TAHA ABDURRAHMAN VE HASAN MEZARCI VESİLESİYLE YÜRÜYEN BÜYÜK DOĞU

Alâaddin Bâkî AYTEMİZ

“İslâm Düşünce Enstitüsü (İDE) tarafından 31 Mayıs 2025 Cumartesi günü Çamlıca Camii 1071 Konferans Salonu’nda düzenlenen “Doğruluk Krizi ve Siyasal Aklın Yakıcı İmtihanı” başlıklı konferansa, İslâm düşüncesinin öncü isimlerinden Faslı Prof. Dr. Taha Abdurrahman konuşmacı olarak katıldı.”

Haber böyle başlıyor…

İslâm düşüncesinin öncü ismiymiş…

Peşinen söyleyelim, çağımızda Büyük Doğu-İBDA’dan başka İslâm düşüncesinin öncüsü yoktur. Adamın anlattıkları da zaten Büyük Doğu-İBDA’nın söylediklerinin yanında ne ki? Öncüymüş bir de… “Mihrakını bulamamış ama dikkate değer” denebilir, şöhretinden istifade etmek için başka türlü takdim de edilebilir ama, öncü demek için neye öncülük etmiş, ediyor? Bunlar kuru sıkı, ucuz pohpohlamalar…

Habere devam edelim:

“Arapça gerçekleştirilen programa simultane tercüme desteği sağlandı. Açılış konuşmasını Prof. Dr. Mehmet Görmez’in yaptığı programa çok sayıda akademisyen, yazar, öğrenci ve düşünce dünyasının takipçileri iştirak etti.
Görmez, onun son dönemde Batı’nın İslam coğrafyasına yönelik ziyaretlerini “cizye toplama seferleri” olarak değerlendirdiğini belirterek, ümmetin karşı karşıya kaldığı irade çöküşüne dikkat çekti.”

Cizye toplama seferleri…

İşte bu doğru bir tesbit.

Bakın bu seferi nasıl değerlendirmişiz:

Trump’ın İslâm dünyasına son yaptığı seferde -Türkiye dahil- Arap ülkeleriyle yaptığı silâh ve ticarî anlaşmaları kastediyor olmalı Taha Abdurrahman; bu konuda onunla hemfikiriz. Bu anlaşmalar, sıradan, ticarî silâh alım anlaşmaları değil; terörist Amerika’nın bizim gibi vasallarına silâh satışı kılıfında kestiği cizye-haraçlardır. (AKP rejimi 300 milyon dolarlık cizyeye, füze alım anlaşmasına imza attı. Bizim etimiz budumuz demek buna yetiyor, haracımız -şimdilik- 300 milyon dolar.)

Trump bu haracı sadece bizim de dahil olduğumuz müslüman ülkelere ve sözde bağımsız yöneticilerine değil, Kanada dahil -NATO üyelerinin savunma harcamalarını millî gelirin yüzde beşine çıkartma şartı ile- Avrupa’ya da kesmekte. Yani Arap ülkelerinden farklı olarak -bu yüzde 5’ten dolayı- biz, daha haraç ödemeye devam edeceğiz; NATO üyesi olduğumuz için…

Görmez’in, “irade çöküşü” diyerek havada bıraktığı meselenin aslı budur.

Yani, irade, esasen AKP iktidarı elinde çökmüş durumda.

Hatta o kadar ki, İngiliz Mehmet’in sağdan soldan dilenerek, tefeci faiziyle topladığı dolarlardan 10 milyarını, ABD’ye borç verdiler. Şimdi hiçbir işletme, tefeciden para alıp bunu bankaya yatırır mı? Ama iradesini Amerika’ya teslim etmişler bunu da yaptı. Tefeci ile banka arasındaki faiz farkını da nasıl olsa millete yükleyecekler; millet Amerika’nın kölesi. Müslüman Anadolu ahalisinin AKP eliyle köleleştirildiğine bundan daha somut delil olamaz. Yani artık bu kölelik düzeni Ortaçağdaki gibi açıkça cizye vererek, ele-ayağa pranga takarak değil, bu tür ticarî anlaşmalar vs üzerinden yürümekte. Ben çalışayım, çabalayayım, kazandığımı çocuk-çoluğuma yedirmek yerine Amerika’ya toka edeyim… AKP de ülkeyi yönetiyor olsun…

*

Taha Abdurrahman mış…

Öncüymüş…

Şimdi orada Selim Gürselgil dünya çapında eser veriyor…

Dünya çapında kelâmlarına kulak kabartılacak daha niceleri arasında Ali Osman Zor, Cem Türkbiner, Hakan Yaman, Aydın Alkan… Bunlar bir çırpıda aklıma gelen isimler…

Nerede bu Mehmet Görmez’ler ve diğerleri? Adamların derdi hakikat mi, makam mı? Boş yere mi bunları hıyanetin başına getiriyorlar? Esası örtmeleri, perdelemeleri vazifesini icra ettiler, etmeye de devam etmekteler. Yani Taha Abdurrahman’ın söylediklerinin doğru ve yanlışlığından öte, bu tür organizasyonların politik gayesi, gerçek politik tavrın temsilcilerinin ademe mahkûm edilmesine matuf, üzerlerinin örtülmesidir. Ademe mahkûm ediş, malûm Yahudi taktiği… Sonrada Yahudi’ye karşı filân… Sen ruhen o olmuşsun, fizîken ona karşı olsan ne? Ademe mahkûmiyet gayesine matuf olarak da Araplardan birini bulacaklar ve konuşturacaklar. Niye burada onun çapını aşan fikir ve adam mı yok? Türkiye’den çıkmış ve dünyanın beklediği fikrin temsilcileri burada, konuşturunsana! (Ama o zaman cizye ödeyenlerin irade çöküşü de ortaya çıkar değil mi?)

Yani, Büyük Doğu-İBDA karşısında ya büyük bir anlayışsızlıkla, aşağılık kompleksi ile Araplara müracaat ediliyor veya Büyük Doğu-İBDA’ya düşmanlıktan…

İnsan ve toplum meselelerinin çözümünde Taha Abdurrahman mı öncü, Büyük Doğu-İBDA mı?

Onların akıbeti, ahireti ve peşlerine taktıklarının mesuliyeti adına hangisi daha feci?

Düşmanlık mı, anlayışsızlık mı?

Ki…

Büyük Doğu-İBDA anlaşılmadan, Taha Abdurrahman gibi kişilerden de istifade edilemez. Zira onlar da kendilerine tutulacak bir aynaya muhtaç… Adam gelmiş, konuşturuyorsun; cizye verenlerden bahsediyor. Sen de o cizye verenlerden değil misin? Adam bunu görmüyor mu? Sana niye itibar etsin, adam yerine koysun? Bunu taktim eden de cizye veren adına zamanında kılıçla hutbe irad ediyordu… Yeltenişe bakar mısınız? Komik komik adamlar, ciddîyet rolünde…

Bunlar mamacılar.

Fikir haysiyeti filân…

Şimdi burada dünya çapında bir şey var ve bu, ya anlamadığından, ya da tâbi olmak nefsine ağır geldiğinden hiç esmiyor…

Düşmanlık yapıyor…

Ben bu psikolojiyi Hasan Mezarcı’da Metris Cezaevi’nde çok yakından müşahede ettim. Hani Mesih filân olma noktasına getirdi ya işi…

Malûm 28 Şubat süreci… Mezarcı’yı yakalayıp cezaevine getirdiler. Getirdiler ama dışarıda İBDA aleyhine her haltı yemiş bir tip. Koğuş mümessilimiz Ali Osman Zor Ağabey, “Şimdi bunu koğuşa almak dert; koğuşa almasak, cezaevinde olmadık hadiseler olsa, yine bunun üzerinden müslümanlara saldırı vesilesi yaparlar. Bunun bize bakışı da malûm. Biz müslüman olarak, buna, koğuşa gelmesini teklif edelim; kabûl eder veya etmez, en azından mesuliyet bizde kalmasın!” diyerek bize sövüp sayan adamı koğuşa davet etti. Bu da koğuşa geldi. Geldi ama ne! Adam kibir heykeli. Gayet üst perdeden konuşuyor; edalar, mimikler de ona göre… Kitap yazacakmış, özel masa vs istedi. Ayarlandı. Hatta ben de kâtibi oldum. O yazacak, ben daktilo edeceğim. Yazıyor yazmasına da, her sayfada üç, beş, on tashih var… “Hasan Ağabey, tashihler var!” diyorum… “Sakın ha! Bana sormadan yazdıklarıma dokunma!” diyor… Güvenmiyor. Nasıl güvensin? “Terörist” dediği, aşağıladığı, yarı yaşında bile olmayan bir çocuk kalkmış, koca müftüyü, milletvekilini, meydanlarda kükreyince onbinleri gaza getiren o koç yiğidi tashih edecek. Olabilir mi böyle şey? Ben kimim ki? Ama… Bir, iki, üç; ben her yazdığı sayfadaki tashihleri kırmızı kalemle işaretleyip düzeltmesi için önüne koydukça, görüyor ki, sayfa kırmızı kalem işaretleriyle gelincik tarlasına dönmüş… En sonunda pes etti, “Baki Bey, bildiğin gibi yap!” diyerek tashih işini bana bıraktı. Sonra, da baktı bu kitap yazma işi, şahit olduğu İBDA koğuşu manzarası karşısında mânâsız boş bir övünmeye dönecek, vazgeçti…

Yani bu arada İbdacıları tanımaya başladı…

O zamanlar en gençlerimiz, rahmetli Halil (Kantarcı), Aydın vs…

Şimdi adam bakıyor, ilim vs desen, bu gencecik çocuklar bile müthiş donanımlı ve kendilerini geliştirmeye devam ediyorlar.

Eee, mücahidlik desen…

Adam en fazla bir kaç yıl yatacak, o gencecik çocuklar idamla yargılanıyor… Yıllardır yatanlar ve yatacak olanlar da cabası… Mücahidlikte bu gencecik çocuklara bile asla yetişemez.

Tabiî bir taraftan da Kumandan’ın yazdıklarına da muttali olmaya başladı. Kumandan’ın seviyesi karşısında başı dönüyor, çapının yetmeyeceğini de görüyor.

Fikirde ve aksiyonda, müftülüğüyle, ilim adamlığıyla, milletvekilliğiyle, mücahidliğiyle bu koğuştakilere faik olacağı bir şeyi yok…

Nihayetinde Allah, Mezarcı’yı, İBDA aynası ile karşı karşıya getirdi…

Bu aynada kendi cüceliğini gösterdi.

Mezarcı’ya İBDA’ya boyun eğmekten başka yol kalmamıştı.

Ama nefs ve şeytana boyun eğmeyi, İBDA’ya boyun eğmeye tercih etti. İBDA’ya boyun eğmemek için üstüne çıkması gerekiyordu. Ya, “İlâh benim!” diyecekti ya da Mesih…

Kartal Cezaevi’nde, bunun kendini Mesih ilân edişini duymuştuk. Bunu Kumandan’a aktarınca, Kumandan’dan intibaen aktaracak olursam, “Mesih-kurtarıcı… Bu işin sistem çapında meseleleri, ekonomisi, hukuku vs var. Buyur bakalım İsâ Efendi!” demişti. Tebessümünü kattığı o meşhûr alaycı edasıyla…

Alaycı dediğime bakmayın… İslâm’ın böyle komik şahıslar elinde birilerine malzeme edilmesine acayip öfkesi vardı; imân öfkesi. Yani adam eline geçse boğup atacak ama… Bunu o alaycı eda ile perdelemeye çalışmakta: “Buyur bakalım İsâ Efendi!”

Devam edeceğiz…

Yazının önceki bölümleri:

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin