BATI AHLÂKÎ ÇÖKÜŞLE NİHİLİZME TESLİM OLDU
-BATI’DAN BATI’YA BAKIŞ-
Fransız tarihçi ve antropolog Emmanuel Todd, Hiroşima Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği konuşmada Batı dünyasının endüstriyel ve ahlaki çöküşü yaşadığını söyledi. Ukrayna ve Gazze savaşlarının temelinde Batı’nın yaşadığı “dini sıfır noktası” ve nihilizm olduğunu savunan Todd, Japonya’nın bu manevi boşluktan doğayla kurduğu bağ sayesinde korunabileceğini ifade etti.
Fransız entelektüel, tarihçi ve antropolog Emmanuel Todd, Hiroşima Üniversitesi Rektörü Mitsuo Oçi’nin daveti üzerine Japonya’ya giderek Batı dünyasının içinde bulunduğu krizi ve Japonya’nın bu tablodaki yerini değerlendirdi.
Todd, konuşmasına 33 yıl önceki ilk Hiroşima ziyaretiyle bugünü kıyaslayarak başladı.
Todd, 1992 yılındaki atmosferi şu sözlerle anlattı:
“O dönem bir iyimserlik hakimdi. Komünizm çökmüş, Soğuk Savaş bitmişti. Hiroşima ve Nagasaki’ye yapılan nükleer saldırılar korkunçtu ancak geçmişe, insanlığın ve ABD’nin bir hatasına ait görünüyordu. Dönemin hakim değerleri liberal ve müreffeh bir Batı’yı işaret ediyordu.”
Ancak aradan geçen yılların bu tabloyu tamamen tersine çevirdiğini belirten Fransız tarihçi, bugün Batı’da özgürlüklerin gerilediğini ve yaşam standartlarının düştüğünü vurguladı.
Todd, Fransa’daki durumu kendi kariyeri üzerinden şu şekilde örneklendirdi:
“Yayınevim Gallimard Fransa’nın en prestijli kurumlarından biri olsa da, artık eskisi gibi France-Inter veya France 2 gibi kamu televizyonlarında kendimi ifade edemiyorum. Bu, Japonya’da NHK ekranlarına çıkmamın yasaklanması gibi bir şey. Japonya’daki itibarım, beni Fransa’daki yeni devlet otoriterliğine karşı korudu.”
Sanayisizleşme
Ukrayna savaşına geniş bir parantez açan Todd, bu çatışmanın Batı’nın endüstriyel zayıflığını gün yüzüne çıkardığını savundu.
Batı ittifakının Rusya karşısında kendi gücünü abarttığını belirten yazar, gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) verilerinin yanıltıcı olduğunu şu sözlerle ifade etti:
“Savaşın arifesinde Rusya’nın GSYİH’si, Batı’nın toplamının sadece yüzde 3’üydü. Buna rağmen Rusya, tüm Batı’dan daha fazla silah üretmeyi başardı. Savaş, GSYİH dediğimiz ölçümün gerçek üretim kapasitesini yansıtmadığını ve endüstriyel zayıflığımızı ortaya koydu.”
Bu üretim yetersizliğinin temelinde eğitim krizinin yattığını belirten Todd, ABD’nin mühendis yetiştirme kapasitesindeki çöküşe dikkat çekti.
Nüfusu ABD’den çok daha az olan Rusya’nın daha fazla mühendis yetiştirdiğini, bunun da sahadaki galibiyetin anahtarı olduğunu kaydetti.
Todd, Almanya ve Japonya’nın mühendislik kapasitesini koruduğunu ancak ABD, İngiltere ve Fransa’nın bu alanda gerilediğini belirtti.
Eğitimdeki ve toplumsal yapıdaki bu çöküşü “dini mutasyon” teorisiyle açıklayan antropolog, Batı’nın gücünü oluşturan Protestan ahlakının yok olduğunu dile getirdi.
Todd, dinin toplumsal evrimini üç aşamada tanımladı: Aktif din: İnanç ve ibadetin sürdüğü dönem. Zombi din: İnancın kaybolduğu ancak dini ahlak ve alışkanlıkların (disiplin, çalışma etiği) toplumu bir arada tuttuğu dönem. Dinsizlik: Dini değerlerin ve ondan türeyen ideolojilerin tamamen silindiği, bireyin yalnızlaştığı dönem.
Todd, Batı’nın şu anda “dinsizlik” aşamasında olduğunu ve bunun nihilizmi doğurduğunu belirterek şu tespiti yaptı:
“Birey temel değerlerden yoksun kaldı. Boşluk korkusu, boşluğun yüceltilmesine, yani bir yıkım tutkusuna dönüşüyor. Batı’nın mevcut ruh hali kısmen budur: Nihilizm. Bu da zihinlerde savaşa duyulan bir tutkuya ve jeopolitikada savaşı tercih etmeye yol açıyor.”
Ukrayna ve Gazze
Batılı güçlerin, kendi kışkırttıkları savaşlarda dahi kendilerini “adaletin tarafında” gördüklerini belirten Todd, Ukrayna krizinin asıl nedeninin NATO’nun genişlemesi olduğunu yineledi.
Rusya için bu savaşın savunma amaçlı olduğunu belirten tarihçi, “Amerikalıların ve Avrupalıların Moskova’nın bin kilometre yakınına kadar gelmiş saldırganlar olduğu benim için açık. Fakat asıl büyüleyici olan, bu saldırganların kendilerini saldırıya uğramış sanmalarıdır. Avrupa’daki durumumuzda bir delilik unsuru var” dedi.
Gazze’deki durumu da sert bir dille eleştiren Todd, İsrail’in ABD tarafından uzaktan kumanda edildiğini öne sürdü. Trump’ın politikalarındaki tutarsızlığı “ahlaki sıfır noktası”na örnek gösteren yazar, şu ifadeleri kullandı:
“Trump bir gün Gazze’nin boşaltılıp sahil şeridine dönüştürülmesini hayal ederken, ertesi gün İsrail’e dur emri verip barış ödülü talep edebiliyor. Bir gün soykırım isteyip ertesi gün Nobel Barış Ödülü istemek, ahlaki yoksunluğun kanıtıdır.”
Avrupa içindeki savaş yanlısı tutumun özellikle Protestan ülkelerde (İngiltere, İskandinavya, Kuzey Almanya) görüldüğünü belirten Todd, Katolik ülkelerin (İtalya, İspanya) daha itidalli olduğunu savundu.
Todd, Protestanlığın dünyayı ve görselliği reddeden yapısının, inanç kaybolduğunda geriye “büyük bir hiç” bıraktığını belirtti. Buna karşın Katolikliğin dünyayı ve sanatı kutsadığını, inanç bitse bile geriye “dünyanın güzelliği” hissinin kaldığını ifade etti.
Todd, Japonya’nın konumunu da bu bağlamda değerlendirdi:
“Japonya’da dinin sıfır noktasına ulaşması, Protestan ülkelerden ziyade Katolik ülkelere benzer bir ruh hali yarattı. Japonya’nın doğaya ve güzelliğe verdiği önem, onu nihilizm tehlikesinden koruyor. Kızım Louise ile Miyajima’yı ziyaret ettiğimizde hissettiğim de buydu: Dünyanın güzelliği duygusu burada hala canlı.”
Nükleer silahlar üzerine “gerçekçi diyalog” çağrısı
Konferansın ardından Hiroşima Üniversitesi Rektörü Mitsuo Oçi ile Todd arasında gerçekleşen sohbette, nükleer silahlar konusu gündeme geldi.
Rektör Oçi’nin nükleer karşıtı duruşuna rağmen Todd, “dehşet dengesi” tezini savundu.
Todd, nükleer silahlarla ilgili görüşünü şu sözlerle açıkladı:
“Dehşet dengesi, asimetriden daha iyidir. Yani nükleer silaha sahip ülkeler arasında bir denge olması, birinin sahip olup diğerinin olmadığı duruma tercih edilir. Nükleer silahlar artık bir gerçeklik ve bu sorun sadece iyi-kötü ayrımıyla çözülemez.”
Rektör Oçi ise Hiroşima’nın tarihsel mirasını hatırlatarak, “Nükleer caydırıcılık, Hiroşima vatandaşları için hem mantıksal hem de etik açıdan kabul edilmesi zor bir kavram” yanıtını verdi.
Oçi’nin, nükleer silahların tamamen kaldırılması için bir hareket başlatılsa nasıl bir strateji izleyeceği sorusuna Todd’un cevabı kısa ve net oldu:
“İmkansız şeyler üzerine asla kafa yormam. Hayat bunun için çok kısa.”
Kaynak: Harici










