesaplarından yayınlanmış olan açıklama-beyanat-deklarasyon(*), bana çeşitli sebeplerden ötürü hiç de şaşırtıcı (ve benzer anlamda ilginç enteresan ve garip) gelmedi…
Neden?
Birincisi; bir bakımdan ABD’nin bu husustaki siyasi çizgisi makro ölçekte tutarlı bile sayılabilir. Zira Açıklamada belirtilen ve doğrudan Osmanlı Devletinin tasfiyesine mâtuf hususlarda, tasfiye ve anlaşma görüşmelerine davet edilmesine rağmen gözlemlemiş olmakla beraber taraf olarak katılmamış, sonuçta da o günkü şartlarda ortaya çıkan Lozan Antlaşmasını imzalamamış, kabul etmemiş hattâ karşı duruş göstermiş olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla, böyle bir siyasi tavırla bugün deklare edilen hususlar birlikte değerlendirildiğinde aralarında bir tutarsızlık ve çelişki olmadığı gibi bilakis -somut ifade çerçevesinde tarihi çizgideki yanlışlıklar ve dersleri içerir bir farkla- uygunluk olduğu görülmektedir, diyebiliriz.
Bir ikinci sebep -ki güncele dair olarak-; SSCB’nin yıkılması ve akabinde kendini dünyanın tek hâkimi ilan ederek NATO ve diğer ülkeleri de peşine takarak oluşturduğu koalisyonla bölgemizde evvela 1991’de Irak’a yönelik başlattığı saldırı ve bugüne gelinen süreçlerde, kendi bakımlarından dünyanın geri kalanında hegemonya ve kontrolü nasıl ne şekilde sağlayacakları hususlarında üretilen düşüncelerden, ortaya konulan farklı perspektiflerden, analiz ve tartışmalardan aşina olmamız dolayısıyladır.
(Ne tesadüftür ki genelinin yahudi olduğu görülen isimlerce) Amerika’da yürütülen ve ortaya konulan ‘think-tank’ faaliyetleri ve düşünce ürünlerinde kendileri ve menfaatlerince bu konularda çok çeşitli olasılıklar senaryolar tahminler ve tespitler ortaya konulmuş bulunmaktadır.
Nitekim, bu hususları ihtiva eden eserlerden özellikle ülkemiz hakkında ve Türkiye’yi merkeze almakla birlikte bütün Ortadoğu coğrafyası hakkındaki Graham Fuller’in Yeni Türkiye Cumhuriyeti –Yükselen Bölgesel Aktör- adlı kitabını ve başkaca kitapları konu edip değerlendirmekle beraber daha ziyade kendi düşünce değerlendirme ve bakış açımızı ortaya koymaya çalıştığım ve başlığındaki ‘Türkiye Lider Ülke Olabilir mi?’ sorusunu ele almaya çalıştığım 2012 tarihli 2 yazı dolayısıyla da ABD Büyükelçiliği’nin mezkür beyanatının hiç de şaşırtıcı olmadığını söylemeliyim. Ki şu yazılar:
- https://adimlardergisi.com/2017/07/04/turkiye-lider-ulke-olabilir-mi-i-av-zafer-sahin/
- https://adimlardergisi.com/2017/07/07/turkiye-lider-ulke-olabilir-mi-ii/
Benim için garip ve enteresan olan şeyler ise misal yıllardır şu malum yaşanılan süreçler; Irak’ı Afganistan’ı Yemen’i Somali’yi vs. geçtik, Libya’nın yıkılması, 2011’den beri Suriye’nin çökertilmesi, parçalanması, iyi-kötü var olan bir bütün devlet düzeninin yıkılması, halkının perişan vaziyeti, İsrail’e karşı konuşlu yıkılan rejim yerine yeni kurulmaya çalışılanın İsrail’e angajmanı, müttefikliği, finans-kapitale muhtaçlığı, ev ödevleri, İsrail’in Suriye alt yapısını yüzlerce hava saldırısıyla imha etmesi ve doğrudan toprak işgalleri vs…
Dolayısıyla bu konuyla ilgili benim için şaşırtıcı garip ve enteresan olan bir şey varsa; bu, ABD Büyükelçiliği’nin: ‘Batı, bir asır önce haritalar, manda yönetimleri, çizilmiş sınırlar ve yabancı yönetimler dayattı. Sykes-Picot, Suriye’yi ve daha geniş bir bölgeyi barış için değil emperyal kazanç için böldü. Bu hata nesillere mal oldu.’ vd. ifadelerindeki sureten fevkalade somut ve isabetli, doğru tespit ve itirafları değil; kendi ülkemizin, Türkiye’nin, yukarıda belirtilen malum süreçlerdeki rolleri olsun, içerideki kendi siyasi, hukuki, ekonomik, sosyal vs. durumu olsun; bütün potansiyeline rağmen nasıl olup da ‘böyle’ olabildiği ve nasıl olup da ‘olması gerekeni’ olamadığı noktasındadır.
Av. Zafer ŞAHİN – ADIMLAR
(*) – İlgili açıklama:











