ANKARA ZİRVESİNDEN SONRA, NATO’NUN İZMİR FUARINDA İSRAİL FİRMALARI SAHNE ALACAK
Erkin Öncan
NATO’nun Ankara Zirvesi savunma için GSYİH’nin %5’ini talep ediyor; ancak asıl hikaye Kasım ayında İzmir Fuarı’nda ortaya çıkacak.
Türkiye, her zaman olduğu gibi, bir kez daha tarihi günler yaşıyor ve tarihin yazılışına tanıklık ediyor.
Dünya genelinde aynı anda birçok çatışmanın yaşandığı bir dönemde, emperyalist-kapitalist sistemin yönelimi ve “yeni dönem kararları”, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi’nde şekillenecek.
Doğal olarak, böylesine çalkantılı bir dönemde gerçekleşen bu zirvede, Rusya-Ukrayna savaşı, eriyen Arktik buzları ve İran’a yönelik emperyalist saldırganlıktan, Pasifik’teki artan gerilimlere, Çin-Tayvan anlaşmazlığına, Kore Yarımadası’nın geleceğine, Avrupa’daki militarizasyona, enerji krizine, iklim değişikliğine ve daha birçok konuya kadar çeşitli meseleler ele alınacaktır.
Ancak belki de en önemli gündem maddesi, ittifak üyelerinin savunma harcamalarını GSYİH’lerinin yüzde 5’ine çıkarmaları planı olacaktır. NATO, bu konuda üyelerinden somut yol haritaları talep ediyor.
Artışın on yıllık bir süre içinde kademeli olarak uygulanması beklenmesine rağmen, bu durum üye devletler için bir rahatlama kaynağı olarak yorumlanmamalıdır. Aksine, yüzde 5 hedefine ulaşmak ve nihayetinde bu hedefe ulaşmak, pratikte aynı önlemler setini gerektirir.
Bu süreç boyunca, hedefin tamamına ulaşılmasa bile, uygulamaya konulan her ara plan, ittifak içindeki entegrasyonu -ya da başka bir deyişle bağımlılığı- her yıl daha da derinleştirecektir.
Bu bağımlılık sadece askeri, siyasi ve ekonomik açıdan değil, aynı derecede önemli bir boyut olan teknoloji aracılığıyla da kuruluyor.
Dahası, Ankara Zirvesi kadar tarihi bir öneme sahip olmasa da, NATO’nun teknolojik modernizasyon süreci için büyük önem taşıyan bir diğer etkinlik de sadece dört ay sonra, Kasım 2026’da Türkiye’de gerçekleşecek: İzmir’deki NATO Edge 26.
“Geleceğin güvenliği”
Kasım 2026’da İzmir’de düzenlenmesi planlanan NATO Edge 26, inovasyon, hazırlık ve geleceğin güvenliği gibi kavramlar üzerinden tanıtılıyor. Özünde, NATO Edge etkinlikleri, askeri teknolojilerin, savunma sanayinin ve savaş yeteneklerinin koordineli bir ekosistemde bir araya getirildiği platformlar olarak hizmet veriyor.
Etkinliği düzenleyen NATO İletişim ve Bilgi Ajansı (NCIA) tarafından yayınlanan resmi tanıtım metni, aydınlatıcı bir bakış açısı sunuyor:
“NATO Edge 26, endüstriyle daha hızlı, daha akıllı ve daha ölçeklenebilir ortaklıklar yoluyla NATO’nun hazırlık ve savaş kabiliyetini güçlendirmeye odaklanacaktır.
…NCIA, 2026 yılında Türkiye’de bu mirası sürdürmekten ve etkili çözüm geliştirme ve sektör ortaklıklarına odaklanan yenilenmiş bir formatla etkinliği bir adım daha ileriye taşımaktan heyecan duyuyor.
2026 yılında düzenlenecek etkinlik, endüstri katılımını merkeze alarak daha doğrudan etkileşim fırsatları, odaklanmış bilgilendirme oturumları, NATO’nun yaklaşan tedarik gereksinimleri ve öncelikleri hakkında daha derin bilgiler ve endüstri çözümlerinin NATO karar vericilerine, son kullanıcılara ve potansiyel ortaklara sunulması için daha geniş fırsatlar sağlayacaktır.
Ortaklıklar, katılım ve pazar yeri
Burada temelde, serbest piyasa ilkelerine göre işleyen, ortaklıkların ve katılımın merkezi bir rol oynadığı bir askeri ekosistemi inceliyoruz. Ünlü Fuar İzmir mekanında düzenlenecek sergi ve beraberindeki etkinliklerde, savunma şirketleri, hükümetler ve askeri komuta yapıları, “savaş hazırlığı” olarak tanımladıkları şeyi güçlendirmek için iş birliği arayışında olacaklar.
Nitekim, organizatörlerin kendi açıklamalarına göre, 200’den fazla katılımcı ve sergiciyle etkinlik, sadece bir teknoloji fuarı olarak değil, NATO’nun gelecekteki tedarik mimarisini şekillendirmeye yardımcı olacak bir etkileşim platformu olarak tasarlandı.
