MEDENİYET DİLİ
Burhan Halit KOŞAN
Mezar kazmayı da biliyoruz, satranç, dama, cüz ve Baduk-Go oynamayı da biliyoruz! Dil, XVIII Yüzyıl’dan itibaren ulus devletle eşanlamlı olarak kullanıldı. Bugün, günümüzde küreselleşmenin etkisi, bölünme korkusu, yönetici kliğin kendilerine karşı girişilecek ihtilâl korkusu, derdest edilme korkusu, adalet korkusu ve halkın gazabıyla yargılanma korkusu gibi sebeplerden dolayı “ulus devlet” anlayışının müzakere masasına yatırıldığını görüyor ve sobeleyebiliyoruz. Soyumuz İlhanlı, Atamız Oğuz Kağan!
Müesses nizâmın yaşadığı bu korkunun kokusunu her burun deliği alabiliyor ve her bir zihin yazgısını okuyabiliyor. Sistem bozuk, çarkları paslı ve kifayetsiz muhterisler köşe başlarını tutmuş.
Hürriyete giden yolun güzergâhı zihnimizden geçiyor. Müesses nizâm, insanların ceht ve çaba göstermekten vazgeçmesi için elinden geleni ardına koymasa da bıkkınlığa ve bezgin olmaya gerek yok, yılgınlığa gerek yok. Cumhuriyet derebeyliği, ahaliye karşı uyguladığı taciz ve tecavüz dilinden, tehdit ve işkence dilinden, şantaj ve soykırım dilinden bir kısım ödünlerle yoğun bakımdan çıkmayı ve totaliter dilini konuşmaya devam etmeyi düşünse bile aşiyan bekliyor ve “şapel” çağırıyor. Sadece maziye ve bugüne odaklananlar, yarını kaçırdığı için, ifşa ettiğim bu gerçeği kabul etmeseler de tecelli ettiğinde belki ayıkırlar.
Efem’in, yani mütefekkir MİRZABEYOĞLU’nun inşâ ettiği medeniyet diline merhaba diyen her bir insan ister farkında olsun ister farkında olmasın lisanı melezleşir. Hani demem o ki, Cumhuriyet derebeyliğinin enjekte ettiği zehrin etkisinden tamamen kurtulamasa bile “Ulus ötesi” anlayışın tohumu olan “İmparatorluk” zihniyetinin anlayışına, uygulamalarına ve bu anlayışın aracılık olmaksızın üretilip icra edilebildiği bir değişimin dönüşümünü yaşar ve zihniyet dönüşümüne katkı sağlar.
Takdir ederseniz ki, sessizce kuruyan veya yapay olarak abartılan bir derebeyliğin dili ile düşünmek, konuşmak ve yazmaya çabalamak, kaçınılmaz olarak her birimizi sınırları belli bir hapishanenin hücresine tıkılmaya sürükler. Cumhuriyet derebeyliğinin dilinden canımızı kurtarabilmenin ve sağ olarak çıkabilmemizin çok hoş sonuçları vardır ki, bu çıkışımız bir nevi Ergenekon’dan çıkışımız gibi hem hürriyete kavuşmamıza hem ulvi duygularımızla kucaklaşmamıza hem de mazimizdeki azametimize geri dönmemizi sağlar.
Evet, Efem’in bahşettiği “Lisan iz sürmek için var!” (1) feneriyle, yani medeniyet lisanı ile karanlıkta kalanları sobeleyebilir ve gölgede olanları günışığına çıkarabiliriz. Medeniyet dili ile hakikatle tanışırız, gerçeklerle yüzleşiriz ve güzel olan her şeyi bin bir kelime ve bin bir mânâ nüansı ile ifade edebiliriz. Cumhuriyet derebeyliğinin dayattığı “bir söz bir mânâ” anlayışı, ilkellikten başka bir şey değildir. Bir kelimenin bir mana ile sınırlandırılması özel, doğal veyahut türetilmiş bir mecaz değilse bu durum hem kelime hem mana soykırımıdır.
Akbabalar etrafımızı sardığına göre, aptalca bir şekilde ölmemek için uyanık kalmalı ve bir gözümüzle de etrafı kolaçan etmeye mecburuz. İster siyaset alanında olalım, ister cephe hattında olalım, ister fikir cephesinde olalım, ister ticaret hayatında veya nerede olursak olalım dikkatli olmaya, hayatta kalmaya ve tetikte olmaya mecburuz. Temkinli ve tedbirli olmak, yıkımın ve derebeyliğin mimarı olan cahillerin cesareti değil, tamir, tadilat, onarım yapanların ve medeniyet inşa eden “imparatorluk” zihniyetini taşıyan vakar sahiplerinin şiarıdır. Unutmayalım ki, egemenlik ve bağımsızlık artık devletlerin en yüce iradesi değildir; onun yeri, çekilmez kaprislerine “itaat etmeye ve köle olmaya yetecek kadar güçlü” insan görünümlü varlıkların oluşturduğu narkotik organizelerde veya çetelerin müşterekliğinde bulunmaktadır.
Doğruluk mu cesaret mi oyunu oynamıyoruz.
Her bir mahalleye ve sokak arasına kadar içimize kadar sızan cumhuriyet derebeyliği öyle bir sistemdir ki, muazzam miktardaki köleleri ve para kaynağı ile sıkı sıkıya ördüğü politik, ekonomik, askeri, akademik ve istihbarat operasyonlarıyla, emellerine doğru hiç durmadan ilerliyor. Ahalinin bu yapının oldukça gizli hazırlıklarından haberinin olmaması anlaşılabilir; yanlışları ve sapkınlıkları defnedilir, resimleri gazete manşetlerinde yayınlanamaz. Hiç bir icraatları sorgulanamaz, sırları açığa çıkmaz ve kendilerine muhalif olanlar da susturulur.
Bu derebeylik, organizasyonu için tehlike arz eden birini ilk aşamada o alandaki tetikçileri aracılığıyla infaz etmekten imtina etmez. Eğer, tehlike arz eden, alâkadar olduğu alanında infaz edilemez ise o zaman ya canına kast edilir ya aile fertlerini katledilir, ya itibar suikastı düzenlenir veyahut ekonomik olarak çöker veya çökertir. Kibir kulesinden seslenen iblis çocukları, derebeyliğinizin de sizin de “canınız cehenneme” diyebilmek için medeniyet dili ile birlikte gramer donanımımızın da olması şarttır. Cevap olmayan yerde cevapları bulmak ve ahalinin elini, dilini ve kalbini görünmez kelepçelerle bağlayan Cumhuriyet derebeyliğini hezimete uğratabilmek için de medeniyet dili ile birlikte gramer donanımımızın da olması şarttır. Düşünebilmek, direnebilmek ve yönetebilmek için medeniyet dili ile birlikte gramer donanımımızın da olması şarttır.
1- Salih MİRZABEYOĞLU / Üç Işık / Sayfa:124










