YÜRÜYEN BÜYÜK DOĞU’NUN DOĞUŞU
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
Önceki yazıya devam etmeden önce, “Yürüyen Büyük Doğu” vasıflandırmasının doğuş macerasına da ayna olması bakımından, bizzat “Yürüyen Büyük Doğu-Kumandan”ın kaleminden bir okuma parçası:
Vâridât: Üstadım’ın Vefatı
• Üstadım’ın MSP’yi iptali… Sözkonusu grup hızlı MSP’ci… Erdem Beyazıt, “İslâm’da Devlet” diye, ne İslâm ve ne devlet hakkında fikir kursağında hiçbir şey bulunmadan, Büyük Doğuya alternatif(!) fikirler(!) üretiyor… Akif İnan, sırf “bu iş edebiyatla olur!” tekerlemelerine aykırı olduğu için İran devrimine karşı çıkar ve “Türkiye İran olamaz, İslâm’da şiddet yoktur, bizim ağzımızı burnumuzu da kırsalar ses çıkarmamalıyız!” yollu makaleler döşenirken, birdenbire İrancı olur ve Üstadım’ın İran bahsiyle ilgili bir yazısı dolayısiyle onu “Amerikan uşağı!” olarak suçlar… Üstadım hakkında bir de “Fitne” başlıklı bir yazısı mevcut… “Hikayeci” -fasarya mânâsına kullandığımı anlıyorsunuz- ise, “Niçin İslâm yerine Büyük Doğu” diyor diye tenkitler(!) üretmekte… Her neyse; bitlerin ismi olmaz… O onu dedi, bu bunu dedi, bunu o değil de şu dedi… Bitlerin ismi olmaz; hareketlerine nisbetle takip edeyim dersen, her biri diğerinin ismini çalar ve kimin ne yaptığı, her birinin birbirine benzerliğinde kaybolur… Yalnız şunu belirtmeliyim: 12 Eylül 1980 sonrası MSP sofrası dürülünce, bunların o davası da bitti… 1983 sonrası ANAP milletvekili olan Üstad varisi(!) Erdem Beyazıt, öyle keskin ANAP’lı oldu ki, işi “İslâm’da devlet diye birşey yoktur!”, “tarihimizin en büyük kahramanı Atatürk’tür!” demeye kadar götürdü; bunları söyledikten sonra, “Semra Özal’ın hangi hareketini hatalı buluyorsunuz, söyleyin izah edeyim!” diyesiye dalkavukluğunu, “Turgut Özal’ın Avrupa Topluluğuna girme çabası, Fatih’in İstanbul’u almasından daha büyük hâdisedir!” diyesiye hainliğini hatırlatmanın ne çarpıcılığı olabilir?.. Hâli, vicdanları o kadar kanattı ki, tıpkı Turan Dursun’u andıran surat fotoğrafının yayınlandığı bir dergide çıkan hezeyanlarına cevap veren biri, onun ANAP’ta ne kadar tekâmül ettiğini de açıkladı:
— “Viski çekmeden ayık kafayla neler söylediğini oku da, kendine gel!”
• Kronolojik tarih yerine ruhî zaman usulüyle işaretlediğim bu hususlardan sonra dönelim Akıncı Güç dönemine… Maveracılar, yazıları Üstadım’ın yazıp benim ismimi koyduğunu yaymakta ve Üstadım tarafından Ortadoğu gazetesinde birbuçuk sayfalık bir tertible yayınlatılan “Akıncı Güç Çevresinde” isimli yazımdan dolayı beni “Kurtçu”, yani kafatasçı Türk milliyetçisi olarak ilân etmekte… Şu oldu, bu oldu, Üstadım Ankara’ya gitti… Döndüğünde yüzünde güller açıyordu:
— “Senin yazılarını benim yazdığımı söylüyorlar!”
Aslında neyin ne olduğunu gören hased gözü, sözde istikrar tutturamadı; Necip Fazıl derlemecisi, komünist, felsefeci, Türkçü, Kürtçü… Birbirini çelen bu hükümler(!) arasında -müsaadenizle- kalem kudreti yürüyor ya, sonunda son çığlık hâlinde “kendinde Necip Fazıl’dan başka bir şey yok”tan, “kendinde birşey yok”a ve “fikirlerini kabul ediyoruz, onu kabul etmiyoruz!” kakavanlığına vardılar… 1980’li yılların sonlarına doğru ismimi örtme çıkarına bağlı bir çeşni olarak doruklaşan bu kakavanlığın ilk iradecisi de, 1979-1980’de -Mehmet Fazıl’a- Erdem Beyazıt’tır… Üstad’ın vefatından sonra alelacele tertipledikleri “Necip Fazıl Özel Sayısı”nda -ne kadar Necip Fazıl’cı olduklarını(!) göstermiş oluyorlar; o vefat ettiğine göre?-, bu Erdem Beyazıt denen kubur faresi, “Necip Fazıl hakkında yazı yazanlar” diye 50 sene önceki makaleleri bile listeye koyarken, bir tek benim eserlerim ve ismim geçmiyordu… Hayyam gibi, “bin veresiye beri dursun, bir peşin yeter” hesabı dünya nimetlerini görür görmez hem de 55 yaşından sonra sapıtan bu adam, bu adam gibi sapık ve çöpten seviyelere muhatap olmuş benim kumaşım açısından mücerret bir remz hâlinde buğza hedef olmalı… Bugün meydan yerinin sokak başlarını tutmaya başlamış İBDA gençliğine bu vesileyle söyleyeceğim şudur:
— “Aşksız imân, merhametsiz aşk, öfkesiz merhamet, merhametsiz adalet olmaz!”
Eğer adalet hakkı olanı vermek demekse, “aşk” ve “nefret” kutuplarının sıhhatle tayininden sonra istihkak sahibine “gereken neyse” yapılmalıdır!..
S.M. Tilki Günlüğü C.5, s.405-409











One thought on “YÜRÜYEN BÜYÜK DOĞU’NUN DOĞUŞU”