MEKKE ANLAŞMASININ KAZANANLARI İSRAİL VE ABD

Cem GÜRDENİZ

Mekke Anlaşması’nın açıklanan 16 maddesi, daha önce dile getirdiğim endişeleri güçlendirmiştir. Türkiye’nin ihtiyacı olmayan bu askerî ittifak, Batı Asya’da tehlikeli bir mezhepsel ve jeopolitik bloklaşmayı derinleştirme potansiyeline sahiptir.

1. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın oluşturduğu askerî ittifakın İran karşısında Sünni bir blok olarak algılanması ciddi bir stratejik tehlikedir. Mezhepsel ayrışmaların jeopolitik rekabete dönüştüğü Batı Asya’da Türkiye neden böyle bir kutuplaşmanın parçası olsun? Türkiye’nin güvenlik politikası mezhep aidiyetlerine değil, millî çıkarlara dayanmalıdır.

2. Cui bono? Kim kazanacak? Bölgedeki Müslüman ülkelerin mezhep ekseninde birbirine karşı konumlanması kimin çıkarınadır? Kanaatimce bu kutuplaşmadan en büyük stratejik yararı İsrail sağlayabilir.

Türkiye ile İran’ın karşı karşıya gelmesi, Washington’daki neocon çevrelerin İran’ı çevreleme stratejisine hizmet eder. Böyle bir gelişme, Batı finans kapitalinin ve sömürgeci deniz hegemonyasının bölgeyi parçalı tutma çıkarlarıyla örtüşür.

3. Suudi Arabistan’ın düşmanları Türkiye’nin düşmanı değildir. Anlaşmanın 1. ve 2. maddeleri, ortak tehdit değerlendirmesi ve kolektif savunma yükümlülükleri yaratıyor.

Riyad’ın İran veya Yemen kaynaklı güvenlik sorunları neden Türkiye’nin askerî sorumluluğuna dönüşsün?

Türkiye’nin İran’la tarihsel rekabeti vardır, ancak bu, iki ülkenin mezhep temelli askerî kamplara ayrılmasını gerektirmez.

4. Ensarullah’ın Suudi Arabistan’la çatışması, Türkiye’nin savaşı değildir. Beşinci maddedeki terörizmle mücadele iş birliği, farklı tehdit tanımlamalarının operasyonel sonuçlar doğurması bakımından dikkatle incelenmelidir.

Türkiye’nin Kızıldeniz’deki önceliği deniz ticaretinin güvenliğidir. Babülmendep’te yeni düşmanlar edinmek, Mavi Vatan’ın çıkarlarına hizmet etmez.

5.Altıncı madde askerî konuşlanma ve ortak faaliyetleri, onuncu madde savaşta silah, mühimmat, yakıt ve lojistik desteği düzenliyor. Türk askeri cepheye gönderilmese bile Türkiye, İran veya Yemen merkezli bir savaşın lojistik destekçisi hâline gelebilir mi? Sorgulanması gereken tehlikelerden biri de budur.

6. İstihbarat paylaşımı, ortak askerî karar mekanizmaları ve anlaşmadan ilk on yıl çekilememe hükmü, Türkiye’nin gelecekteki hareket serbestisini daraltabilecek niteliktedir.

7. Suudi Arabistan Türkiye’den kapsamlı askerî dayanışma beklerken neden KKTC’yi tanımıyor? Kıbrıs’taki millî davamıza somut destek vermeyen bir ülkenin bölgesel güvenlik sorunlarında Türkiye neden ağır sorumluluklar üstlensin?

8. Türkiye’nin görevi Şii veya Sünni blokların askerî gücü olmak değildir. Türkiye, mezhep çatışmalarının değil, bölgesel barışın ve stratejik dengenin tarafı olmalıdır.

TBMM, bu anlaşmanın yalnızca askerî hükümlerini değil, yaratabileceği mezhepsel ve jeopolitik sonuçları da değerlendirmelidir.

9. Batı Asya’da Şii-Sünni kutuplaşmasını derinleştiren her gelişme, bölgesel güçlerin birbirini tüketmesi ve dış müdahalelere daha açık hâle gelmesi riskini taşır.

Kaynak: https://x.com/cemgurdeniznet/status/2112661944138129414

Bir yanıt yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin