DİRENİŞ DUASI
Burhan Halit KOŞAN
ABD, Avrupa ülkeleri ve meclisindeki milletvekillerine “şehitlerin bacılarını iğfal, şehitlerin hanımlarına tecavüz etme” özgürlüğü veren malûm devletin anayasasında Tevrat’a aykırı bir tane madde var mı?
Birleşmiş Milletler üyesi olan her bir ülkenin anayasasının ve kanununun Tevrat’la uyumlu olduğunu söyleyebilirim. Aynı şekilde yönetici kliklerinin de MOSSAD üzerinden Tel-Aviv emrinde hareket etmek üzere hazır kıta beklediğini unutmayalım. Hemen hemen her bir ülkenin ordu, emniyet ve istihbarat kurumlarının Yahudilerin emrine amade olduğunu ve kendi halklarına ateş açmak üzerine dizayn edildiğini söyleyebilirim.
Filosemitizm (Yahudi sever) çetelerin, ister yerel ister küresel mânâda laiklerin, tarikatların, cemaatlerin ve her bir partinin içinde nüve yaptığı malum. Özelikle ve özellikle Türkiye’deki Filosemitizm -Yahudi severlerin hızla büyüyen azılı Türk düşmanlıklarını, Batı ile uzak Batı’nın vicdanlı insanlarını da hor görecek derecedeki nefretleriyle birlikte bu çete politikalarını, bu ihanetlerini, Batı, uzak Batı ve uzak doğu ülkelerine ihraç etmekle meşgûl olduklarını ifşa edeyim. Hani demem o ki, müesses nizâmın kural koyucuları ve hâlen daha erk makamlarını işgâl altında tutan Yahudi sever çetelerle mücadele edebilmemizin tek yolu, yerel olduğu kadar küresel direniş yapılarıyla da birlikte hareket etmekten geçer. “Birlikte rahmet vardır!”
Onların silahları; bizim sayılarımız, harflerimiz ve kelimelerimiz var. Onların devletleri, hükümetleri, çeteleri ve tetikçileri; bizim yetimlerimiz, öksüzlerimiz ve yüreği mahzun dullarımız var. Onların bankaları, kalantor iş adamları ile holdingleri; bizim alın terimiz, emeğimiz ve mazlumlarımız var. Onların akılları kıt ve zekâları sığ olsa da her köşe başını tutan janjanlı akademisyenleri, mokasenleri tozlanmayan diplomatları var. Bizim suskunluk orucuna giren entelektüellerimiz, yarası kabul tutmayan aydınlarımız var. Onların hisse senetleri, bonoları ve tahvil lotları var; bizim Allah’a ahdimiz ve Kumandan’a sözümüz var!
Konuşuyorsanız, direnişi desteklemek için konuşun. Yazıyorsanız, direnişi büyütmek için yazın. İster yerel ister küresel soykırımlara karşı direnebilmemizin ve kazanabilmemizin biricik yolu, hem birleşmekten hem direnmekten geçiyor… “Ayrılıkta azap vardır!”
Direnişe rağmen sessiz ve sakin kalmak, ayrıntılı makaleler ve detaylı raporlar hazırlamak, “diplomasi” girişimleri, küresel bürokratik görüşmelerin her biri Gazze’de işlenen soykırım suçunu doğallaştırıyor ve sağlamlaştırıyor. Direnişi düşünmeli, konuşmalı, solumalı ve karınca kararınca harekete geçmeliyiz. Kaybedecek zamanımız yok. Zaman eriyor, vakit daralıyor, saniye kovalarını taşıyan küheylânlar ölüyor ve saat çok geç oluyor.
Direniş, taarruzla olur. Direniş, kötülüğün ve çirkef Siyonizm’in püskürtülmesi, Yahudilerin imhası ile olur. Direniş, üniversiteleri ve hariciyeyi ele geçiren İsrail bağlantılı aileleri afişe etmekle olur. Direniş, Faşizmi alçaltmakla olur. Direniş, Yahudilerin icat ettiği Liberalizmi, Kapitalizmi, Marksizm’i, hümanizmi ve realizm gibi batıl ucubeleri alçaltmakla olur. Direniş, mide bulandıran Yahudilerin gündemini engellemek, dillendirdikleri her bir görüşü bloke etmek ve abluka altına almakla olur. Direniş, Gazze ve Kudüs sokaklarında kafalarını kesemediği çocukları açlıkla öldürmeye çalışan Yahudilere karşı çıkmakla olur. Direniş, insanlığın vicdanını temsil eden tarafımızı büyütmek ve saflarımızı genişletmek, Filosemitizm-Yahudi severleri azaltmakla olur. Direniş, ilham verici vizyon eşliğinde şah çekebilmenin ve mat edebilmenin hamlelerini hazırlamakla olur. Direniş duadır, en güzel dua sefere çıkmakla olur. Ve bizler zaferle değil, mücadele etmekle mükellefiz.
Narsizmin vücut bulduğu Yahudiler, günâhı, ahlâksızlığı, rezilliği, kepazeliği, pespayeliği iğrençliği ve rezilliği çok çok geride bıraktılar. Yeryüzündeki vicdan sahibi her bir insanın midesini bulandırıyorlar. Canice cürümleri, faili oldukları düzenbazlıklarıyla cehennemden beslendikleri çukura ulaştılar. Bizler, ahlâk pusulası ile yönünü tayin eden ve bu prensibe göre hareket etmeye çabalayan insanlarız. Siyonizm konusunda, yani yeryüzünde daha fazla katliamı, daha fazla cinayeti körükleyen Siyonizm hastalığına çare bulmak için, ister Batı dünyasının mihenk taşı olan Roma İmparatorluğu’nun bilge insanlarının görüşlerinin, ister geleneksel mezheplerinin görüşlerine göre hüküm verilmesine razıyız.
Yeryüzünde müesses nizâma tâbi her bir devletin Filistinlilere yardım etmek, hayatlarını iyileştirmek ve can güvenlikleriyle ilgilenmediğini, asıl maksatlarının onları kontrol etmek üzerine olduğunun farkındayız. Hani demem o ki, dünya Filistinlilere yardımla ilgilenmiyor, onları kontrol etmekle ilgileniyor. Ölümcül bir şekilde yıkıcı ve harap edici bir rol oynayan Siyonizm karşısında Türkiye başta olmak üzere Rusya, İran ve Çin’in başvurabilecekleri bir merci olmadığı gibi, ilham aldıkları fikir mihrakları da yoktur. Bu husustan kısmî olarak Rusya’yı muaf tutabiliriz. Rusya, Çar yanlıları ve Dugin tesirindeki aydınları fikir değil, karşı görüş üretme metabolizmaları olsa da taarruzdan ziyade savunma refleksiyle hareket ettikleri kanaatindeyim. Filozofların cevapları çözüm getiriyor mu?
Peki, biz ne istiyoruz?
Mukaddes İhtiyar’ın ayak izlerini takip etmek için çırpınan bizler, bakire Meryem annemizin emaneti olan Hazreti İsa ne istediyse, biz de aynısını istiyoruz. Balıkçı Petrus ne istediyse, bizde aynısını istiyoruz. İsa Resûlullah, Kudüs meydanı ve pazar yerinde Yahudiler için ne söylediyse biz inandık ve imân ettik. Ya Müntakîm! Ya Müntakiîm! İsa Resûl’e eziyet eden ve Balıkçı Petrus’u korkutmak için yapmadıkları ezayı ve cefayı bırakmayan Yahudilere karşı, bizi intikamına memur eyle!
Peki, biz ne istiyoruz?
Allah şahit, bizler, Batı ekseninin mihenk taşı olan Roma İmparatorluğu’nun bilge çocuğu Tacitus, Seneca, Celcus ve Cicero’nun Yahudiler hakkında ifade ettiklerinin aynısını istiyoruz. Bu modern çağın kapkaranlık yüzünü aydınlatan Rene Guenon (Allah rahmet eylesin), çingenelerin entelektüeli Cieron ve İtalyan vatandaşı olmaktan ziyade Roma’nın yurttaşı olmaya yakın Julius Evola’nın Yahudiler ile alâkalı görüş ve ifadelerinin bilinmesine ve beklentilerinin karşılanmasına de razıyız. Fırıldaklığın, kaosun ve küresel kargaşalığın profili olan Yahudi, sen tam bir düzenbazsın, İsa Resûlullah bile yaptıklarını affetmeyecek!
“Şimdi, evet şimdi, yarın değil, hemen şimdi!” prensibimizle Gazze başta olmak üzere Delhi ve Keşmir beldelerimiz ile bu kentlerde yaşayan kardeşlerimize yapılanları derinlemesine düşünelim ve Roma’nın bilginlerine kulak verelim.
Tacitus, bilge Tacitus: ”Yeryüzü sakinleri iki sınıfa ayrılır: Yahudi olanlar ve olmayanlar” tespiti ile “Yahudiler itlaf edilmelidir”…
Seneca, bilge Seneca, Neron’un çocukluğundan itibaren hocalığını yapmasına rağmen, belki de tek adam edemediği bu talebesinin imparator olduğu dönemde de danışmanlığını yapmaya mecbur bırakıldı. Ve bilge Senaca, İmparator Neron’un hışmına uğramadan önce yaptığı “Yahudiler, çocuklarıyla birlikte öldürülmeli”…
Hemen hemen insanlığın ortak ittifakıyla hitabet sanatının kalburüstü üstatlarından kabul edilen Cicero ile Roma İmparatorluğu’nun akıl küplerinden biri olan Celcus: “Yahudi soyu tamamen ortadan kaldırılmalı” görüşünde müşterekler…
İnsanlığın kangreni olan Yahudilerin, siyasî ve ekonomik tedhiş ve terör faaliyetleriyle her bir insanı dumura uğrattığını, yeryüzünün her bir metrekaresine de fitne, fesat, fücur, faili meçhûl cinayet tohumları ektiğini görmemek için kör olmak lâzım. Clausewitz gibi bir harp sanatları uzmanının ve Batı yakasındaki aklı başındakilerin “tırmanma” adını verdiği güçlü bir aksiyon Gazze ve Keşmir kentlerimizde uygulanan soykırımın gidişatını değiştirebilir, güç haritasının yeniden çizebilir ve mazlum insanların hayatlarını kurtarabilir.
Clausewitz: “Dünyada tırmanışın gerekli ve tek seçenek olduğu durumlar var.” Tespitindeki gerçeklikle yerden göğe kadar haklıdır. Yahudiler, yeryüzünü Gazze üzerinden yıkıma ve insanlığı ölüme sürüklediği bu süreçte çaresiz kalan fertlerin ve toplumların “tırmanma” fiilinin failleri olmaktan başka bir alternatifleri var mı?
Atalarımızın büyüklükleri cesaretin çok çok ötesine uzanıyordu. Kalplerindeki kararlılık ve adanmışlık, başkalarının neden kendilerine katılmadıklarını sorgulamak yerine ideallerini takip etmenin közleriyle yanıyordu. Bugün karşılaştığımız birçok zorluklara rağmen, Türk olarak kalabilmemizin yadırgandığı bir çağda soluklandığımızın farkındayız. Atalarımızın çok daha korkutucu şartlarda inançlarına tutunduklarını ve bugünümüzü teminat altına almak için direndiklerinin ve aksiyona geçtiklerinin de farkındayız. Hani demem o ki, direniş işe yarar, güç göstermek ve aksiyon çok daha fazla işe yarar. Direniş işe yarar, işgâlcilere bedel ödetmek daha fazla işe yarar. Evet, ahlâkî bir amacı olan mini minnacık gücümüzün de görkemli zaferlerin davetiyesi olduğunu unutmayalım.
Kim var, kim yok bilmesem de Allah var. İsa Resûl’ün Rabbi, Balıkçı Petrus’un Allah’ı sana sığınıyorum. Kahrından ve azabından kaçıyor, merhametine ve yüce affına sığınıyorum. İsa Resûl’ün Rabbi, mülkün tek sahibi sensin; kalpleri hüzünlü Keşmir kızlarının yüzü suyu hürmetine, imtihan vakti sabır gömleği, zafer bahşettiğinde tevazuu elbisesi giyenlerden olmamızı nasip eyle. Balıkçı Petrus’un Allah’ı, mülkün tek sahibi sensin; Gazze’de direnen akıncıların yüzü suyu hürmetine, kalemi bırakıp, dövüşmemiz gerektiği zaman yüreğimizin cesaretli, parmaklarımızın maharetli ve gözbebeklerimizin berrak olmasını nasip eyle.
İsa Resûl’ün Rabbi, Balıkçı Petrus’un Allah’ı, mülkün tek sahibi sensin; tarihle titreyen Kudüs’ün ihtiyaç duyduğu siyasî nezaket, diplomatik zarafet, erdem, hoşgörü ve fedakârlık mevhibeleriyle rızıklanmamızı nasip eyle. Nasip eyle ki, 1071 yılında Kudüs’ü fetheden Atsız Atamız gibi, yine vatanımıza kavuşalım ve Ömer Camiînde secdeye varabilenlerden olmamızı nasip eyle…