Üç günlük program boyunca, C4ISR yeteneklerinin geliştirilmesi de ön plana çıkacak. Komuta, kontrol, iletişim, bilgisayarlar, istihbarat, gözetim ve keşif sistemlerini entegre eden C4ISR, askeri liderliğin savaş alanını gerçek zamanlı olarak izlemesini ve birleşik bir dijital ağ üzerinden en hızlı ve en etkili kararları almasını sağlar. Bu tür sistemler ise genellikle askeri kurumlarla yakın işbirliği içinde çalışan rakip savunma firmaları tarafından geliştirilmektedir.
NATO’nun tehdit algıları ve operasyonel koordinasyon gereksinimleri geliştikçe, hassas askeri sistemlerin ne ölçüde ulusal kontrol altında kalması gerektiği veya bunun yerine ittifakın daha geniş mimarisine entegre edilmesi gerektiği soruları, bu yeni dönemin belirleyici tartışmaları arasında yer almaktadır. Bu tartışmalar, sivil altyapının, sağlık hizmetlerinin, ulaşım ağlarının, sivil savunmanın ve kamusal yaşamın daha geniş alanlarının militarizasyonu da dahil olmak üzere halihazırda devam eden diğer hazırlık süreçlerini yansıtmaktadır; bu gelişmeler Avrupa’nın birçok yerinde aşırı sağın güçlenmesine de katkıda bulunmuştur.
Bu sonbaharda İzmir’de düzenlenecek oturumların, NATO’nun dijital dönüşüm stratejisi, siber savunma yeteneklerinin genişletilmesi ve hibrit tehditlere karşı direnç konularına odaklanması bekleniyor.
Etkinliğin en önemli konuşmacılarından biri, NATO Siber ve Dijital Dönüşümden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Jean-Charles Ellermann-Kingombe olacak. Açılış konuşmasını yapması, tartışma panellerine katılması ve etkinlik boyunca katılımcılarla etkileşimde bulunması planlanıyor.
Kimler katılıyor?
Katılımcı listesi hem kapsamlı hem de dikkat çekici. Etkinliğin resmi internet sitesine göre, Türk firmaları da dahil olmak üzere 142 şirket şimdiden kayıt yaptırdı.
Daha da önemlisi, bu şirketlerin büyük çoğunluğu, doğrudan yatırımdan yerel ofislere, ortak girişimlerden askeri tedarik anlaşmalarına kadar uzanan çeşitli ticari ilişkileri İsrail ile sürdürmektedir.
Daha bilindik isimler arasında İsrail teknolojisini kullanan Airbus; İsrail’e elektronik füze kitleri ve hedefleme teknolojileri sağlayan BAE Systems; İsrail savunma şirketi Rafael’in ortağı CENTUM; Alman-İsrail ortak girişimi Quantum-Systems; ve elbette İsrail’de kullanılan yapay zeka destekli gözetleme teknolojilerini geliştirmesiyle tanınan Palantir yer alıyor.
Türkiye’den öne çıkan katılımcılar arasında Aselsan, Havelsan, Roketsan, Meteksan, TÜBİTAK ve hatta Türk Telekom yer alıyor.
Zorlu bir gerçeği tekrar vurgulamakta fayda var: Biz sadece bir askeri ittifakın parçası değiliz, aynı zamanda küresel sermaye ile derinden iç içe geçmiş ve birçok açıdan onun çıkarlarına hizmet eden bir teknoloji-sanayi kompleksinin de katılımcılarıyız.
Ankara’da alınacak %5’lik savunma harcaması kararları, İzmir’de sergilenecek sistemler ve orada kurulacak ortaklıklar, bu bakış açısına göre ülkemizi giderek derinleşen bir bağımlılık ağına sürüklüyor. Buna rağmen hükümet, eleştirmenlerin ulusal çıkarlar kavramına aykırı olduğunu ve hatta onu baltaladığını savunduğu bu süreci, “gündemi belirleme”, “vazgeçilmez bir aktör olma” ve “Türkiye’nin gücünü gösterme” kanıtı olarak sunuyor.
Atlantik sistemi büyük bir çatışma olarak algılanan bir duruma hazırlanırken, dinamik ordusu, hızla yasa çıkarabilen siyasi sistemi ve halk arasında siyasi konsolidasyonu sürdürme yeteneğiyle Türkiye, önemli bir aktör olarak öne çıkıyor.
Ancak, askeri harcamalardaki her artışın nihayetinde kamu kaynakları pahasına finanse edildiği bir siyasi ve ekonomik ortamda, bu süreç Türkiye’nin daha yoksul vatandaşlarının çoğu için daha büyük zorluk ve yıkımdan başka bir şey ifade etmiyor.
Bu argüman, toplumu bu tür bir “gündem belirleme”nin yıkıcı sonuçlarından korumanın, oyunun kendisine katılmayı değil, onu tamamen bozma kararlılığını gerektirdiği sonucuna varıyor.










