SURİYE’DEKİ SON DURUMA DAİR
Servet ideolojiye karşı: Aşırılık yanlıları Suriye’nin ganimetleri için savaşıyor
Fehim Taştekin
Şara, Esad sonrası Suriye’de neo-İslamcı yönetimi sağlamlaştırmak için Batı’ya kur yapmak, rakiplerini tasfiye etmek ve Emevi geçmişine başvurmak gibi eylemlerle güç kazanmak için kendi ilkelerinden vazgeçiyor.
Suriye’de Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) liderliğindeki silahlı grupların cumhurbaşkanı ilan ettiği Ebu Muhammed el Colani’nin (Ahmed el Şara) 14 Mayıs’ta Riyad’da ABD Başkanı Donald Trump’la el sıkışmasının ardından cihatçı koalisyonun geleceği merak ediliyor.
Yaptırımların kaldırılmasına karşılık Trump’ın dile getirdiği 5 koşul arasındaki yabancı cihatçıların ülkeden çıkarılması talebi, Colani’ye karşı bir cihatçı meydan okuma potansiyeli taşıyor.
Fakat bu Colani’nin ilk sınavı değil. Türk, Amerikan ve İngiliz istihbarat servislerinin mihmandarlığında El-Kaide/IŞİD militanlığından ‘makul’ cihatçılığa geçişteki stratejik transformasyonu zaten selefî-cihadî saflarda ayrışmalara neden olmuştu.
Rejim değiştirme mimarlarının gözünde “dönüştürülmeye değer örgüt” olarak ele alınmasında çekici faktör HTŞ’nin İdlib’teyken hükümet kurma, kendi bütünlüğünü koruma, rakiplerini tasfiye etme ya da içine alma yeteneğiydi.
Colani’nin El Kaide’den kopuşa tepki olarak ortaya çıkan Hurras el Din çatısı altındaki örgütleri silah zoruyla dağıtması söz konusu dönüştürücü ekibe ‘İşte bizim adamımız’ dedirtmişti.
El Kaide çizgisine yakın Ensar el Tevhid, Ensar el İslam, Ensar el Din, Ceyş el İzze ve Ulusal Kurtuluş Cephesi gibi örgütler de HTŞ’nin liderliğinde Feth el Mubin Operasyon Odası’na katılmıştı. Türkistan İslami Partisi (Uygurlar), Ecnad el Kavkaz (Kafkasyalılar), Ecnad el Şam (Çeçenler), Ceyş el Muhacirin ve’l Ensar (Kafkasyalılar) ve İmam Buhari Tugayı (Özbekler) da bu cepheyle birlikte hareket ediyordu.
Yeni Suriye’de bunlar arasındaki yabancıların ne olacağı temel bir sorun haline geldi.
HTŞ’yi Batılı aktörler nezdinde ‘makul’ ve ‘makbul’ kılan şey, Colani’nin 2013’te IŞİD, 2016’da El Kaide’den ayrılması, yani küresel cihadî çizgiyi terk edip mücadeleyi Suriye ile sınırlaması, hedefe yalnızca Esad rejimini koyması, yabancı cihatçıları da bu ulusal odağa çekmesiydi. Şimdi Trump’ın öne sürdüğü koşulu yersiz bulan çevreler diyor ki; “HTŞ’nin İdlib’i kontrol ettiği dönemde bu örgütler cihadın Suriye ile sınırlı olacağı şartını zaten kabul etmişti; haliyle başka bir ülkeye tehdit değiller.”
Trump’ın IŞİD hariç Suriyeli cihatçı grupların yönetimde olmasını makul sayıp sadece yabancı cihatçıların gönderilmesini istemesi esasen Suriye’ye müdahale eden blokun 2015’te İdlib’in düşüşünün ardından ortaya koyduğu çerçevenin dışına çıkıyor. Bunların kendi ülkelerine dönmesi ya da başka yerlere dağılmasından ziyade Suriye kazanında ‘pragmatizm’ virüsüyle eritilmesi stratejik bir tercihti.
Onlar açısından HTŞ küresel cihatçılığa karşı hem bir antidot hem de sert bir gardiyan haline gelmişti. ABD ile Avrupalı müttefikler arasına giren kara kedi İdlib’deki İslamcılardan ziyade IŞİD ile ilgiliydi. ABD, Batılılara Suriye’deki hapishane ve kamplarda tutulan IŞİD ve aile fertlerinin alınması için baskı yapıyordu.
Onlar ise parasıyla Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) gardiyanlık yaptırmaktan yanaydı. Yabancı cihatçıların Suriye’den çıkarılması şartı pek çok ülkenin işine gelmiyor.
Batı-Körfez medyasında bu grupların “Suriye devrimine omuz verdiği”, “Suriye’nin özgürlüğü için savaşıp bedel ödediği”, “Suriyelilerle evlenip toplumla kaynaştığı”, “cihatçıları atma girişiminin istikrarı bozacağı, Suriye’yi ve bölgeyi tehlikeye atacağı”, “sahilde Alevilere karşı suça karıştıkları meselesinin abartıldığı”, “bunların başka ülkeleri tehdit etmeden Suriye’de sükûnet içinde kalabilecekleri” yönündeki yorumlar bu tür kaygılar ya da önceliklerin ürünü.
Filistinlileri kovmaya benzemez
8 Aralık’ta Esad rejiminin devrilmesinin ardından Colani hem minnettarlığını göstermek hem de karşı cephelere geçmelerini önlemek için yabancı savaşçılara vatandaşlık vaat etti. Üstelik Ürdün, Mısır, Dağıstan, Türkiye, Doğu Türkistan, Tacikistan ve Arnavutluk’tan birer cihatçı komutanı tümgeneral ve albay rütbesiyle ödüllendirdi. Bu adımları atmasaydı belki yabancı savaşçılar meselesini daha sessiz bir şekilde geçiştirirlerdi. Ya da Colani yabancı cihatçılarla ilgili baskının bir yaptırıma dönüştürülmeden atlatılabileceğini düşündü. Şam’a giden heyetlerden gelen uyarılar üzerine dağıtılan rütbelerle ilgili kararın dondurulduğu öne sürülse de Colani geri adım görüntüsünden kaçınıyor. HTŞ tercihen bu konuyu muallakta bırakıyor.
Yabancı cihatçıları sınır dışı etmek Filistinli grup liderlerini postalamaya benzemiyor. Bunların gönderilmesi İslamcı dünyada ‘ihanet’ sayılacak; belki dağılmalara, kutuplaşmalara ve çatışmalara yol açacak. Özellikle cihatçıları vatandaşı oldukları ülkelere göndermek kıyamet kopma nedeni olabilir. Çünkü bunlar ya hapsedilecek ya da idam edilecek. O yüzden Trump’ın talebini tevil etme yoluna gidiyorlar.
“Yabancı cihatçıların üst düzey yönetim kadrolarına yerleştirilmeyeceği”, “bunların başta İsrail olmak üzere başka ülkeleri tehdit eden faaliyetlerde bulunmayacakları”, “yönetimle uyumlu olacakları”, “yeni Suriye projesini tehlikeye atanların kapı dışı edileceği” yönünde argümanlar geliştiriliyor.
Bu meselenin geçiştirilememesi halinde kurulmakta olan İslami rejimin ulusal ve uluslararası düzlemde selameti için çıkış yolları arayabilirler. Maslahat gereği sorun yaratan kişilere güvenli adresler bulabilirler. Anlaşmalı olarak sorunsuz yaşayacakları üçüncü ülkelere sessiz sedasız transfer edilmeleri gündeme gelebilir.
Eğer bu tür bir senaryodan gitmek isterlerse kamuflaj, barınma, toplumla kaynaşma ve seyahat özgürlüğü sunan kolay erişilebilir sığınakların başında Türkiye geliyor! Ankara’nın Colani’ye bel bağlayan Suriye siyasetinin başarısı için sunamayacağı hizmet yok. Musul ve Rakka’dan kaçan IŞID militanları Şengal’den köle pazarlarına taşıdıkları Ezidilerle birlikte Ankara, Çankırı ve Bursa gibi illerde barınmayı başardıysa HTŞ’nin müttefikleri haydi haydi kendine yer bulabilir.
Emevi devletini diriltme umudu yitirmeyenler bu uğurda her türlü yola başvurma konusunda pragmatizm madenini keşfetmiş gözüküyorlar. Hedefleri İslam devleti kurmak ama Suriye toplumunun farklı renklerinin bir gecede solmayacağı ya da siyaha bürünmeyeceğinin farkındalar. Pek çoğu yeni rejimin meşruiyet kazanması, yaptırımların kalkması ve kara listelerin silinmesi için Colani’nin göstereceği esneklik ve vereceği tavizlere hazırlar.
“Maslahat gereği” diyerek bunlara cevaz verebiliyorlar.
Pragmatizmin sınırları ve radikal ayrışma
Yine de pragmatizmin kesinlikle işlemediği hatlar var. Her şeyden önce Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) kafası bulanan ve hayal kırıklığına uğrayan İslamcıları kendine çekmek için fırsat yakalamış gözüküyor. IŞİD örgütün eski Suriye emiri Colani ve arkadaşlarını pragmatik tercihleri nedeniyle yoldan sapan, dinden çıkan, Allah’a ihanet eden mürtetler olarak görüyor. Aralarındaki düşmanlığın 2014’ten bu yana çok kan akıttığı da dikkate alınırsa Colani’nin IŞİD’e karşı uluslararası koalisyona katılmasında bir beis yok. Bu tercih HTŞ’nin kırmızı halılar üzerindeki yerini sağlamlaştırıyor.
HTŞ’ye bağlı iç güvenlik güçlerinin Şam kırsalındaki Batı Guta’da “IŞİD hücrelerinden ele geçirdik” dediği patlayıcı, silah ve roket atarları sergilemesi koalisyonla ortaklığa hazır olduklarının ufak bir göstergesi.
Fakat IŞİD’in yeniden çekim merkezi haline gelmeye bir dönemde Colani daha geniş katılımlarla yeni rejimi tahkim edemezse savunmasız kalabilir. Bunun için evvela tüm silahlı grupların zapturapt altına alınması ve bütünlüklü yeni bir ordunun kurulması gerekiyor.
Silahların devletin tekeline alınması hedefiyle silahlı unsurların yeni orduya entegre edilmesi süreci hedeflendiği gibi yürümüyor. HTŞ’nin Savunma Bakanı Murhaf Ebu Kasra 17 Mayıs’ta silahlı gruplara kendilerini feshedip orduya katılmaları için 10 günlük süre tanıdı. Sürenin bitiminde 130 grupla oturup konuştuklarını, önemli ölçüde başarı elde ettiklerini açıkladı ama yorum yapmaya değer bir tablo sunmadı.
Çıkan sorunların ideolojik ya da ilkesel tutumlardan ziyade makam, rütbe, yetki, bölge ve kaynakların paylaşımından kaynaklandığı söylenebilir. Bazılarının entegrasyonu daha hızlı ve kolay.
Ahrar el Şam, Ceyş el İslam, Ceyş el İzze ve Suriye Ulusal Cephesi gibi HTŞ’ye yakın örgütler şöyle ya da böyle yeni birliklerde yerine aldı. Türkmen birlikler dahil Türkiye’nin desteklediği Suriye Ulusal Ordusu bünyesindeki gruplar da adım adım yeni düzene aktarılıyor.
Fakat bu entegrasyonun düzeyi meçhul. Henüz ortada emir komuta zinciri, ulusal sevk ve idare düzeni yok. (10 Mart anlaşmasıyla paralel bir entegrasyon pazarlığının içinde olan Suriye Demokratik Güçleri 10 günlük ültimatomun dışındaydı. İsrail’in tehditkar bir tutumla devrede olduğu Süveyde merkezli Dürzî milislerin durumu da pazarlıklara tabii.)
17 Mayıs’ta verilen 10 günlük süre zarfında Türkistan İslam Partisi’nin (TİP) yeni oluşturulan 84’üncü Tümen’e katıldığı iddia edildi ama yerel kaynaklarca yalanlandı. TİP, Colani için çok değerli bir güç; ona kişisel koruma da sağlıyorlar.
IŞİD bir kenara Colani’nin kararlarını kategorik olarak İslam dışı görüp cephe açanlar da çıkıyor. Ki bunlar şaşırtıcı değil.
Mesela ocakta ortaya çıkan Saraya Ensar el Sünne (Sünnet Taraftarları Taburları- Ansar al-Sunnah Battalions) adlı grup, HTŞ’yi zorlayabilecek cihatçı potansiyele işaret ediyor. Telegram mesajlarında klasik bir İbn Teymiyye takipçisi oldukları izlenimi verengrup ‘Rafızi’ ve ‘Nusayri’ ifadeleriyle Şiiler ve Alevileri hedef alıyor. Grup şubat ve martta 15 kişinin öldürüldüğü Azre katliamı başta olmak üzere Hama, Humus, Lazkiye ve Şam’da Aleviler, Şiiler ve İsmaililere yönelik saldırıları üstlendi. Bu grup 10 Mayıs’ta Lübnan’ın Trablus kentinde ortaya çıkıp Alevi, Şii ve Dürzileri tehdit etti.
Grubun lideri olarak öne çıkan Ebu Ayşe el Şami’nin hakkında bilgi yok. Saraya Ensar el Sünne Colani ve müttefiklerini kâfir ilan etse de henüz yeni yönetimi fiilen hedef almış değil. Dediği şey; “Suriye’nin geleceğiyle ilgili mücadele henüz kesinleşmedi.”
Bunun yanı sıra Seyf el Bahr adlı bir grup da birkaç saldırıyı üslendikten sonra kayıplara karıştı.
Cihatçının üç hali
HTŞ yönetimi konusunda selefî-cihadî dünyada ayrışma da yaşanıyor. IŞİD, Esad rejiminin devrilmesinin ardından 12 Aralık’ta HTŞ yönetimine ‘mürtet’ deyip savaş açarken El Kaide’nin uykuya çekilen hücrelerini barındıran Hurras el Din 28 Ocak’ta kendini resmen feshetti. HTŞ tüm grupların kendilerini feshetmesini beklerden Hurras el Din zorbalar ve yabancı tehditlere karşı caydırıcı olmak için Sünni Müslümanlardan silahlarını muhafaza etmelerini istedi.
Küresel cihatçılığın iki kutbu arasındaki tutum farklılığı, IŞİD’in HTŞ saflarından kopacaklara göz diktiğini, El Kaide’nin de HTŞ’nin şeriat devletine yönelik vaat ettiği adımları görmek için bekleme odasına çekildiğini gösteriyor.
Bu süreçte söylemlerin keskinleşmesine neden olan iki kırılma yaşandı. Birincisi Colani’nin 13 Mart’ta ilan ettiği anayasa deklarasyonu rejimin yıkılmasını ümmet açısından büyük bir fırsat olarak gören İslamcılar arasında hayal kırıklığı yarattı.
İkinci kırılma Trump-Colani görüşmesiyle geldi. Bazılarına göre Colani siyasi kazanımlar için İslami hedeflerini sattı. Pragmatik kanatlar ise geçici anayasa belgesini yeterince İslami bulmasa da Colani’nin taktiksel davrandığını düşünüp sabır telkin ediyor.
Fakat bu savın cihadî dünyadaki tartışmaları dindirmesi zor gözüküyor. Selefi şeyhlerden Ebu Katade el Filistinî her ne kadar zor zamanlarda takiyye yapılmasına cevaz verse de “Allah’ın yasasına aykırı olan az bir mevzuat dinden çıkma ve irtidattır” diyerek Colani’yi uyardı.
Ürdünlü selefi ideolog Ebu Muhammed el Makdisi ise kafa uçuran tarzıyla Colani’yi İslam dairesinden sildi. HTŞ liderinin İslam şeriatı yerine uydurma kanunlarla hükmederek dinden çıktığını kaydetti. Makdisi, Colani’yi savunanları ya da destekleyenleri de kâfir ilan etti.
Makdisi, Trump-Colani buluşmasını aşağılayıcı bir dille yererken ilk dönem HTŞ’nin kuruluşuna ortak olan ve sonradan İdlib’i terk eden Suudi asıllı Şeyh Abdullah Müheysini eski müttefikini göklere çıkardı:
“Herkes terörist ilan edileceği korkusuyla kendisiyle fotoğraf çektirmekten korkarken, bugün Allah’ın yardımıyla ülkesini yaptırımlardan kurtarıyor, ülkesini uçurumdan ve iç savaşlardan çıkarıp büyükler arasına sokuyor.”
IŞİD de eski militanına çakmak için Trump-Colani görüşmesini kaçırmadı. Colani’yi ‘davaya ihanet eden’, ‘kafir’, ‘köle’ ve ‘Trump’ın önünde el pençe divan duran’ diye yerdi. Yabancı savaşçıları da HTŞ liderliğindeki yönetimden ayrılıp IŞİD’e katılmaya çağırdı.
İsrail faktörü
Suriye’deki yeni geçiş yönetimi içindeki unsurlarla bu ideolojik kapışmalar yaşanırken, İsrail’in Golan bölgesindeki işgali şimdilik büyük bir başlığı oluşturmuyor. Ancak Colani’nin Türkiye ve BAE yardımıyla İsrail ile ‘güvenlik mutabakatı sağladığı’ haberleri ayyuka çıktı. Hatta son olarak İsrail ile normalleşme ve güvenlik açılımına açıkça karşı çıkan HTŞ içindeki unsurlara karşı Hums’un doğu kırsalındaki el-Kum köyü yakınlarında bulunan Vadi el-Rabeeh’e ortak operasyonlar yapıldığı iddia edildi. Doğruysa, İsrail yardımıyla Colani’nin aygıtı içerisinde açık siyasi tasfiyelerin başladığına yoruluyor.
Hem IŞİD hem El Kaide hem de pragmatik cihadî çizginin Suriye’de farklı oranlarda karşılığı var. Fakat bir ülkeyi toprakları ve kaynaklarıyla birlikte kontrol etme, terör örgütleri listesinden devletler ligine yükselme, Emevi devletini yeniden kurma şansı gibi ayartıcı avantajlara bağlı olarak kantarın pragmatizm tarafı biraz ağır basıyor.
Kaynak: Cradle
Not: Yazarın fikirleri Adımlar’ın yayın politikası ve dünya görüşüyle uyuşmayabilir.










