İSLAM’IN İZZETİDİR BU GELEN!

İSLAM’IN İZZETİDİR BU GELEN!

İzzet’in çocukları, Gazze sokaklarından, marşlarla Tel Aviv’e vuruyor:

“Vur Kassam’ın füzesiylevur İzzet bizi çağırıyorki odüşmanımızın gücünü sarsıyor…” (İzzettin El Kassam Tugaylarının bir marşından)

İzzet, Irak’ta cephelerde kol geziyor. Halkını örgütleyerek, zafer kazandığını sanan düşmanın uykularına kabus gibi çökerek, her saat başka bir cephede ortaya çıkıyor. Pas tutmuş yüreklere, yılgınlıktan kısılmış seslere, sönmeye yüz tutmuş hürriyet ateşine yeniden can veriyor. Sadakatin, vatanseverliğin, askerliğin, Müslümanlığın, insanlığın, ahlakın ne olduğunu gösteriyor, hatırlatıyor:

“Ey büyük Irak’ın evlatları, ey halkımız! Ey bizim şerefli ümmetimizin evlatları! Ey büyük Irak’ı, vatanımızı koruyan mücahit askerlerimiz! Ey İslâm’a ve vatanlarına yardım edenler! Hepinizi cihada  davet ediyorum!” (İzzet İbrahim El Durî)

İzzet’in çocukları; hiç bir fitneye aldırış etmeden, el ele, omuz omuza, bütün kirli oyunların sızısını bağırlarına gömerek, Bolu zindanının duvarları dibinde sarılıyorlar nöbet tutan kardeşlerine ve hep birlikte ses veriyorlar, hürriyet için dünyanın dört bir yanında çırpınanların seslerine:

“varsın yaşamak zor olsun ölümdenvarsın bin ölümlü geçmesin günmahzun böyle köşemdegeçmesin bin ölümlü gece-akınsız-“cephede döğüşeninyüreği peknişanı keskin olsundüşmesin nefsin pususunabilsin can tende emanetbilsin gören göztutan elinne büyük nimet olduğunubozulsun neronların oyunubozulsun uşakların pususuuyansın “kardeş” dediklerimizgamsız uykularından.” (S.M – Aydınlık Savaşçıları)

Evet, bu gelen İzzet’tir arkadaş.

Bu gelen “İslam’ın İzzeti”dir, O’nun ayak sesleridir.

Yurtlarımıza bahar, evlerimize şenlik, bedenlerimize nefestir.

Biz “İslam’ın İzzeti” ne layık olacağız.

O’nun dediği gibi; taş ta atılsa, gül de atılsa üzerimize, “dimdik ayakta” duracağız. Düşeni omuzundan tutup geri kaldıracağız. Yorulanın koluna gireceğiz. Yanlışları tamir edeceğiz.

Kan kussak, “kızılcık şerbeti içtik” diyeceğiz her zamanki gibi; ama yine de “ah” etmeyeceğiz.

“500 yılın yükünü omuzlayıp gelen” in eteğine yapışacağız ve insanlık, dostluk, arkadaşlık, aile, ahlak, vatan, hürriyet adına bırakmayacağız, parmaklarımızı gevşetmeyeceğiz.

Ve “O’nun sermayesini”, boş işlerin boş nefsani çekişmelerinde “tüketerek” yaşamayacağız. Teknoloji, makine ve hazcılık şeytan üçgenindeki esarete ve sefalete düşmeyeceğiz.

Üreteceğiz.

Hayatın her alanında, her sahasında üreteceğiz. Ürettikçe insan olacağız, ürettikçe insanlığa yani O’na  yakışacağız.

Her şey ne kadar açık aslında değil mi?

Filistin’den, Irak’tan, Bolu’dan… Gören göz için her yerden akın akın gelen, İzzet’in ta kendisidir.

Biz de ya olacağız, ya olacağız.

 

Mehmet KİBAR

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: