İSRAİL, MESCİD-İ AKSA’YI İŞGÂLDE YENİ YÖNTEM UYGULARKEN, KIRMIZI ÇİZGİCİLER NEREDE?
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
Mescid-i Aksa’da tehlikeli adım: İsrail zamanlı işgâl aşamasına geçti
Kudüs Uluslararası Vakfı Temmuz raporunu açıkladı: İsrail Mescid-i Aksa’da ilk kez zamansal bölünmeyi fiilen uyguladı.
Kudüs Uluslararası Vakfı, Temmuz 2026 dönemine ait yayımladığı raporda, İsrail’in Mescid-i Aksa’da ilk kez gerçekleştirdiği ihlâlleri ve Aksa’yı zaman ve mekân olarak işgâl planlarını gözler önüne serdi. Rapora göre, geçtiğimiz ay boyunca 9 bin 670’ten fazla yerleşimci İsrail makamlarının resmî koruması altında Mescid-i Aksa’ya baskın düzenleyerek Tevrat ayinleri gerçekleştirdi.
Baskınların en tehlikeli boyutunun 23 Temmuz’daki “Tapınak Yıkımı Anma Günü” sırasında yaşandığı belirtildi. O gün 4 bin 288 yerleşimcinin katıldığı baskınlarda; yerleşimcilerin nişan töreni düzenlemesi, İsrail bayrakları açması, sözde tapınak inşası için Aksa’ya taş getirmesi, doğu duvarındaki taşlara dinî semboller çizmesi ve geçici gölgelikler kurması gibi ilk kez görülen provokatif eylemler kayıtlara geçti.
Müslümanlara Giriş Yasağı: “Bugün Yahudilere Tahsis Edildi”
Raporda yer alan en çarpıcı ve en tehlikeli tespit ise Müslümanların Aksa’ya girişlerine getirilen yaş kısıtlamaları oldu. İsrail polisinin 23 Temmuz baskınlarında önce sadece 75 yaş üstü, ardından ise 85 yaş üstü Müslümanların girmesine izin verdiği bildirildi. Raporun en önemli kısmının, güvenlik güçlerinin camiye gelen Müslümanlara “Bugün Yahudilere tahsis edildi” diyerek zamana ayarlı işgâl sürecini başlatarak, İsrail’in, “Kudüs-Mescidi Aksa Kırmızı çizgimizdir!” açıklaması yapanların sözlerini paspas ettiğinin bir kez daha ortaya koyması oldu.
Bab el-Rahme Mescidi Hedefte
Kudüs Uluslararası Vakfı, İsrail ordusunun Mescid-i Aksa’nın doğu bölümünde yer alan Bab el-Rahme Mescidi’ne yönelik baskılarını artırdığını duyurdu. Polislerin ayakkabılarıyla halı kaplı mescide girdiği, cemaatin dışarı çıkarıldığı ve mescidin hoparlör sisteminin ana ses düzeninden koparıldığı aktarıldı.
Vakıf, Bab el-Rahme ve çevresindeki İmam Gazalî Kubbesi ile Hadis Evi’nin sistemli olarak hedef alınmasının tesadüf olmadığını, 2013 yılında yayımlanan bir İsrail haritasında bu alanın Yahudi yerleşimcilere tahsis edilecek bölge olarak gösterildiğini belirterek, İsrail saldırılarının bu safhasında ilgili kısmın mekân olarak bölünmesinin hedeflendiği ortaya konuldu.
*
Kumandan Mirzabeyoğlu, 1988 senesindeki İşkence ve Filistin Meselesi adlı konferansında, Filistin’de yaşananların bizim adam olamayışımızdan kaynaklandığını belirtir.
O konferansın verilişinden bu güne aradan geçen kırk seneye rağmen netice ortada.
Filistin dahil dünyanın dört bir yanındaki mazlumlara sahip çıkabilmenin yolu, öncelikle bizim adam olmamızdan geçiyor.
Peki, asıl mesele: Nasıl adam oluruz?
Adam olmanın şartları nelerdir?
Öncelikle bunlar ortaya konulmadan, kuru hamasetle bir yere varılamayacağını bilmek, anlamak ve adam olmanın şartlarını bildikten sonra, artık o şartlar bilindiğine göre, adam olmanın şartlarına ermeye bakmak gerekir.
Yoksa kuru kuru, biz şuyuz, biz buyuz, dua ettim, falan…
Bunlar iyi niyetli şeyler olabilir ama, kuru iyi niyetle mesele çözülmez.
Meseleler, meselelerin istediği şuur seviyesindeki fikirle çözülür.
Filistin meselesi dahil dünya üzerindeki zulümler, temelinde Batı dünya görüşünün, bu dünya görüşünün iktisadî (kapitalizm), siyasî-askerî (NATO’culuk) vs. bütün bir sistem çapındaki tezahürünün yansımalarıdır ve çözüm de sistem çapında bir karşı koyuşla mümkün olabilir. Sistem çapında karşı koyuş için de öncelikle sistem şuuru gerekir ki, şuurlanma ve bu çerçevede de tedrici olarak oluş mümkün oalbilsin. Evet, her şey bir ânda olmaz ama her şeyin tedrici oluşunun ön şartı da sistem şuurudur. Sistem-istikâamet olmadan, ne oalcağını bilemezsin ki, olabilesin. Ne olacağını bilmeden, “müslüman olursak” falan diyerek gerçekte işi bilmediğini gösteren sözde çözüm teklifleri… Meselâ, iyi doktor olmakla iyi müslüman olmanın doğrudan bir bağı yoktur. İyi müslüman olmak elbette gerek ama nasıl ki iyi müslüman iyi doktor olmayabiliyorsa, bu davanın da kendine ait bir oluş meselesi olduğunu idrak etmek gerek.
Adam olmayı istiyorsak, bu işin, basit bir, “oh oh, kardeşler çalışıyor! Reis bizi Kudüs’e götürecek!” edebiyatıyla olmacağını anlamak ve olmanın şartlarının gerçek zeminini tesbit etmek gerek.
O zemin de öncelikle sistem şuuru ile varolabilir.
Bunun olmadığı yerde kimse kimseyi bir yere götüremez.










