KURTARICI BEKLERKEN
Selim Gürselgil
İslâmî kesimin ataletine, küfre itaatine, aksiyondan kaçışına biçtiği büyük bir mazeret vardır:
– Kurtarıcı gelecek, insanları kurtaracak. Bizim zahmete girmemize gerek yok.
Bu öyle büyük bir atalet ki, kurtarıcı gelse, sanki haberi olacak. Ona da aynı ataletle bakacaksın. “Tamam ama, yani bu devirde ne gerek var” diyeceksin.
Aklıma Yunanlı romancı Kazancakis’in Hazret-i İsa’ya dair romanı geldi. Hazret-i İsa zuhur ediyor. Yahudiler bakıyor, hiç onların beklediği lafları etmiyor. İşte milliyetçilik bekliyorlar. “Ne? Mutlu! Yahudiyim? Diyene!” Nanay… Hazret-i İsa bambaşka şeylerden bahsediyor. Yok ya sen mesih falan olamazsın, sahtekârın tekisin diyorlar.
Sen de aynısını yapacaksın, boşuna kurtarıcı bekleme. Kurtarıcı dediğin metrobüs değil. Senin alışkın olduğun güzergâhtan gelmeyebilir. Beklediğin şeyleri söylemeyebilir. Sevdiğin kişileri yalanlayabilir. Kurtarıcı çünkü o. Herkesin gittiği yoldan gitmeyecektir. Herşeyin bambaşka bir yüzü olduğunu gösterecektir. Kurtarıcı senin seviyende biri olmayabilir.
Bu arada, mutfakta falan biz iyi olabiliriz ama Yunanlılar bizden bir çok konuda epey önde. Misal bizde Kazancakis gibi bir romancı çıkmamıştır.
Diyeceksin bizim de Orhan Pamuğumuz var. Tamam ama onunki sıradan insana yönelik zekaîlikler ve köpük. Kazancakis ayarında büyük bir kafa değil. Büyük meselelerin hiçbirine giremiyor. Bergson’u, Nietzsche’yi zihnen takip edemiyor.
Bizde maalesef seviye yerlerde. Bir Yunan sinemasına bakın. Fikri meseleler görürsünüz. Bizde aptal sağcı ve solcuların aptal fantezileri vardır sadece.
Dua et de kurtarıcı falan gelmesin. Bekledik gelmedi diye yırtarız belki. Gelirse hepimiz hapı yuttuk, onu bil.










