NÂMIN İNSİN ÜSKÜDAR’A BATAKÇI

Levent AKINCI 

Hemşehrim Bayburtlu şair Celâli’nin (Öl 1915) Batakçı Destanı adlı şiirindeki Batakçı, bir insan tipini temsil eder. Sahtekâr, dolandırıcı bir tip. Batakçı zaten dilimizde geri vermemek üzere borç alan ve işi gücü hileyle insanların parasını almak ve batırmak olan kişi demektir. Şiir uzundur ve azıcık da küfürlüdür. Bu yüzden sadece konumuzla ilgili iki dörtlüğü nakledeceğim:

Şüphelidir Batakçı’nın imânı
Arpanın gözüne verir samanı
Üç güne dediği bulur harmanı
Yeni düştü helâl kâra batakçı

Ekser batakçılar dilbaz olurlar
Tabı şernaz başı dazdaz olurlar
Kaddi kütah çeşmi çapraz olurlar
Nâmın insin Üsküdar’a batakçı

Tâ çocukken, uzun yıllar önce Celâli’nin tüm şiirleri ile birlikte bu şiirini de okumuştum. Şiir, mülemma türünde nadir şiirlerden biridir. İnternette bulmak mümkündür.

Merak ederdim, neden Anadolu’daki bir sahtekârın adı tâ Üsküdar’da duyulsun?

Bu şiiri ne zaman okusam hep şöyle düşünürdüm: Demek ki Üsküdar çok önemli bir yer. Ve ayrıca, İstanbul çarşısında bir dolandırıcı, herkesi kandırdığını sansa bile aslında yalancının mumu yatsıya kadar kabilinden bir süre sonra herkes anlar ne olduğunu. Hatta suyun karşısındaki Üsküdar’da bile duyulur kötü şöhreti.

Makûl bir tahmin. Ama eksik. Uzun yıllar sonra ilginç bir tesadüf ile taşlar oturdu. Tarih yüksek lisans tezimizin konusu olan ve 1742-43 yıllarında Üsküdar kadılığınca kayda alınmış olan 407 numaralı Üsküdar Şer’iyye Sicili’ndeki bir kaydı okurken birden Celâli’nin “Arpanın gözüne verir samanı” ve “Nâmın insin Üsküdar’a Batakçı” dediği Batakçı Destanı aklıma geldi:

“Üsküdar’da arpacı esnafının kethüdaları el-Hac İsmail ile Halil ve Süleyman ve el-Hac Mustafa ve el-Hac Ali ve Mehmed ve Mustafa ve el-Hac Osman ve İsmail ve el-Hac Hasan ve diger [Mustafa] ve Hasan ve el-Hac Ahmed nam kimesneler meclis-i şer’de Abdulbaki nam kimesne muvacehesinde mezbur Abdulbaki bundan akdem Üsküdar’da muhterik olub bâ-fermân-ı âli […] olunan sabıkan Çavuşbaşı hanının kapusı içinde arpacı dükkânı ihdas edüb lakin mezbur Abdulbaki esnafımızdan olmadığından ma’adaa ibadullah[ın] bey’ eyledigi arpayı saman ile karışdurup kadimî nizamımıza halel verir [deyu] teşka eylediklerinde mezbur Abdulbaki fi’l-vaki’ esnaf-ı mezbureden degil […] mahall-i mezkûre arpacı dükkânı gedükleri olub ziyade arpacı dükkânı olunmak esnaf-ı mezburenin kadimî nizamlarına muğayir oldığını mazbu[t’ul]-esami bî-garez müslimîn haber vermeleriyle mezbur Abdulbaki fî-ma-ba’d mahall-i mezkûrda ihdas eyledigi dükkânda nizam-ı kadîme muğayir arpa bey’ etmek[den] men’ olunmak babında müekked emr-i âli recâ eyledikleri bi’l-iltimas huzur-ı âli[lerine] i’lâm olundı…”

Okuduğumuz kayıtta kendi mesleği arpacılık olmadığı hâlde ve üstelik de arpayı samanla karıştırarak yani müşteriyi aldatarak satış yapan ve mesleğe halel getiren bir şahıs, meslekî zümre tarafından şikâyet ediliyor ve bu şekilde satış yapmaktan menedilmesi rica ediliyor. Ki, sicilimizde başka kayıtlarda da ve keza başka sicillerde de benzer şekillerde şikâyetler ve meslekten men talepleri görülmektedir. Meselâ bir başka kayıtta, Boğaz’dan geçiş yapan hanım yolculara sarkıntılık yapan yeni türedi bir kısım kayıkçılar, namuslu kadim kayıkçılar tarafından şikâyet edilip meslekten menedilmeleri rica ediliyor. 

Evvelki bazı makalelerimizde “mahalleden ihraç“, “meslekten men”, “mahalle nâmusu“, “meslek nâmusu” gibi mefhumlara yine tezimizden nakillerle değinmiştik. Mahallede sürekli ahaliyi rahatsız eden mikrop takımının mahalleden ihraç edilip def edildiği Osmanlı’da, işini yaparken halkı aldatan veya rahatsız edenler de meslekten men edilebiliyordu.

Bunlar sadece Üsküdar’a mahsus olmayıp, Osmanlı Devleti’nin genelinde görülen durumlar yani. İslâm devletinin ve toplumunun bir güzelliği. 

O zaman arpaya saman, süte su katanların ipliği pazara verilirmiş. Şimdilerde, tabiri caizse saman arasında arpa, su içinde süt arıyoruz. Ama nafile.

Bazen koskoca bir markanın ürünün ambalajında ve reklamında başka bir şey deniliyor, yapılan test ve tahkiklerde başka sonuçlar çıkabiliyor. Sütlü çikolata, zeytinyağlı sabun, meyveli dondurma, yüzde şu kadarı fındık ezmeli çikolata, falanlı filan. Örnekler çoğaltılabilir.

Dediği şeyi arıyorsun, bazısında ürünün içinde ya hiç yok, ya da reklamında verdiği oranın çok daha altında. Veya doğal dediği yapay çıkıyor. Nereden biliyoruz; bazen ilgili kurumların yaptıkları denetleme ve teftişlerde müşteriyi aldatan firmaları tesbit edip ceza verdiği veya kapattığını resmi açıklamalarda ve haberlerde görüyoruz. Umarım ki bunlar buz dağının ucu değildir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin