DÜNYADAKİ BÜYÜK HESAPLAŞMA VE AVRASYA CEPHESİ
Adnan DEMİR
Bugün dünyada yaşanan savaşın iki cephesi var:
1. Cephe:
Epstein Adası’nda zincirlerinden boşalmış olan saf kötülüğün başını çektiği Atlantik cephesi.
Bu cephenin ana unsurları; İsrail ve Amerika başta olmak üzere Avrupa’nın idarecileri ve küresel sermaye çetesidir. Fakat etki alanları oldukça geniştir. İslâm coğrafyasının büyük bölümünde ittifak kurdukları idareciler vasıtasıyla kötülüklerini çok geniş bir coğrafyada sürdürebilmektedirler. Bu cephenin ana askerî gücü ise NATO’dur.
Atlantik cephesinde yaşayan halkların önemli bir kısmı bu saf kötülüğün farkındadır; ancak nasıl karşı çıkacakları konusunda net bir fikirleri ve alternatifleri yoktur. İslâm coğrafyasında Atlantikçi işbirlikçilerin hüküm sürdüğü bölgelerde ise ahalinin büyük çoğunluğu, idarecilerin aksine bu saf kötülüğe düşmandır.
2. Cephe:
Atlantik sömürgeciliğine karşı direnen çok kutuplu Avrasya cephesi.
Bu cephe, neredeyse dünya nüfusunun yüzde sekseninden oluşuyor. Şimdilik dağınık ve organizasyon konusunda eksik yönleri olmakla beraber; direniş halklara umut verdikçe her geçen gün organizasyon yeteneğini geliştiren bir görünüm arz etmektedir.
Atlantik cephesi her sahada geriler ve büyük bir çöküş yaşarken, bizim asıl üzerinde duracağımız husus, çok kutupluluk fikri etrafında şekillenen Avrasya cephesidir.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla çöken iki kutuplu düzenin ardından meydana gelen tek kutuplu dünya düzeni artık nihayete erdi. Her ne kadar hâlâ durum böyleymiş gibi bir algı çalışması yürütülse de artık tüm dünya bunun böyle olmadığını görüyor ve kabûl ediyor.
Özellikle Rus entelektüalizminin “Dördüncü Siyaset Teorisi” ve çok kutuplu yeni dünya düzeni fikri etrafında şekillenen bir süreci yaşıyoruz. Rusya şu ân Avrasya gücünün lokomotifi görevini üstlenmiş durumda. Komünizm ve materyalizmin çok ağır faturasını ödedikten sonra Ortodoks inancı ve gelenekselci çizgiye dönen Rusya, bir yandan kendi iç birliğini tesis ederken (ki bunu büyük ölçüde başarmış görünüyor), diğer yandan da direniş cephesinde birliği oluşturmak için büyük çaba sarf ediyor.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Bu Denklemdeki Yeri ve Konumu:
Gerekçelerine ve izahına girmeden ele alacağım bir söz var: “Jeopolitik kaderdir.”
Eğer jeopolitik kaderse ve biz bu jeopolitik denklem üzerinde varlık ve hayat mücadelesi veriyorsak -jeopolitiği değiştiremeyeceğimize göre- tarihî seyir içinde bu coğrafyanın tarihini ve sosyolojisini çok iyi bilmemiz, tarihî şuur hâlinde yönümüzün neresi olduğunu ortaya koymamız elzemdir.
Jeopolitik konusunda uzmanlaşmış birçok ilim ve fikir adamının, Anadolu’nun dünyanın merkezi olduğu yönündeki tespit ve değerlendirmelerine hepimiz şahitlik etmişizdir. Dünyanın merkezi neresidir bilmem ama Anadolu’nun jeopolitik konumunun hem Doğu hem de Batı için kilit nokta olduğunu iddia edebiliriz.
Binlerce yıldır hedefine Batı’yı koymuş olan ve Doğu medeniyetinin temsilciliğini üstlenen Türk milleti bu hedefinden sapmış değildir. İktidara çöreklenmiş olan işbirlikçi yapılar, Anadolu’yu Avrupa ve Amerika çizgisinde tutmak için ellerindeki tüm gücü kullanmış olsalar da bu millet hiçbir zaman bu hissiyatı taşımadı; köklerini ve özünü inkâr etmedi.
Büyük Kapışma Olacak mı?
Mevcut siyasî yapılara ve mevcut fikir vasatına bakılınca, büyük kapışmayı önleyecek bir aklın olmadığı ve bu hesaplaşmanın kaçınılmaz olduğu ortadadır. İngiltere ve Almanya gibi ülke liderlerinin halklarına savaş şartlarına hazır olmaları yönünde yaptığı tavsiyelere bakacak olursak, bu kapışmayı saf kötülüğün merkezinin bizzat istediğini söyleyebiliriz.
Rusya bir yandan Ukrayna’da NATO’yu silahsızlandırırken, diğer yandan İran’ın Amerika gibi bir süper gücü bölgemizden çekilmek zorunda bıraktığı hakikatini göz önüne alınca, Türkiye’nin işbirlikçi bir kadro elinde nereye sürüklendiğini anlamak hiç de zor olmasa gerek.
Son Olarak:
Birleşmiş Milletler teşkilâtı başta olmak üzere tüm kurumların işlevini yitirdiği bir ortamda bu kapışma kaçınılmaz olduğuna göre; Türkiye, tarihin doğru tarafında yer alıp yeni kurulacak dünya masasına onurlu ve güçlü bir kutup olarak oturabilme şartlarından -mevcut iktidarın pozisyonundan dolayı- şimdilik uzak görünmektedir. Buna rağmen, Büyük Doğu ideâalinin işaret ettiği onurlu yeri alabilmesi için Avrasya ile tam ittifak ve intibak yollarını bulması için ne gerekiyorsa yapmak mesuliyeti altındayız.










