ANKARA SALDIRISI VE ORTAYA ÇIKAN HİSSÎ KOPUŞ

ANKARA SALDIRISI VE ORTAYA ÇIKAN HİSSÎ KOPUŞ

Psikiyatrist Prof. Kemal Sayar’ın Al Jazeera Türk internet sitesinin sorularına verdiği cevapları, yazımızın ilk bölümünde okudunuz.

“Çıkar ve yarar” etrafında yürütülen savaşların kitleler üzerinde meydana getirdiği psikoloji üzerine konuşulduğunda, psikologların bu konuda söyleyecekleri dikkate alınmalıdır.

Bu çerçevede Ankara’da saldırıya uğrayanların zihninde oluşan ilk soruya dikkat çeken Kemal Sayar, cevaplanması gereken problemi şu şekilde dile getiriyor: Yoğun acı ve buhran zamanlarında insanlar çok temel bir soruya cevap ararlar: ‘Niye benim başıma geldi? Neden şimdi?’

Bu sorunun cevabı, “yas tutanlar” açısından önemli olduğu gibi, –medyanın tüm gayretine rağmen– toplumun büyük kesiminde, Kürtçü Hareketin sebeb olduğu “hissi kopuş”un anlaşılması açısından da önemlidir…

Bu çerçevede;

Prof. Kemal Sayar’ın pek tabiî olarak ortaya koyduğu soruyu, “Cumhuriyet tarihinin en büyük eylemi sonrasında 100 kişi ölüyor ve özellikle büyük şehirlerde niçin kimse “terör”ü lânetlemiyor?” şeklinde de ele alabiliriz.

Bu çerçevede;

Sayın Sayar’ın tarihteki misâlleriyle çok daha iyi bildiği gibi, kitle psikolojisinde bir sorun, tek taraflı olarak ne denli güçlü dile getirilirse, problemin çözümünden o denli uzaklaşılmaktadır… Hele hele, Ankara Saldırısı’nın ardından medyanın tamamında görülen “asıl sorun olan Amerika Terör Örgütü ve onunla kurulan İşbirliklerini gözlerden kaçırma” davranışı, problemi çözmek arzusundan çok, sorunu derinleştirmekte ve kitlelerde yaşanan söz konusu kopuşu hızlandırmaktadır.

Bu çerçevede;

Türk Milleti, Batı’nın düşmanıdır ve hükümetlerin işbirlikçiliklerini aşan bir şekilde bu düşmanlık onun tarihî köklerinde mevcuttur. Dolayısıyla Batıyla işbirliği içerisinde kendi aleyhine girişilen faaliyetlerin de, -medya ne kadar örtmeye çalışsa da- farkındadır.

Amerika Terör Örgütünün projesi hâlinde AKP ile birlikte başlattıkları süreci bugün devam ettirmek isteyenler, daha dün Ergenekon, Balyoz ve benzeri siyasî ve hukukî birçok kumpası hükümetle beraber yürütmüş olarak, bugün bazı saldırılara muhatap oluyorlar… Söz konusu süreçte yaşananlar halk nezdinde bazı psikolojik travmalara sebeb olmuş ve bunun neticesi olarak Ankara’da yaşanan saldırı da, “hissî kopuş”u ortaya çıkarmış kabul edilebilir…

Bu çerçevede;

Daha da önemlisi bu kopuşu, son birkaç aydır artık geri döndürülmez hâle getiren bazı davranışlardır ki, bunun pratik sebeblerini samimiyetle konuşmadan, psikolojik tesirleri hakkında sağlıklı bir teşhiste bulunulamaz.

“Millet, niçin Ankara’daki saldırı’ya üzülmüyor?”

Kürtçü hareket için normal ve tabiî olarak görülen ve hiçbir ahlâkî değeri kabul etmeyen saldırılar, Türk Milleti açısından karakterine bitişik ahlâkî kırmızı çizgilerdir:

– Evinde uyuyan iki genç polisin katledilmesi…

– Hamile eşinin ve 4 yaşında çocuğunun yanında katledilen polis…

– Sakalı var diye 60 yaşındaki ihtiyarların, Kurban Bayramı’nda ihtiyaç sahiplerine Kurban dağıtan Yasin Börü gibi onlarca kardeşimizin katledilme biçimleri…

– AKP hükümetinin, saldırının sonuçlarına hizmet edercesine, iki gün boyunca katledilen Mehmetçik sayısını gizleyerek, Anadolu insanının hissiyatını örselemeye çalıştığı Dağlıca saldırısı…

– Hele hele, Türk Ordusu ve Milleti’nin ayrıca nefretini çeken, Malazgirt Jandarma Komutanı Binbaşı Arslan Kulaksız’ın eşinin yanında katledilmesi hadisesi… PKK’nın saldırının kararını alan kurmayları gibi, İslâm Milleti açısından da bu saldırı, son derece sembolik bir mânâ ifâde etmiş ve Malazgirt’te bu saldırıyı gerçekleştirenler, Türk’ün, Doğu Roma (Bizans) Ordusu’nu önüne katıp bu toprakları bize vatan yapan Taarruz Ruhunu-İradesini hedef aldıkları anlaşılmıştır… Tıpkı Terörist Conilerin, 4 Temmuz günü Türk askerine yaptığı saldırının sembolik mânâsı gibi.

Asıl travma da işte buralarda oluştu!

Dolayısıyla bu kopuşu gerçekleştiren bizzat Etnik Kürtçülüğün kendisidir. Ve bu sebeble Anadolu halkı “oh oldu” demese bile, Ankara Saldırısına tepki olarak “kahrolsun terör” diye de meydanlara çıkıp bağırmıyor…

Bu çerçevede;

Etnik Kürtçü hareketlerin Türk’e karşı onyıllardır yaşattığı “hissi kopuş”, “düşmanlaştırma”nın insan ruhunda yaşanan temel dinamiği olarak kabul edilebilir. Ve özellikle son yıllarda böylesi bir düşmanlaştırma ile Türk’e saldıran Etnik Kürtçülük, artık, söz konusu kopuşu İslâm Milleti bütünlüğünde de oluşturmayı “başarmıştır”.

Bu çerçevede;

Terör Örgütü Amerika ve 3 dönemdir devam eden AKP hükümetlerinin kendisine açtığı alanda özellikle son 7 yıldır “iç savaş çıkar ha!” diyerek sürekli tehdidler edildiğini unutarak yapılacak değerlendirmeler de eksik kalır. Ki, Ankara Saldırısı olmasa, ulusal medyada hiç de tartışılmayan PKK’nın bu tehdidleri üzerinden mevcut siyasetin yürütülmeye devam edileceği de unutulmamalı…

“Halkımız”, “Türk Milleti”, “İslâm Milleti”, ne derseniz diyin, hâkim olduğu topraklarda hiçbir zaman “iç savaş” propagandası yapmamışken, “şok ve dehşet saldırıları” ve tehdidlerle bu kopuşu gerçekleştirenler karşısında, artık “iç savaş” hissiyatıyla hareket etmekte. Kürtçü Hareketin, sürekli “iç savaş” söyleminde bulunmasının ardından Türk Milleti’nin bunu kabulüne, alınma-küsme hakkı olabilir mi?

Bu çerçevede;

Bir “iç savaş” veya “Türkiye’nin savaşa dahil olması” şeklinde de okunabilecek bu saldırı sonrasında, bu savaşın taraflarının yanlış olarak ifâde edilmesi toplum vicdanında dikkat çekmekte. Toplum, bu savaşın gerçek taraflarını bildiği ve hissiyatını ifâde edebilen araçlardan ve yayın organlarından mahrum olduğu için, bu tür saldırılar sonrasında Etnik Kürtçülüğün ve AKP başta olmak üzere düzen partilerinin eleştirdiği o tepkiyi veriyor.

Bu çerçevede;

Her defâsında olduğu gibi Ankara Patlamaları’nın ardından Etnik Kürtçülüğün ve ardına takılan Sol’un “tek taraflı mağduriyet” söylemlerinde bulunmaları, onları haklı çıkarmıyor. Siyasette politik bir başarı elde etmek için ilkesiz bir pragmatizm anlayışıyla, Türk’e karşı her türlü ahlâksız propagandayı ve saldırıyı meşru kabul ederek “haklılık” veya “haksızlık” nitelemelerini kendilerinde bir “hak” olarak görmek, söz konusu kopuşu arttıran bir diğer en önemli sebeptir.

Bu çerçevede;

Kitlelerde oluşan “travma”yı ele almak, yanlız travmaya sebeb olduğu söylenen hadiseyi değil, hadiseye doğru tarihî bir perspektifi zorunlu kılıyor.

Bu çerçevede;

İşgâlci Amerika-NATO Terör Örgütü ile işbirliği yapan hükümetlerin ve işbirlikçi hareketlerin, 25 yıldır, 5 milyon insanımızın katlederek coğrafyamızda sürdürdükleri terörün;

Bu işbirliğinden ve Batı’nın ezelî Türk düşmanlığından cesaret alıp Türk Milleti’ne ve onun kolluk kuvvetlerine saldırmanın ve son dönemde yüzlerce Anadolu evlâdının evine ateş düşürmelerinin ödülünün “Kürdistan” adında bir Siyonist Duvar kurulması olmayacağını bilmek gerekmez mi?

Bu çerçevede;

“Terör” kavramının özellikle vatan savunması yapan Mücahîdler karşısında, Batı Propagandasının bir ürünü olarak, gerçekte yaşanan savaşı gizlemek için, işgâle karşı direnen Kurtuluş Savaşçılarına konulmuş bir yaftalama olduğuna dikkat etmeli. Savaşın tarafları Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da, Filistin’de, Suriye ve Türkiye’de İşgâlci Hıristiyan-Yahudi Batılı güçler karşısında savaşanlar ve söz konusu Batılı güçlerle birlikte işbirliği içerisinde olan yapılardır… Eğer, “terör” kavramı etrafında bu savaş konuşulacaksa, söz konusu “terör”, “şok ve dehşet salmak” mânâsına asıl 2003 Irak Saldırısı’na çok açık bir şekilde “Şok ve Dehşet Operasyonu” adını veren Terör Örgütü Amerika ve onun bölgemizdeki bütün işbirlikçileri için kullanılmalıdır.

Bu çerçevede;

Yığınlarda travma oluşturan şeyin yapılan saldırılar değil, başta sözde “Türk”, özde ise tam mânâsıyla Amerika Terör Örgütü’nün medyası olan yayın organlarına inanıp, görmezden gelinen gerçekler olduğu anlaşılmalı.

Saldırıyı kim gerçekleştirmiş olursa olsun -ister yurtiçinden, ister yurtdışından-  besbelli ki ülkenin varlığı, birliği, dini, hepsi ile alâkalı bir saldırıdır. Dolayısıyla bu bir vatan savunmasıdır, din savunmasıdır. Saflar da ona göre netleşmeli değil midir?.

Bu çerçevede;

Prof. Sayar’ın “emniyet hissini alabora eder” diye ifâde ettiği terör saldırıları karşısında 6-7 Ekim ve Dağlıca Saldırısı’nın ardından meydanları dolduran millet, o günlerde kendi emniyetini tesis etmekteyken, bugün bir nevî, o emniyet hissi oluştuğu için mi çıkmıyor meydanlara?

Bu çerçevede;

11 Eylül’de Amerikan toplumunun yaşadığı travmanın sebeblerine bakmakla, Etnik Kürtçülüğü savunanların yaşadıkları travmanın sebelerine bakmak benzer sonuçlarla karşılaştırır bizi:

Amerika’nın içi politikasında, dünyanın %80’ine karşı işlediği suçlar ve cinayetlerden tam mânâsıyla haberdar olmayan yada umurunda olmayan toplum, saldırıya uğrayınca büyük bir travma yaşadı… Etnik Kürtçü Hareket ve ardınca giden Kürtçü Sol da özellikle İslâm Devleti karşısında Ayn el-Arab (Kobani) ve sonrasında 6-7 Ekim Saldırı’ları ile birlikte Amerika Terör Örgütü ile kurduğu açık işbirliğinin, toplumumuzda, “makul” ve “olabilir” olarak karşılanacağını zannettiği ve bunun Ankara Saldırısı sonrasında böyle olmadığını gördüğü için benzer bir travma yaşamakta…

Bu çerçevede;

Batı düşmanlığı bütün tarihinde görülebilecek Milletimizi inkâr ederek, Barbar Batı ile çok açık işbirlikleri kuran iktidarlar ve siyasi hareketler, bu ilişkileri sebebiyle toplumumuzda yaşanan hissî-duygusal kopuşlardan sorumludurlar. Etnik Kürtçülük de, tıpkı işbirlikçi hükümetler gibi o saflarda (Amerika, İsrail, Rusya, Avrupa Birliği) yer tuttuğu için de, Milletimiz, söz konusu saldırıya uğrayanların “sivil” olması bir yana, üzülemiyor.

Bu çok açık işbirliğine girdiğin güçler, İslâm Milleti’ne on yıllardır terör uygulayan Amerika Terör Örgütü ve müttefiki Batılı Terörist Devletler değil mi?..

Bu çerçevede;

İslâm Düşmanı Kürtçü Şövenistlerin vehmettirmeye çalıştıkları gibi “Diyarbakır kimsenin umurunda değil” demek ve hele buna kendisinin inandığı gibi, başkalarını da inandırdığını sanmak yanlıştır… Hayır, Diyarbakır herkesin umurunda ve kimse Diyarbakır’ın bir karış toprağının bile Terörist Batı politikaları doğrultusunda hareket eden bir yapıya vermek istemiyor. Gitmese de, görmese de, Diyarbakır herkesin umurunda… Ankara’da umurunda, Hakkari de; Bağdat, Trablus, Kabil, Gazze ve Şam da…

Bu çerçevede;

BM, NATO, AB üyeliği gibi boyunduruklara ne denli karşı olduğunu, Milletimizin böyle hadiselere verdiği tepkide de bulabilirsiniz.

Bu çerçevede;

Ankara’daki Saldırı ve benzerlerinin tek bir sebebi ve müsebbibi var; Yağmacı-Sömürgeci-Köleleştirici Batı Dünya Düzeni ve onun liderliğini elinde tutan Amerika Terör Örgütü!

Bu çerçevede;

Evlâtlarımızdan başlayarak, fert fert bütün çevremizde müşahâde ettiğimiz “psikolojik sorunlar”ı da, sosyal (Batı Hayat Tarzı), Ekonomik (Sömürü Düzeni) ve Siyasî (Batı Terörü) olarak içerisinde yaşamak zorunda bırakıldığımız Köle Düzeni’nde aramak, sorunlarımızın asıl kaynağını keşfettirici olacağı gibi, çözümünü de kolaylaştıracaktır.

Bu çerçevede;

Dilediğiniz kadar “ilmî” yaklaşın, Anadolu insanının sezgisini ve hissiyatını açık bir şekilde ifâde edemedikçe, “ilmî” izahlar havada kalır…

Bu çerçevede;

“Eğri” oturup değil, doğru oturup, dosdoğru konuşmak gerekir ki, Sayın Sayar’ın Ankara Saldırısı vesilesiyle ifâde ettiği “bugün, mızrakları gömme zamanı” ifâdesi, yaşanmakta olan fiilî durumun çözümü değildir. Böylesi bir çözüme “evet” demek, gücünü daima mahcup kullanan Türk Milleti için mümkün olsa da, elindeki mızrağı sürekli sallayanın tavrı karşısında bir teslimiyet ifâdesi olmaz mı? Sana mızrak sallayan karşısında, mızrağı istesen de gömemezsin.

Bu çerçevede;

Sahte “çözüm önerileri”nin sahteliğini fark edip, gerçek çözüm önerilerini dile getirmek samimiyetin göstergesidir:

Mızrakları gömebilmek (barış) için, yaşanan siyasî, iktisadî ve sosyal şartları aşıcı, bütünleştirici bir ideolojik formasyon, bir dünya görüşü lazımdır ki, topyekûn birlik ve beraberlik tesis edilebilsin. Ancak böylelikle, topyekûn birlik ve beraberliğimize kasteden mızraklar kırılır.

Bu çerçevede;

Prof. Kemal Sayar’a sorulan soruları, 1991 yılında Amerikan Terörüyle işgâle uğrayan Irak’lı bir Psikoloğa sorulduğunu ve cevaplar alındığını hayâl ediniz…

Böylece, uyuşturulan toplumlarda tramvaya sebeb olan şiddetin kaynaklarına doğru daha soğukkanlı bir bakış sahibi olabilirsiniz.

Şu farkla ki, Sayın Sayar’ın psikoloji mevzuunun içinden soğukkanlı bir biçimde ortaya koyduğu “çözüm önerileri” yanında, işgâl altında yaşayan Irak’lı Psikologlar, ellerinde silah, Irak halkına terör uygulayan Amerika ve işbirlikçilerinin karşısında Kurtuluş Savaşı’nı öneriyorlar.

Bu çerçevede;

İslâm Milleti’nin hiç de arzu etmediği bu kopuş, ortak şuur ve ortak ideallerden bir kopuştur aslında… Etnik Kürtçülüğün verdiği en büyük zarar da bu oldu:

PKK, söylemleriyle ve eylemleriyle, Ümmet Esası içerisinde kardeşimiz olan Kürt’ü, İslâm Milleti bütünlüğünün dışına çıkarmak istediğini, Türk’e hissettirdi. Ve Millet de, farkında olunsun veya olunmasın, söz konusu ortak idealler ve ortak şuuru gösteren Ümmet Bütünlüğünü korumak ve kollamak adına, bu kopuşa sebeb olanlarla bir kopuş yaşıyor.

Ortaya çıkan siyasî tablodan dolayı, Ümmet Esası’nı kabul edenlerin yaşadığı bu hissî kopuş, Etnik Kürtçülüğün ayrılmak istediği Ümmet Bütünlüğü’ne Müslüman Kürt’ü iade edebilmek için yaşanıyor… Ümmet esasına göre kardeş olduğu Kürd’ü, İslâm Düşmanlığı ile ait olduğu bütünlükten koparmak isteyenlerle yaşanan bir hissî kopuştur yaşanan…

Neticede bu gidişat, Türk Milleti’nin arzu ettiği bir kopuş olmayıp, Ümmet (İslâm Milleti) Bütünlüğünden kopmak isteyenler için kötü olacaktır.

Bu çerçevede;

Ankara’daki saldırı Türkiye’de bir “sis bulutu” oluşturmaktan ziyâde, onyıllardır vatanımıza çöken “sis bulutu”nu dağıtmış olarak da kabul edilebilir. Sahte Kutuplaşmalarla aldatılan insanımıza, gerçek kutuplaşmanın taraflarını ilhâm ettirmiştir.

Ve;

Ankara Saldırısı, geçtiğimiz hafta ifâde ettiğimiz “Küçük Amerika Düzeni-Telegram Düzeni’nin Ölümü”nün bir ilânı olarak da görülebilir ki, Etnik Kürtçülük de dahil bütün kesimlerin samimi olarak buna kafa yorması gerekmektedir.

Birlik ve bütünlüğün tesisi, gerçek kutuplaşmanın düşman safında yer alan Amerika Terör Örgütü ve bölgemizdeki işbirlikçilerine karşı olunarak elde edilebilir.

 

 

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: