NÜFUS AZALMASI İNTİHAR DEĞİL, CİNAYET
Takdim: Erdoğan’ın Türkiye’nin nüfus artış oranının azalmasını intihar olarak nitelemesi… Müslüman Anadolu’yu kasteden cinayet intihar olarak sunularak, mesuller kendilerini aklamaya çalışmakta… Evet, nüfusumuzun azalması intihar değil cinayettir ve bu cinayet, herhangi bir adlî vaka olmayıp, üzerinde önemle durulması gereken bir bekâ davasıdır. Esasında Büyük Doğu müellifi Üstad Necip Fazıl 75 sene öncesinden bu meseleyi ele almış ve çözüm yollarını da göstermiş. Lâkin sahte Büyük Doğucular, her zaman olduğu gibi, Büyük Doğu’yu hayata geçirmek yerine, Büyük Doğu’cu görünerek oy toplama derdinde olduklarından, yani Büyük Doğu karşısındaki tavırları samimiyet değil de istismardan ibaret olduğundan, her meselede olduğu gibi bu mesele de çözülmek yerine kangrenleşmiş oldu. Bu serinin ilerleyen bölümlerinde Üstad’ın çözüm teklifleri üzerinde de duracağız ama öncelikle Batı’nın içinde bulunduğu durumu gösterici bir makaleyi takdim ediyoruz. Batı’yı anlamak önemli çünkü, “Batı kültür ve medeniyetinin ulaştığı her yer Batı’dır!” tesbitine binaen, bugün yaşadığımız tüm meselelerin kökünde Batılılaşma çizgisindeki yanlışlar yatmakta. Batılılaşma yanlışı, Batı karşıtlığını ezbere gerçekleştireceğini zannedenler eliyle devam ettirilmekte. Ahnaf Ibn Qais, demografik dönüşümün ve kitlesel göçün kaba güçle zorlaması sebebiyle Avrupa yarımadasının hızla yeni kültürel ve medeniyet kutuplarına ayrıldığını; batı ve güney Avrupa’da Eurafrica ve Eurabia yapılanmasının şekillenmekte olduğunu öne sürüyor.
EURABİA VE EURAFRİCA AVRUPA’NIN GELECEĞİDİR
Ahnaf Ibn Qais
Basitleştirilmiş Çerçevede Demografik Dönüşüm

Eurafrica & Eurabia, Yeni Avrupa, MS 23. Yüzyıl:
23. Yüzyılda Avrupa; geçmişinden neredeyse tamamen farklı, Afrika ve Orta Doğu’dan yüzyıllar boyunca süren göçlerle şekillenmiş bir kıta. Bir zamanlar homojen olan Avrupa şehirleri, Afrika, Orta Doğu ve Avrupa kültürlerinin her köşede iç içe geçtiği devasa, çok kültürlü kentsel alanlara dönüşmüş durumda. Manzara, yeninin ve eskinin çarpıcı bir karışımı: Arapça yazılı gökdelenler, Avrupa tarzı meydanların yanında yükseliyor; şehirlerin dilleri ise lehçelerden oluşan bir mozaik hâline gelmiş. Nüfus çoğunlukla Avrupalı olmayan topluluklardan oluşuyor ve yerli Avrupalılar artık azınlık durumunda. Bu yeni gerçeklik kaçınılmaz bir his veriyor; kültürel gelenekler ve siyaset karışmış, yeniden tanımlanmış. Eski Avrupa’nın dünyası silinmiş ve kimlik, kültür ve tarihin çizgilerinin sonsuza dek bulanıklaştığı yeni bir toplumla yer değiştirmiş durumda.

“Demografi kaderdir.”
Bu, fazlasıyla tanıdık bir slogan… Ancak sık sık yanlış anlaşılır.
Çoğu zaman okuyucular bunu buyurgan, hatta “istilâcının”, insanları yurtlarından, miraslarından ve kültürlerinden mahrum ederek yakında her şeyin kendisine ait olacağını zevkle ilân ettiği kaba bir ifade olarak görür. Oysa burada anlatılmak istenen bu değildir:
Slogan tasvir edicidir ve yalnızca Batılılara değil, tüm halklara evrensel olarak uygulanır. Bir nüfusun bileşiminin ve yapısının (yani yaş grupları, cinsiyet oranları vb.) nihayetinde o toplumun geleceğini ve nihai kaderini belirlediği yönünde doğal bir gözlem yapar.
Birçokları için bu sadece sağduyudur.¹
Çalışma çağında daha fazla erkeğe sahip bir toplum (tercihen 20 ila 40 yaş arası), böyle bireylerin az olduğu bir toplumdan çok farklı işleyecektir. Benzer şekilde, erkek-kadın oranının daha yüksek olduğu toplumlar, bu oranın daha düşük olduğu toplumlara kıyasla bambaşka biçimde davranacaktır.
Dolayısıyla, nüfus artışına özel bir dikkat gösterilmelidir; çünkü durgunluk veya küçük düşüşler bile söz konusu oranların hızla ve olumsuz biçimde kaymasına yol açacaktır.²
Günümüz Avrupa’sı, bu ilk değerlendirmeler ışığında, Demografik Geçişin tüm büyümeyi ortadan kaldırdığı uçuruma gözü kapalı dalmış durumdadır:

