HER NEFESTE GERÇEK HÜRRİYET!

Ulaş TUNCA

Sistem kurucular hür insanlardır!

“Mutlak Fikir”e nisbetle insan ve toplum meselelerini, zamanın şartlarına göre hâlledici “tatbik fikri” örgüleştirerek “bütün sistem” çapında ortaya koyan “sitem kurucular” gerçek hür insanlardır. Özgürlük alanlarını tanımlayanlar, seçim yapabilenler, kanun koyanlar, şahsiyet sahibi olanlar hür insanlardır.

Allah’a kulluğun en ileri derecelerinde tezâhür edecek olan gerçek hürriyeti, Allah’a kul olma zorunluluğunun şuuruna varışta ve mahlûkata derecelerine göre hizmet etmekte ararken, Hâkk’ın koyduğu hadlere riâyet şuuru!..

Bu şuurdaki insanın hürriyetinin sınırları da, onu yaratana karşı göstermiş olduğu kulluğunun derecesiyle ölçülebilir.

Mahlûkata derecelerine göre hizmet etmenin en ileri derecesi ve en büyük hürriyet; insanımızı bâtıl sistemlerin, rejimlerin, ideolojilerin, nefsin, şeytanın, insanların, toplumların, tiranların, firavunların, putların köleliğinden gerçek hürriyetine kavuşturacak olan, Allah’a Resûlü’nün gösterdiği yoldan yönelmiş kimselere hizmet etmekte!..

Özgürlükleri birtakım kalıplar içerisinde sınırlamak hürriyetin hakikatine kıymak olur. Kimilerine göre 5 vakit namaz araları hürriyet alanları olarak görülürken, kimilerine göre de bu 5 vakit namaz ânları hürriyet alanları olabilir.

Hürriyeti bir hak, insanların hak arayışı olarak kabul edersek, o zaman herkes kendi başına bir hürriyet telâkkisine savrulabilir. Kendi ahlâksızlığını topluma örnek olarak sunabilir.

Zorunlulukları belirleyecek olan ölçüler neye göre belirlenmeli ve bunu kimler belirlemelidir?

İstikbâlin Büyük Doğu toplumunda ahlâksızlığa ve hadsizliğe hürriyet alanı ve serbestisi tanınabilir mi?

Farklı toplumlarda insanlara çok fazla özgürlük alanları, kaçış alanları sağlanması o toplumların gücünü değil zayıflığını gösterir. Bu mânâda topluma genişleyen çeşitli hürriyet alanlarının açılması gerekliliği, İslâm şeriatının ruhuna uygun, insanın kendini gerçekleştirme alanlarında uygulanabilir…

Mümin, devletini ve ideâl Büyük Doğu toplumunu inşâ edene kadar ve sonrasında da nefsini bir ân bile başıboş bırakamaz. O, her ân kötülüğü emreden nefsini murâkabe, muhâsebe, muâtebe, muâkabe ve mucâhede altında tutmak mecburiyetindedir…

KAFES

Gönle gelir bir heves

Canlanır olur nefes

Uzaktan gelen bu ses

Dünya sanki bir kafes

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin