HİKEMİYAT ÜZERİNE
Selim Gürselgil
Salih Mirzabeyoğlu’nun düşünce sisteminin en önemli kavramlarından Hikemiyat üstüne birkaç gün sürecek bir şeyler yazmak istiyorum.
Hikemiyat, bilindiği gibi “hikmetlere ilişkin, hikmet düşüncesi” demek. Kavram olarak felsefeye benziyor. Felsefe de -malûm- “hikmet sevgisi” demek; yani biraz zorlarsak o da yaklaşık olarak “hikmetlere ilişkin düşünce” mânâsını verebilir.
Yalnız felsefe ile hikemiyat arasında temel bir fark var. “Hikmet, düşüncesinin hükme dayalı olup olmama” farkı. Felsefede “hüküm filozofun yitik malıdır, nerede bulursa alır.”
Yani hükümle başlamaz, hükmü tanımaz felsefe.
Oysa Ku’ân’da hikmet hemen her zaman hükümle birlikte anılır. Diyelim ki hikmet kelimesi 40 defa geçiyorsa, 25’inde hükümle, 10’unda da -ona yaklaşık bir mânâ olan- “kitab”la birlikte anılır; geri kalan 5’inde başka kavramlarla…
Burada hüküm, “emr-ü-nehy”, yani din anlamındadır. Nitekim Kitab’tan da kasıd, vahye işaretle birlikte, dindir. Şu hâlde hikmet, Kur’ân’ın delaleti üzere, din ile birliktedir. Hâlbuki felsefe, hikmeti hedeflemekle birlikte, dinden habersiz ve dinin dışındadır. Kısacası, din (hüküm) felsefe için meçhûldur. Daha doğrusu, “din, felsefenin yitik malıdır, nerede bulursa alır.” (Burada nerede bulursa alırdan kasıt: Kendi hareketi içinde neye hükmederse onu din addeder, dinin yerine kor!) Ne var ki bu alış veya yerine koyuş, “bütün fikrin gerekliliği ve zihnî çaba ile kurulamazlığı” kanununa göre -ki hayatın devamiyetine ters- her müminin malûmu olan din, filozof için meçhûl kalır.
Bununla beraber, hükme ulaşamamak demek, hikmete de ulaşamamak demek değildir. Nasıl ki, mümin olsun, kâfir olsun her topluluk devlet kurabilir.
Devlet özü itibariyle müminin olsa bile, varlığı itibariyle herkese eşit mesafededir. Hikmet de aynı şekilde, özü itibariyle mümine ait olsa bile varlığı itibariyle her düşünce sahibine eşit uzaklıktadır. Bundan dolayı da felsefenin hüküm’den mahrum kalması, hikmet’ten de mahrum kalacağı anlamına gelmez.
Şu farkla ki, hükümden mahrum kalan butlana erişir. Felsefede de hikmet, butlanla (hükümsüzlük, dinsizlik) beraberdir. Bundan dolayı İslâm hükemâsı, felsefede iki türlü âfet vardır demişlerdir: Birincisi, felsefecilerin sözlerini olduğu gibi kabûl edenler hakkında, ikincisi de o sözleri olduğu gibi reddedenler hakkında… Felsefecilerin sözlerini olduğu gibi kabûl edenler, butlanı kabul eder, o sözü felsefeci söylüyor diye olduğu gibi reddedenler de hikmetten mahrum kalır. Halbuki bir çok kaynaktan rivayet edilen bir haberde, “hikmet müminin yitik malıdır (dalle), nerede bulursa alır”; yani özü itibariyle müminindir denilmiş, müminin hikmetten ayrı kalmasına cevaz verilmemiştir.
İşte Salih Mirzabeyoğlu’nun ortaya koyduğu HİKEMİYAT, bu çağ dönümünü temsil eder.