İngiltere ve Galler, onlarca yıldır süregelen genel eğilimin bir mikrokozmosudur:
Başlangıçta, Kaba Ölüm Oranları, Sanayileşmenin Artı-Toplam faydaları (örneğin altyapı, tıp, devlet idaresi vb. alanlardaki iyileşmeler) sayesinde hızla düşer. Bunu genellikle Kaba Doğum Oranlarında hafif bir artış izler; ancak bu yalnızca geçicidir:
Zira söz konusu Artı-Toplam faydalar, çok çeşitli olumsuzlukların (örneğin kitlesel kentleşme ve aşırı kalabalıklaşma, sanayileşmiş devletler arasında jeo-ekonomik çatışma eğiliminin artması vb.) ortaya çıkmasına da neden olur ve bu da Kaba Doğum Oranlarının eş zamansız bir şekilde düşüşe geçmesine yol açar.³
Bir Sıfır-Toplam ortam egemen olduğunda (II. Dünya Savaşı sonrasının büyük bölümünde ve 21. Yüzyıl’ın başlarına kadar olduğu gibi), Hızlı Nüfus Artışı geçmişte kalmış olur. Sonrasında ise bir Eksi-Toplam Ortam şekillenmeye başlar:⁴
Yani, sanayi toplumunun nimetlerinin kendi ürettiği sorunlar tarafından bastırıldığı bir ortam (örneğin artan kirlilik, ekolojik aşım ve diğer “kötülükler”). Bugün bunu özellikle nüfusça büyük Avrupa devletlerinde olmak üzere tüm Batı ülkelerinde görüyoruz.
Yarımadanın çoğunda Kaba Doğum Oranları hızla düşmüştür, yalnızca bir avuç ülke hâlâ zayıf da olsa Doğal Artış kaydetmektedir. Geri kalanların ise tamamı çoktan negatif bölgeye inmiş; Kaba Ölüm Oranları, Kaba Doğum Oranlarını tamamen aşmıştır.

Kıtada yaşanan açık şu ânda yaklaşık 2 milyon kişi civarındadır ve hızla büyümektedir. Önümüzdeki yıllarda bu rakamı aşacak ve 3 milyonun çok üzerine çıkacaktır, çünkü Avrupa demografisi aşırı ölümler ve azalan doğumlar nedeniyle hızla boşalıyor.⁵
Dolayısıyla, büyük küçük tüm Avrupa toplumlarında Nüfus Piramitleri üstten ağırlaşmaktadır; doğumlardan çok daha fazla ölüm gerçekleştiği için yaşlılar ve ileri yaştakiler piramidin üst kısmını hızla doldurmaktadır. Bu aynı anda birkaç şey anlamına gelir:
Birincisi, giderek yaşlanan nüfusun bakımını üstlenmeyi vadedilmiş refah devletinin masraflarını karşılamak için, azalan çalışma çağındaki nüfusa çok daha fazla vergi, harç ve çeşitli ek maliyetlerin doğrudan veya dolaylı olarak yüklenmesi gerekecektir.
İkincisi, çalışma çağındaki nüfusun, ileri yaş ve yaşlı nüfusunun oran ve yüzde bakımından hızla genişlemesiyle başa çıkabilmesi için ‘ayarlanması’ gerekmektedir. Tarihsel olarak bu, Küresel Güney’den göç kapılarının açılması anlamına gelmiştir.
Macaristan, Polonya ve diğer bazı hükümetler, yerli beyaz nüfuslarının doğurganlık oranlarını artırmak için milyarlarca avro harcamış olsa da, büyük resme bakıldığında bu tür önlemler temelde başarısız olmuştur.⁶
Bu sırada, Avrupa’nın en kalabalık ülkeleri çok daha hızlı bir şekilde boşalmaya devam edecektir…
Hızla Yaşlanan ve Canlılığını Yitiren Bir Yarımada

Hızla Yaşlanan Bir Avrupa, Faustçu İnsanın Sonu, 22. Yüzyıl:
22. Yüzyıl’da ıssız bir Avrupa şehri… Bir zamanlar canlı olan sokaklar şimdi ürkütücü biçimde boş; bu manzara, Batı uygarlığının yavaş ölümünü yansıtır. Nüfus yaşlıdır; parklarda ve boş meydanlarda oturan gri saçlı insanlar, gençlerden çok daha fazladır. Avrupa’nın Faustçu ruhunun sembolleri olan görkemli mimarî harikalar artık çökmekte, yeniden inşa etme enerjisi ya da tutkusu kalmamış bir kültürün ilerleyen çürümesinin gölgesinde kalmaktadır. Şehir durağan hissi verir; zaman donmuş gibidir, eski gelenekler ve felsefeler unutulmuştur. Güneş ışığı soluk ve yorgundur, boş sokaklara uzun gölgeler düşürür. Bir zamanlar büyük olan bir uygarlığın son kıvılcımları sönmekte; Avrupa, çöküşünün son bölümüne doğru ilerlerken Faustçu hırs kavramı artık uzak bir anıya dönüşmüştür.

“Gelecek, onun için ortaya çıkanlara aittir.”
Bu basit ölçüte göre, Avrupa’nın söz edilebilir bir geleceği yoktur.
Eylemlerin Sonuçları vardır ve nihayetinde İnsan Seçimleri önemlidir:
Mikro düzeyde, genç bir adam yıllarca abur cubur yiyerek, fiziksel formunu korumayıp sosyal çevresini ihmal ederek yaşarsa… giderek önemini yitirir. Makro düzeyde, bu tür bir ihmal ve öz-yıkım da somut sonuçlara dönüşür:
Yarımada genelinde, Avrupa’nın çeşitli halkları aile ve klan kurmayı, “kariyer”, “özgürlük” gibi başka anlamsız meşgaleler uğruna bir kenara bırakmayı tercih etmiştir. Bu eğilim yarım yüzyılı aşkın süredir devam etmekte olup hâlâ genel normdur.⁷
Bu da, yalnızca eylemsizliğin (Inertia) bir sonucu olarak Avrupa’nın demografik kaderinin zaten mühürlendiği anlamına gelir. Evet, bazı azınlık grupları (özellikle derin dindar Hristiyan topluluklar) bazı yerlerde gelişebilir; fakat genel eğilimler bunların çok ötesinde ve çok daha büyüktür.⁸
Kıtanın “En Yüksek Doğum Dönemi” 1950’lerin sonlarında aşılmıştır ve o zamandan beri doğumlar uçurumdan düşer gibi azalmıştır. “Demografik Getiri” olarak adlandırılan, çalışma çağındaki genç erkek fazlalığı ise bu zirveden kısa süre sonra, 1990’larda doruğa ulaşmıştır.⁹
Dolayısıyla Avrupa bugün esas olarak Yaşlılar ve İleri Yaşlılardan oluşmaktadır:

Avrupa’nın büyük uluslarının çoğunda (Birleşik Krallık hariç) medyan yaş 40’ı çoktan geçmiş durumda.
Bu ise, bireysel olarak çeşitli olumsuzluklar doğuran, ancak bir araya geldiklerinde Demografik Kış olarak bilinen acımasız bir çıkmaza dönüşen çok sayıda sorunun işaretidir:
Çalışma çağındaki erkeklerin (özellikle 20–40 yaş arası) azalmasıyla işgücü kıtlığı baş gösterir; vergi gelirleri zamanla önemli ölçüde düşer ve bunun sonucunda toplumun tamamında sosyal refah sistemleri sürdürülemez hale gelir. Bu Birincil Etkiler daha sonra derinleşir:¹⁰
Birkaç on yıl içinde İkincil Etkiler ortaya çıkar:
Tüm şehirler, kasabalar ve köyler, yaşlanan altyapı ve sanayinin çöküşü nedeniyle yavaş yavaş nüfus kaybetmeye başlar. Üretim, imalât, tarım ve ilgili faaliyetler zayıflar…
…ve zamanla yerini “Hizmet Sektörü” adı altında, gerçek ekonomik değer üretmeyen işlere ve oyalayıcı bürokrasiye bırakır.¹¹
Bu sosyoekonomik çürümenin yıllar ve on yıllar boyunca birikmesinin ardından Üçüncül Etkilere ulaşırız:
Bu aşamada, kültürel çöküş ve ulusal gerileme, toplumun geneline işlemiş olur; gençler çalışırken, aile kurarken, klanlarını inşa etmeye çalışırken ve bunu çökmüş, nüfusu azalmış siyasal yapılarda yaparken bu gerileme tamamen “yerleşik” hale gelir.
Bu durum artık normal kabul edilir.
Bunun nedeni, bu aşamada önceki rahatsızlıkların (örneğin nüfusu azalmış yerleşimler ve işgücü kıtlığı gibi) toplumun tamamına yeterince işlemiş olmasıdır; adeta herkese şunu söyler:
“Her şey bitti.” ¹²

Bu nedenle, ordular ve silahlı kuvvetler için artık erkek kalmamış olması tesadüf değildir:
Varsayalım ki bir kişi, yaş grubundaki diğer bireylerle (ister aynı cinsiyetten, ister farklı cinsiyetten olsun) serbest ve şakacı biçimde etkileşime giremediği bir toplumda büyüyor. Böyle bir durumda, söz konusu toplumdan yabancılaşır ve onun temellerini eleştirip uzak durmayı seçer.¹³
Ülkesinin altyapısı, fabrikaları vb. boşaltılmış ve işlevsiz hâle geldiğinde, çoğu yaşlanan iş gücünün bunun yerine “Hizmet Sektörü” saçmalıklarıyla meşgul olduğunu gördüğünde…
Genç ve orta yaşlı erkeklerin büyük çoğunluğunun ulusal orduları için savaşmayı tamamen reddetmesi ve aynı şekilde ordunun “temsil ettiği her şeye” karşı nefret beslemesi de tesadüf değildir:
Geçtiğimiz günlerde Sir Kenaz Filan ve ben, değerli Sir Malcom Kyeyune’yi programımıza konuk ettiğimizde, kendisi çoğu “temel İsveççi Popülist, Milliyetçi ve Etnik Devlet yanlısı kardeşlerin” çoktan ülkeden ayrıldığını ve birçoğunun başka yerlerde yaşadığını belirtti.¹⁴
Dolayısıyla, eğer Romantik Nostalji ve çok uzun zaman önce kaybolmuş bir geçmişe takıntılı bir özlem, gerçek, saha düzeyinde pragmatik ve pratik koşullar ile gerçekler göz önüne alınmadan takip edilirse, sonuç tam bir yenilgi ve teslimiyet olur.
Afro-Avrasya’nın Batı Yarımadası, yani “Avrupa,” neredeyse bu şekilde teslim olmuş durumdadır ve onu bekleyen tek şey, yaklaşan kaosun ardından gelen sözde bağırışlardır…
Afrika Yüzyılı Çoktan Başladı

Afrika Yüzyılı ve Eurafrica’nın Ekoteknik Retrotopya Olarak Yükselişi, 21. Yüzyıl Sonları:
21. Yüzyıl’ın sonlarında, hızlı demografik büyüme ve kültürel kaynaşmanın uyumlu bir ekoteknik retrotopya yarattığı canlı bir Eurafrican şehri. Kasaba, Afrika geleneklerini Avrupa teknolojileriyle harmanlar ve sürdürülebilirlik ile ekolojik dengeye odaklanır.
Geleneksel pazarlar, güneş panelleri, rüzgar türbinleri ve sürdürülebilir tarım teknikleriyle çalışan modern yeşil binalarla yan yana bulunur. Farklı geçmişlerden gelen insanlar, çevre koruma, yenilenebilir enerji ve topluluk yaşamını önceliklendiren bir yaşam tarzını teşvik etmek için birlikte çalışır.
Sokaklar ağaçlarla çevrilidir ve kentsel bahçeler nüfus için taze ürünler sağlar. Atmosfer hem huzurlu hem de canlıdır; eğitim, toplumsal uyum ve yerel zanaatkârlık giderek daha fazla önem kazanır. Eurafrica’nın yükselişi, dünyada çevresel yenilik ve kültürel canlanmanın öncüsü konumuna gelmiştir.

‘“Afrika’nın Demografisi, 21. Yüzyılın Jeoekonomik Motoru Olacak.”
Birçok kişi için bu hem inanılmaz hem de kabul edilemez bir iddiadır…
Onlara göre Afrika, sonsuza kadar “Kara Kıta”, yoksulluk ve savaşla umutsuzca boğulmuş bir yer olarak kalacaktır. Bu durumun ya her zaman böyle olacağını (Afrikalı’nın “doğasında var” varsayılan sınırlamalar nedeniyle) ya da uzun süre devam edeceğini, dolayısıyla Afrika’yı önemsiz kılacağını savunurlar.¹⁵
Sorun şudur ki, fiilî gerçekler (geçmiş, bugün ve gelecek) bu fikirleri yanlış çıkarmıştır, şu anda yanlış çıkarmakta ve gelecekte de yanlış çıkarmaya devam edecektir.
Afrikalılar (yurtdışında ve yerel olarak) çok çeşitli ekonomik alanlarda karar verici roller üstlenmektedir. Bu özellikle, “Kara Kıta” ile AB ve ötesindeki iddia edilen Aydın Batılılar arasındaki ticaret ilişkilerinin Treemap analizleri incelendiğinde görülür.¹⁶
Ticaret açığı, Afrika lehine işliyor ve son yıllarda, daha özel ürünler ve hizmetler Avrupa pazarına ulaştıkça bu fark daha da büyümüştür. Bu açıdan bakıldığında, şaşırtıcı değildir:
1954 yılında, her 1 Avrupalı’ya karşı 1 Afrikalı doğuyordu, iki kıtada da yıllık doğum sayısı yaklaşık 12 milyondu.
Ancak 2024’te durum tamamen farklıdır:
Her 1 Avrupalı’ya karşı neredeyse 8 Afrikalı doğacak, Avrupalı doğumları yaklaşık 6 milyona düşerken, Afrikalı doğumları 46 milyonun üzerine çıkacaktır.¹⁷

Önümüzdeki birkaç on yıl boyunca (özellikle bu yüzyılın sonuna kadar ve sonrasında), doğal nüfus artışlarının çoğu Afrika’dan gelecek; Asya ise, 21. Yüzyıl’ın sonlarına doğru artan ölümler ve yoğun doğum dengesi nedeniyle giderek azalacaktır.
Bu da demektir ki, bu yüzyılın kalan üç çeyreği boyunca (ve sonrasında) Afrika’nın küresel demografideki payı artmaya devam edecek; diğer kıtalar ise önce durgunlaşacak, ardından düşüşe geçecektir.¹⁸
Nüfus artışı, GSYİH ve ilgili ekonomik göstergelerle doğru orantılıdır, bu da demektir ki, dünya genelinde doğumlar azaldıkça ülkeler, bu göstergeleri desteklemek için göçü bir araç olarak kullanacaktır. Bu sayıların “artırılması” (Juicing) öngörülebilir gelecekte de devam edecektir.¹⁹
Dolayısıyla Avrupa için, Afrika’dan (özellikle Sahra Altı Afrika’dan) gelen göçmenlerin oranı, yaşlanan, durgun ve azalan nüfus nedeniyle yaşanan işgücü sıkıntıları ve buna bağlı sorunlar devam ettikçe önümüzdeki yıllar ve on yıllar boyunca artacaktır.
Buna göre, yüzyıl ortasına gelindiğinde, Afrikalı göçmenler, kitlesel yaşlanma nedeniyle boşalan Güney ve Batı Avrupa’nın birçok bölgesini adeta kolonileştirmiş olacaklardır.²⁰
Eğilimler bu durumu bir “fait accompli” (gerçekleşmiş durum) olarak işaret ediyor; ancak Batı dünyasındaki birçok kişi bunu kabûl etmeyi reddediyor ve gerçeklikle pek ilgisi olmayan çeşitli romantik fanteziler uyduruyor.

Birçok kişi, önümüzdeki yıllar ve on yıllar boyunca on milyonlarca Endüstriyel Robot ve ilgili otomata üretilip devreye sokularak işgücü eksikliklerinin telafi edilebileceğini savunuyor.²¹
Buna paralel olarak, milyonlarca insanın (özellikle 20–40 yaş arası erkekler) topluca “yeniden göç ettirilebileceği veya sınır dışı edilebileceği”, böylece refah devletinin bu Ucuz Köle İşgücü nüfusunu beslemek, barındırmak ve giydirmek için üstlendiği maliyetlerin azaltılabileceği öne sürülüyor.²²
Ancak bu romantik fanteziler, Avrupa’nın mevcut demografik sorunları ve çıkmazlarıyla ilgili bazı temel, gerçek dünya gözlemleri yapıldığında çöker:
Ekonomik faaliyetlerin çoğu insan emeğine bağlıdır ve öngörülebilir gelecekte de öyle kalacaktır. Evet, bazı alanlarda otomasyon yapılabilir; ancak enerji, finans ve malzeme kısıtları göz önüne alındığında, bu ancak parça parça gerçekleştirilebilir.
Bu arada, Batı dünyasında (özellikle Avrupa’da) işgücü verimliliği birkaç on yıldır durgun, işsizlik seviyeleri ise rekor düşük seviyelerdedir.²³
Dolayısıyla, son birkaç on yıl boyunca mucizevi bir “Deus Ex Machina” olarak robotlar günü kurtarmamıştır. Bunun yerine insan emeği belirleyici rol oynamaya devam etmiştir.
Avrupalılar, eğer yüksek tüketimli yaşam tarzları sürdürmek istiyorlarsa, bu Ucuz Köle İşgücü’nü başka yerlerden temin etmek zorundadır; ve Afrika, bunun tek gerçekçi seçeneği olarak öne çıkmaktadır…
Eurafrica ve Eurabia’nın Kaçınılmaz Yükselişi

Eurabia ve Eurafrica’nın Yükselişi, MS 31. Yüzyılın Ekoteknik Retrotopyası:
31. Yüzyıl’da Eurabia ve Eurafrica, kültürel, teknolojik ve ekolojik entegrasyonun en yüksek örneği hâline gelmiştir. Şehirler, sürdürülebilir inovasyonlarla ışıldıyor—güneş enerjisi çiftlikleri, yeşil çatılar ve rüzgar türbinleri, hareketli metropolleri beslerken, gelişmiş ulaşım sistemleri kıtalar arası toplulukları birbirine bağlıyor.
Toplum, Afrika, Orta Doğu ve Avrupa geleneklerinin uyumlu bir karışımıdır; doğaya derin bir saygı ve kültürel mirası koruma taahhüdü ile şekillenmiştir. Kentsel alanlar, yeşil parklar, ortak bahçeler ve halkın çeşitli tarihini yansıtan sanat enstalasyonlarıyla doludur.
Genç ve çeşitlilik içeren nüfus, kaynakların paylaşıldığı ve çevrenin her şeyin üstünde değer gördüğü refah dolu bir gelecek yaratmak için birlikte çalışır. Sokaklar hem huzurlu hem de enerji doludur; Eurabia ve Eurafrica halkı, denge ve sürdürülebilirlik temelli bir dünya inşa etmeye devam etmektedir.
İnovasyonun, kültürün ve ekolojik bilincin ışığı şehirlerin üzerinde parlarken, bu yeni ve birleşik uygarlığın kaçınılmaz yükselişini de gözler önüne serer.

Meyers Konversationslexikon’un 4. baskısı (Leipzig, 1885–1892), Kafkas ırkını (çeşitli gri-mavi-yeşil tonlarda) Ari, Semit ve Hamit grupları olarak göstermektedir. Ari ırkı ise daha sonra Avrupa Ari ve Hint-Ari olarak alt gruplara ayrılmıştır (o dönemde “Hint-Ari” terimi, günümüzde “Hint-İranlılar” olarak adlandırılan toplulukları tanımlamak için kullanılıyordu).
Original Belge: https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/2/25/Meyers_b11_s0476a.jpg
“Gelecekte, yüzyıllarla ölçüldüğünde çok uzak olmayan bir dönemde, insanın medeni ırkları neredeyse kesin olarak tüm dünyada vahşi ırkları yok edecek ve yerini alacaktır.”²⁴
Bu sözler, Charles Darwin tarafından, İnsanın Türeyişi (The Descent of Man, 1871) adlı eserinde söylenmiştir. Darwin, Avrupa’nın “Medeni” Kafkas ırkları ve Faustçu Batı’nın, diğer “Medeni Olmayan” ırklar üzerinde kaçınılmaz zafer kazanacağını öngörüyordu.
Darwin’in zamanında, Meksikalıların 1846–1848 Meksika-Amerikan Savaşı sırasında ABD güçlerince büyük ölçüde yok edildiğini görmüştü. Benzer şekilde, Avrupa Devletlerinin Afrika’daki çeşitli Negroid ırklara karşı uyguladığı *“Yeni Emperyalizm”i de gözlemlemişti.
19. Yüzyıl’ın sonlarından I. Dünya Savaşı öncesine kadar süren İkinci Sanayi Devrimi ile birlikte, Faustçu İnsan, demiryolları, telgraflar, elektriklendirme ve makineli tüfekleri kullanarak diğer milletleri hızla ezmiş ve bütün halkları boyun eğdirmiştir.²⁵
20. Yüzyıl’ın başlarında, Avrupa nüfusu 200 milyonun biraz altındaydı, Afrika nüfusu ise dünya nüfusunun 80 milyonun biraz üzerini oluşturuyordu.
Yüzyılın sonuna ve 20. Yüzyıl’ın başına gelindiğinde, Avrupalıların sayısı 400 milyonun üzerine çıkarken, Afrikalıların sayısı dünya nüfusunun 140 milyonunun altında kalmıştı. Ancak esas büyük değişim, 20. Yüzyıl’ın ilk yarısında hızla gerçekleşti…

“Medeni” Kafkas ırklar, İki Dünya Savaşı’nda on milyonlarcası birbirini katletti ve bunun sonucunda dünya üzerindeki kontrolsüz hegemonyaları sona erdi. Sovyetler Birliği ve ABD bu mücadeleden çıktığında Soğuk Savaş başladı…
Avrupa Uygarlığı ve Faustçu İnsan, uçuruma doğru, geri dönüşü olmayan bir çöküş sürecine girmiş oldu.²⁶
1950 yılında, Avrupa nüfusu 550 milyonun biraz altında, Afrika nüfusu ise yaklaşık 230 milyondu.
1995 yılına gelindiğinde, bu rakamlar her iki kıta için yaklaşık 730 milyon civarında eşitlendi.
2025 yılında ise, Afrikalıların Avrupalılara oranı 2’ye 1’in üzerine çıkacak, Afrikalı nüfusu 1,55 milyar, Avrupalı nüfusu ise 750 milyon civarında olacak.
Mevcut eğilimler göz önüne alındığında, bu oran 2100 yılına kadar neredeyse 7’ye 1’e ulaşacak; Avrupalılar 600 milyonun altına düşerken, Afrikalılar ise 4 milyarın seviyesine yaklaşacaktır.²⁷
Görüldüğü gibi, Darwin’in “Medeni İnsan”ın zaferi hakkındaki öngörüsü kesin biçimde yanlıştı.
Batı, “Barbar Vahşiler” üzerinde zafer kazanamamıştı. Bunun yerine, Oswald Spengler’in “Batı’nın Çöküşü, Cilt 2 (1922)” adlı eserinde belirttiği gibi, “Uygarlık”, Faustçu İnsanı metafiziksel olarak kısır ve gelecekteki çöküşüne karşı yetersiz hâle getirmişti.²⁸
Avrupa, yaşlı nüfus bağımlılıklarının artması ve buna bağlı çeşitli sorunların ortaya çıkmasıyla birlikte unutulmaya doğru yaşlanırken, kaçınılmaz olanı engelleyecek hiçbir teknolojik üstünlüğü kalmamıştır…

1971’de Fransız yazar ve maceraperest Jean Raspail, dikkatli bir gözlemle şunları söylemişti:
“Ya gelirse? ‘Onlar’ın kim olduğunu bilmiyordum, ama Güney’in sayısız mülksüz insanlarının, bir gün bir gelgit gibi, bu zengin kıyıya, şanslı ülkemizin geniş açık sınırlarına yelken açacakları bana kaçınılmaz görünüyordu.”²⁹
The Camp of The Saints (1975) romanının yanlış yaptığı nokta ölçek ve kapsamdı. Ancak diğer konularda, Avrupa’nın olmayan geleceği konusunda oldukça isabetliydi.
Bugün, Yarımada hızla boşalıyor ve sanayisizleşiyor; işgücü sıkıntıları, düşen vergi gelirleri, çöken sosyal refah sistemleri ve diğer sorunlar gözlemleniyor. Bunlar, kültürel çöküş, ulusal gerileme ve askerî zayıflık sinyalleri veriyor…
Sivil ve askerî altyapı, tüm bu diğer sorunlarla birlikte giderek çöküntüye uğradıkça, “Gelgitler” (yavaş yavaş, yıldan yıla, onyıldan onyıla) gelecektir:
Avrupa toplumları cömert refah devletlerini ve yüksek tüketimli yaşam tarzlarını sürdürdükçe, Ucuz Köle İşgücü talebi de artmaya devam edecek; Demografik Kış ilerlerken Büyük Değişim (The Great Replacement) gerçekleşecektir.
Dolayısıyla, Eurafrica ve Eurabia, Yarımada’nın uzak geleceğidir. Post-Faustçu bir uygarlığı ve Spenglerci Dokuzuncu Yüksek Kültürü inşa edecek olan onlar olacaktır.³⁰
Kıyamet Geliyor…!
Dipnotlar:
1
Diğerleri için ise durum öyle değil! 😉 Bu bir bakıma kafa karıştırıcı… Bazı kişiler, Biyolojik Determinizme sıkı sıkıya inanırlar; yani “Irk ve Zeka”nın, insanların ve ulusların kaderini demir gibi belirlediğini savunurlar. Ancak onlarla, Yaş/Yaşlanma ve Mevcut Sanayi Altyapısının çok daha iyi göstergeler olduğunu tartıştığınızda, çoğu zaman Biyolojik Determinizmlerini tamamen bir kenara bırakır ve bunun yerine “Robotlar günü kurtaracak” gibi saçmalıkları savunmaya başlarlar! 🤭
2
Burada hızlı bir görsel örnek yeterli olmalı:
Avrupa Birliği’nin nüfus piramidi, durgun veya azalan nüfus artışı nedeniyle tabandan daralıyor, üstten genişliyor. Bu da, bağımlılık oranının artması ve nüfus içindeki 20–40 yaş arası erkeklerin oranının azalması anlamına geliyor.

3
Demografik Geçiş hakkında mükemmel bir başlangıç kaynağı için, son yıllarda küresel nüfus artışının neden bu kadar keskin şekilde yavaşladığını açıklayan bu harika kaynağı okuyabilirsiniz. 😊
4
“Negatif Toplam Ekonomi” ve bunun yarattığı ortamın nasıl görünebileceği hakkında mükemmel bir makale için, Kıyamet Üstadı John Michael Greer’in bu konudaki harika yazısı The Negative Sum Economy (2021)’i, Ecosophia.net’ten okuyabilirsiniz. 😘
5
Sevgili Dinleyici ve Okuyucular, Kaba Doğumlar ve Kaba Ölümler verileriyle burada inceleme yapabilirsiniz.😉: https://ourworldindata.org/grapher/births-and-deaths-projected-to-2100.
6
Yani, bu tür önlemlerle elde edilen doğurganlık oranlarındaki küçük artışların (1) kısa süre içinde eski düşüş eğilimlerine geri döndüğünü ve (2) Toplam Doğurganlık Hızı (TFR) değerlerini kadına 2,1 veya üzerine çıkarmadığını belirtmek gerekir (bu değer, nüfusun sabit veya artan bir seviyede kalabilmesi için beklenen standarttır).
7
Kabul ediyorum ki, bazı Avrupalılar liberalizm ve onun çeşitli sorunlarını terk edip daha geleneksel yaşam biçimlerine yönelmiş olabilir… Ancak gerçek şu ki, nüfusun büyük çoğunluğu (özellikle yoğun kent merkezlerinde yaşayanlar) bunu yapmamıştır.
8
Burada demek istediğim, Nüfus Durgunluğu ve Düşüşünün, kentsel ve liberal çoğunluk toplu şekilde ölürken önümüzdeki birkaç on yıl boyunca sürecek trend olmasıdır; bunun nedeni onların çeşitli serbest düşünce ve modernist uğraşlarıdır. Bu matematiksel olarak çok açıktır; yalnızca Avrupa’daki bazı küçük azınlık grupları bu zararlı eğilimlerden sapmayı başarabilmektedir.
9
Bir toplumun doğumlarda zirveye ulaşmasından 2–4 on yıl sonra, söz konusu zirveye bağlı olarak büyük bir çalışma çağındaki nüfusa (20–40 yaş aralığına girmiş bireylere) sahip olacağı kısa bir zaman penceresi vardır.
10
Burada hızlı bir vurgulama yapmak gerekir: neden-sonuç ilişkisi, eşzamanlı olarak ardışık da olabilir. Örneğin, azalan vergi gelirleri ve çökmüş altyapı gibi olgular eşzamanlı olarak veya biri diğerini takip ederek ortaya çıkabilir. Ancak Üçüncül Etkiler, İkincil Etkileri takip ettiğinde aynı durum geçerli değildir. Üçüncül etkilerin ortaya çıkabilmesi için, önceki etkilerin toplum üzerinde bir süre “beklemesi” gerekir; yani İkincil Etkiler’in ardından yıllar sonra ortaya çıkarlar.
11
Günümüzde çoğu Batı ekonomisi, GSYİH’sini hizmet sektöründen elde etmektedir; bazı ülkelerde toplam GSYİH’nın %80’den fazlası üçüncül sektörden gelmektedir. Sorun, elbette, Dr. Fadi Lama ve diğerlerinin belirttiği gibi, fuhuş, uyuşturucu kaçakçılığı ve diğer yasadışı faaliyetlerin bu kategoriye “Üretken Ekonomik Faaliyet” olarak dahil edilmesidir. Ayrıca, insan kaynakları ve benzeri alanlardaki saçma işler de vardır; bunlar fiziksel olarak hiçbir şey üretmez. Hizmet sektörü, çoğu “Gelişmiş” ekonomide esas olarak havadan ibarettir.
12
İnsanlar genellikle bu konuda çok inatçıdır. Onlara doğrudan Büyük Değişim (The Great Replacement) içinde olduklarını söylerseniz, tepkileri çoğunlukla hakaret, alay ve tiye alma olur. Sorun, elbette (ben ve başkaları defalarca belirttiğimiz gibi) bu tür tepkiler toplumu sihirli bir şekilde iyileştirmez. Bunlar sadece gürültü, kırgınlık, duygular, öfke patlamaları ve histerik tepkilerden ibarettir.
Bu nedenle, benim görüşüme göre “anlatmak yerine göstermek!” doğru yaklaşımdır. Bazen, insanların kendi durumlarının ne kadar anlamsız olduğunu gerçekten anlaması, siber ortamda gösteriş yapmak ve “sert görünmeye çalışmak” gibi davranışların işleri değiştirmeyeceğini anlamaları için gereklidir. Benim deneyimime göre en iyisi, olayların kendi seyrinde gelişmesine izin vermek, ardından neler olup bittiğini açıklamak ve insanların toplumsal ve kültürel sorunlar konusunda sağduyulu bir bakış geliştirmesini ummaktır.
13
Sir Texas Arcane (Vault-Co Communications) yalnızca eleştirmek ve mesafeli durmak üzerine odaklanan bu insan grubu hakkında harika bir Substack yazısı kaleme aldı. Doğru olarak belirtiyor ki, bu kişiler, hem Batı Uygarlığı karşıtları hem de liberalizmi ve onun çeşitli sorunlarını destekleyen Batı yanlıları nazarında da olumsuz görülüyor:
“Bir zamanlar büyük olan Batı”ya yapılan göndermeler, bu gruplardan hiçbirine yaranmaz; çünkü her iki taraf da sizi, romantik nostalji aracılığıyla gerçekleri çarpıtmakla suçlayacaktır.
14
İşte, Faustçu İnsan’ın çeşitli hastalıklarını analiz ettiğimiz ilgili podcast bölümü 😉:
Kenaz Filan ile Zamanın Sonundan Notlar
Eurabiamania 45
Bugüne kadarki en uzun bölümümüzde, verimli yazar ve entelektüel Malcom Kyeyune bize katılıyor. Malcom’un çalışmalarını Unherd, New Statesman, Compact, City Journal veya diğer yayınlarda görmüş olabilirsiniz.
Bölümde, yaklaşan çok cepheli savaş ve ekonomik çöküş üzerine konuşuyoruz ve favori Kıyametçimiz John Michael Greer için bolca övgü savuruyoruz…
Şimdi dinleyin
Kenaz Filan ve Ahnaf Ibn Qais
15
İlk grupta, Biyolojik Determinizm ve “Irk & Zeka” görüşüne sıkı sıkıya bağlı çeşitli yandaşlar bulunur. İkinci grupta ise, çoğu tek kutuplu, liberal yanlısı dünya görüşüne sahip kişiler vardır; bunların büyük kısmı, Afrika’nın kültürel ve sosyal kurumlarının, sözde “Batı yaşam tarzına” tehdit oluşturacak kapasitede olmadığını savunur. Bu iki grup birlikte, kendi grupları hakkında naif bir iyimserlik içinde olurken, Batı dışındakileri ciddi biçimde küçümsemektedir.
16
İşte Afrika-Avrupa ticaret ilişkilerini gösteren İhracat-İthalat Treemap’leri:
Afrikalıların hatırı sayılır bir ticaret fazlası bulunmakta ve bu, Avrupa’nın yaşlanan işgücünün rekabet gücünü kaybetmesi ve Afrika’nın genç işgücünün boşluğu doldurmasıyla daha da artacaktır.


17
Avrupa’da yıllık doğumlar yarı yarıya azalmış, Afrika’da ise neredeyse dört kat artmıştır. Bu, önümüzdeki 2–4 on yıl ve sonrasında Afrika için Demografik Temettü’nün topluca ödeneceği anlamına gelir; daha fazla Afrikalı çalışma çağındaki genç, Avrupa’da, Afrika’da ve dünyanın geri kalanında giderek daha fazla ekonomik rol üstlenecektir. 2080’lere kadar (yani Afrika’nın “Doğum Zirvesi”ne ulaşması beklenen döneme kadar) bu temettü ödemeleri giderek artmaya devam edecektir.
18
Yüzyılın sonunda, dünyadaki her beş kişiden dördünden fazlası ya Asya ya da Afrika’da yaşayacak. Afrika’nın payının küresel nüfusun üçte birini aşması, Asya’nın payının ise bugün neredeyse beşte üç seviyesinden 2100’e kadar yarının altına düşmesi beklenmektedir.
İlgili Makale:https://ourworldindata.org/region-population-2100
19
Çeşitli devletler, alt-devletler ve diğer aktörler Gerileme (Degrowth) ve Ekotopik Sosyoekonomik düzenlemeleri ciddi şekilde uygulamaya koymadıkça, Sonsuz Büyüme takıntısı sınırlı bir gezegende devam edecek ve bu da Kitlesel Göç ve Etnik Çatışma gibi sorunları daha da kötüleştirecektir.
20
Avrupa’nın kırsal bölgelerinin büyük bir kısmı terkedilmiş durumda ve bu durum gelecekte daha da hızlanacaktır.
İlgili Makale: https://www.cnn.com/travel/article/most-fascinating-abandoned-towns/index.html
21
Robotlar ve Otomasyon, içsel değişkenlerdir ve Girişim, Arazi, İşgücü ve Sermaye gibi alanlarda liderlik kararlarına bağlı olarak ödünleşmelere tabidir. Birçok alanda (örneğin Tarımda), artan otomasyon açısından Büyüme sınırına çoktan ulaşılmıştır; Tarım arazisi başına çiftlik makineleri incelendiğinde, Azalan verim aşaması şekillenmeye başlamıştır. Bu eğilim 1990’lardan bu yana durağan ve düşüş göstermektedir.

22
Bu, bir hayal ve Romantik Fantezidir. Sadece lojistik zorluklar, bu saçmalığı tamamen çürütmek için yeterlidir; aynı şekilde askeri, hukuki, sosyal ve diğer zorluklar da, zaten yaşlanmakta olan Çöküşteki Refah Devletlerini tamamen yok edecektir.
23
Bu durum, insanların çeşitli yaşam tarzlarını sürdürmek için birden fazla yarı zamanlı iş ve ek işler yaptığını göstermektedir. Bu, teknolojik ilerleme ve yenilikte muazzam bir patlama yaşandığını göstermez; çünkü böyle bir şey, toplu işsizlik (Robotların “tüm işleri çalması” gibi) ve kişi başına düşen işgücü verimliliğinde büyük artış ile birlikte olurdu.
24
Cilt I, Bölüm VI: “İnsanın Yakınlıkları ve Soybilimi”, sayfa 201.
25
İlk Sanayi Devrimi, 1760–1830 yılları arasında, Faustçu Batı’nın Buhar Makinesi, Fabrika Sistemi gibi çeşitli güç çarpanları geliştirmesine olanak sağladı. Kömürden elde edilen enerji fazlaları ile birleşen bu teknolojiler, onları daha büyük, eski ve o dönemde Gerileyen ve Durağan Eski Dünya İmparatorlukları—Osmanlılar, Moğollar, Qing Hanedanı ve diğerleri—karşısında daha üretken ve rekabetçi kıldı. Bu sıçrama, onları bir sonraki avantaj noktasına taşıdı…
İkinci Sanayi Devrimi, 1870–1914 yılları arasında gerçekleşti. Telgraf, üretim hatları, kitlesel elektrifikasyon ve sivil ile askeri tedarik zincirlerinin standardizasyonu, Batılıların Afrika için Sömürgeleştirme Yarışına girmesine olanak sağladı; artık sıtma ve ilgili vektör kaynaklı hastalıklar nedeniyle Kara Kıta’nın iç bölgelerindeki kayıpları yönetebilecek yeterli teknikler geliştirilmişti; önce bu kapasite mevcut değildi.
İşte, tüm bu kilit gelişmeleri kısa ve öz bir şekilde özetleyen mükemmel bir video kaynağı:
26
Yours Truly, Batı dünyasının Terminal Çöküşü üzerine bir makale kaleme aldı; buradan okuyabilirsiniz:
İslam ve Batı — Bölüm 3: Faustçu İnsan’ın ve Batı Uygarlığı’nın Alacakaranlığı
Nov 1

27
Feragatname: Kıyamet Üstadı John Michael Greer’in birçok yazısında belirttiği gibi, yüzyılın sonuna kadar göreceğimiz şey, BM ve diğer uluslararası kuruluşların iddia ettiği gibi nüfusun artması ve yaklaşık 10 milyar civarında dengelenmesi değil, insan nüfusunun kitlesel bir daralması olabilir.
Kıyametin çeşitli nüanslarıyla ilgili Grandmaster’in görüşlerini okumak için buradaki makaleye bakabilirsiniz:
How Civilizations Fall: A Theory of Catabolic Collapse (2004, 2005)
28
“Medeni” İnsan ile ilgili ilgili alıntı, Oswald Spengler, Batı’nın Çöküşü, Cilt II. Dünya Tarihsel Perspektifleri (1922), Alfred A. Knopf, 1928, ss. 103–104’ten alınmıştır:
Çocuklar olmaz; bunun nedeni çocukların imkânsız hale gelmesi değil, esas olarak, zirve yoğunluğundaki zekânın artık onların varlığını haklı çıkaracak herhangi bir neden bulamamasıdır.”
“…ve ardından, varlık yeterince kökünden sarsılmış ve uyanık varlık yeterince zorlanmış olduğunda, tarih sahnesine ansızın, uzun süredir yeraltında kendini hazırlayan ve şimdi dramatik sona adım atmaya hazır bir fenomen çıkar—medeni insanın kısırlaşması. Bu, sıradan bir nedensellik meselesi olarak kavranabilecek bir şey değildir (modern bilim doğal olarak bunu kavramaya çalışmıştır); bu, esasen metafizik bir ölüm yönelimi olarak anlaşılmalıdır.
Dünya kenti insanının son bireyi artık yaşamak istemez—birey olarak hayata tutunabilir, ancak bir tür veya topluluk olarak, hayır; çünkü bu kolektif varlığın bir niteliği, ölüm korkusunu ortadan kaldırmasıdır. Gerçek köylüyü derin ve açıklanamaz bir korku ile sarsan, ailenin ve soyun yok olabileceği düşüncesi, artık anlamını yitirmiştir. Görünür dünyada kan bağının devamı artık kanın bir görevi değildir ve soyun son ferdi olmanın kaderi artık bir mahkumiyet olarak hissedilmez.”
29
Raspail, John (1995). Le Camp des Saints (Édition 2011). Social Contract Press. ISBN 978-1-881780-07-6.
30
Dost Canlısı Mahalle Kıyamet Tüccarınız, bu geleceğin nasıl görünebileceğine dair birkaç makale yazdı (ve dikte etti!); buradan göz atabilirsiniz! 😉😘
https://thefallofthewest.substack.com/t/project-eurabia
Kaynak: https://www.thefallofthewest.ca/p/030c1ac7-06c2-4599-80e8-efc904c25587
Çeviren: Adnan DEMİR










