KARADENZ’DE NATO TEHLİKESİ

Cem GÜRDENİZ

Karadeniz’deki güvenlik ortamı artık klasik “war risk” tanımını aşmış, özellikle Azak Denizi’nde açık tehdit seviyesine ulaşmıştır. Ticari gemiler, tankerler ve deniz lojistik hatları doğrudan hedef alınırken, deniz ticareti fiilen savaşın bir parçası hâline gelmektedir.

Bugün Azak Denizi ile Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik ortamı, ticari gemiler ve gemiadamları açısından giderek benzerlik göstermektedir.

Bu nedenle Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Genel Sekreteri gemiadamlarının güvenliği sağlanamıyorsa denizcilerin gereksiz tehlikeye maruz bırakılacağı geçişlerden kaçınılması çağrısında bulunmuştur.

Dünyanın en büyük gemiadamı tedarikçilerinden Filipinler de denizcilerine savaş riski taşıyan bölgelerde görevlendirilmeyi reddetme haklarını hatırlatmıştır.

Hindistanın Hürmüz Boğazı için aldığı karar da dikkatle incelenmelidir. Hindistan Denizcilik Genel Müdürlüğü’nün yayımladığı talimatta şu ifade yer almaktadır:

“Ship Owners, Ship Managers and RPSL Companies are directed to avoid deploying Indian seafarers on vessels undertaking voyages through the Strait of Hormuz until further orders.”

(“Gemi sahipleri, gemi işletmecileri ve personel temin şirketlerine, ikinci bir emre kadar Hürmüz Boğazı’ndan geçecek gemilerde Hintli denizcileri görevlendirmemeleri talimatı veril

Görüldüğü gibi uluslararası eğilim, ticaretin devamından önce insan hayatını korumaya yönelmektedir.

Türkiye de benzer bir yaklaşımı değerlendirmelidir. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Türk denizcilerinin can güvenliğini esas alan, yüksek riskli bölgelere yönelik açık ve teknik kriterler içeren bir düzenleme hazırlamalıdır.

Karadeniz’in bugün bu ölçüde tehlikeli bir deniz alanına dönüşmesinin en önemli nedenlerinden biri, NATO ülkelerinin Ukrayna’ya sağladığı yoğun askerî destek ve bunun çatışmayı deniz ticaretini de kapsayacak şekilde genişletmiş olmasıdır. Bunun sonucunda ticari gemiler dahi doğrudan hedef hâline gelmektedir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin emanet edildiği ülke Türkiye’dir.

Türkiye NATO üyesidir; ancak Montrö’nün 19. maddesinin kendisine verdiği tarafsızlık sorumluluğunu, NATO üyeliğinin doğurduğu siyasi reflekslerin önünde tutmalıdır. Karadeniz’in daha fazla tırmanmasını önleyecek en önemli güvence, Montrö’nün tarafsız ve tavizsiz uygulanmasıdır.

Özellikle uluslararası sularda ve fiilî harp sahasının dışında ticari deniz taşımacılığına yönelik saldırılar kabul edilemez. Türkiye, seyrüsefer serbestisini tehdit eden bu eylemleri açık biçimde protesto etmeli; gerektiğinde Türk bayraklı gemilerin güvenliği için ilave tedbirler geliştirmelidir.

Rusya’nın karasuları, deniz yetki alanları ve Azak Denizi’nde savaşın doğrudan riskleri zaten bilinmektedir. Bu bölgelere gidecek Türk gemileri ve gemiadamları da Hindistan örneğinde olduğu gibi açık biçimde uyarılmalı; insan hayatını önceleyen bir yaklaşımla bu seferler teşvik edilmemelidir.

Denizcilikte öncelik navlun değil, insan hayatıdır.

Kaynak:

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.